// you're reading...

Kitap

Aşk | Elif Şafak

Aslında çok geç oldu bu kitabı okumak benim için. Bir kitap herkesin elinde varsa nedense o kitabı okumak istemiyorum. Anlamını yitirdi artık diyorum kendimce. Bir kitap meşhur olmaya görsün herkesin elinde dolaşır.

Bu kitap çıktığı ilk zamanlar yukarıda bahsettiğim şeyden dolayı almadım. Ama okuyanları gördüm. Harika diyenlerde vardı, beğenmeyen sıkıcı diyenlerde… Bir akşam Trabzon’un meşhur sokağı Uzun Sokak’ta yürürken dükkanını kapatmak üzere olan kitapçının dışarıya çıkarmış olduğu kitap rafına baktım. Pembe renk ile zaten kendini belli ediyordu. Adam “kesinlikle tavsiye ederim” dedikten sonra aldım. Ve o akşamı okumaya başladım…

Elif Şafak’ın daha önceden Med-Cezir Yazıları adlı deneme kitabını okumuştum. Araf kitabını okumaya başlamıştım ki sağolsun annem kitabın içeriğini ve sonunu anlattıktan sonra hevesim kalmadı. Kitabı aldığım tarih final zamanlarına denk gelmesine rağmen yine de aralıklarla okudum.

Akıcı ve sade bir dili olduğu kesin Elif Şafak’ın. Zaten Zaman Gazetesi’ndeki yazılarını da sıklıkla olmasa da takip ederdim. Başladım ve bir an önce bitirmek istedim. Kitaptaki 40 Kural’ın her birini merakla bekledim. Uzun zamandır roman okumuyordum. Önceleri roman okurken bir zaman sonra romanların bana bir faydası olmadığını anladığım anda bırakmıştım roman okumayı. Aynı şekilde kişisel gelişim kitapları da öyle… Bu yüzden de okumak geç oldu Aşk’ı. Sanırım okuduğum son roman 2 yıl önce Dan Brown’un Melekler ve Şeytanlar kitabıydı. Onunda yakın zamanda filmi çıktı. Haliyle Aşk’ı okuyunca insan daha bir merak ediyor Mevlana’yı… Bilmeyenler varsa söyleyeyim Mevlana’nın da hayatı film oluyor. Bakalım o filmde Aşk’ın satırlarını ne kadar göreceğiz.

Geçenlerde gazetede bu kitabı kül renginde gördüm. Neymiş efendim erkeklere pek yakışan bir renk değilmiş, kalabalık ortamlarda okurlarken tuhaf oluyorlarmış, herkes onlara bakıyorlarmış vs vs… Ve bu sebeplerden dolayı yeni basımlarda bu kitap pembe yerine kül renginde. Türkiye burası… Ne demeli ki…

Kitabı kesinlikle tavsiye ederim. Kütüphanenizde bulunması gereken kitaplardan biridir bence. Ve son olarak kitaptan altını çizdiğim satırlar…

  • Başkalarının kirli işlerini yaparım. Benim gibilerine de lüzum var şu hayatta. Allahüteala bile mukaddes nizamını kurarken, can alma işinde Azrail’i kendine tayin etmemiş mi? Böylece insanlar her ne felaket gelirse başlarına Azrail’den bilmişler. Ecel meleği lanetlenmiş, ondan çekinmişler. Bu sayede O’nun ismine zeval gelmemiş. Diyebilirsiniz ki; adil midir, reva mıdır bu Azrail’e? Ama zaten bu dünya pek de öyle adaletli sayılmaz, öyle değil mi?
  • Üçüncü Kural: Kuran dört seviyede okunabilir. İlk seviye zahiri mânâdır. Sonraki bâtınî mânâ. Üçüncü bâtınînin bâtınîsidir. Dördüncü seviye o kadar derindir ki kelimeler kifayetsiz kalır tarif etmeye.
  • Beşinci Kural: Aklın kimyası ile aşkın kimyası başkadır. Akıl temkinlidir. Korka korka atar adımlarını. “Aman sakın kendini” diye tembihler. Hâlbuki aşk öyle mi? Onun tek dediği: “Bırak kendini, ko gitsin!”
  • Akıl kolay kolay yıkılmaz. Aşk ise kendini yıpratır, harap düşer. Hâlbuki hazineler ve defineler yıkıntılar arasında olur. Ne varsa harap bir kalpte var!
  • Kusursuzdur ya Allah, O’nu sevmek kolaydır. Unutma ki kişi bir şeyi ancak sevdiği ölçüde bilebilir. Demek ki hakikaten kucaklamadan ötekini, Yaradan’dan ötürü yaratılanı sevmeden, ne layıkıyla bilebilir, ne layıkıyla sevebilirsin.
  • Şeriat der ki; “Seninki senin, benimki benim.” Tarikat der ki; “Seninki senin, benimki de senin.” Marifet der ki; “Ne benimki var ne seninki.” Hakikat der ki; “Ne sen varsın, ne ben.”
  • Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, “ne yapalım kaderimiz böyle” deyip boyun bükmek cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergâh bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hâkimisin, ne de hayat karşısında çaresizsin. Bunu anlatır Yirmi Dokuzunca Kural.
  • Aşk bir milâd demektir. Şayet “aşktan önce” ve “aşktan sonra” aynı insan olarak kalmışsak, yeterince sevmemişiz demektir. Birini seviyorsan onun için yapabileceğin en anlamlı şey değişmektir!
  • Aşık oldukları adamı sevgileri aracılığıyla değiştirebileceklerini zannetmek biz kadınlara özgü kadim bir gafletmiş meğer.

Talha Dereci
14.07.2009

Discussion

5 Responses to “Aşk | Elif Şafak”

  1. Renk konusunda yayımcılara hak veriyorum…
    Her kitap güzeldir,Sadece okunmak ister.

    Posted by Mağden | 15 Temmuz 2009, 08:37
  2. Yorumlama şekline ve samimi düşüncene katılıyorum..Evet maalesef içinde bulunduğumuz toplum bir şeyin ateşli savunuculuğunu yapıyorsa bende toplum dışı hareket etmeyi seçerek red ediyorum tavan yaptırdıkları prim verdikleri eylemleri..Bu bende kurtlar vadisine karşı antipati duymamı sağladıysada(tek bölüm bile izlemiş değilim),Aşk romanına karşı hayır!Burada dikkate aldığım, çoğunluğun belkide sadece ismine bakarak el kitabı olarak yanlarında taşıdıkları,ve kesinlikle inanmadığım ”kitabın sonuna bile gelmeden ellerinden bıraktıkları”,devam edip finali atlamadan gören varsa ”evet gerçek bir okur” dediklerim ve ayakta alkışlayacaklarım dışında romanın yazarının kim olduğudur..Elif ŞAFAK doğru bir roman yazdı,kurgulama ve gramer tamda duymak istediklerimizle bağdaşıktı..ancak emin olduğum birşey daha varki lütfen dikkat ediniz bu cümleme:Acaba kendini gerçek okur sanan ve sadece tatilde zamanını geçirmek için değilde,okuduktan sonra içine sindiren ve kendisine bir kaç kuralıda felsefe edineceğinin sözünü verenler kitabın sonundaki yazar söyleşisininde farkına varmış ve okumuşlarmıdır acabaaaa??:)))gülüyorum sadece..Bilinçli tüketicide olamaz bu toplum bilinçli okurda..

    Posted by TÜLİN | 10 Ağustos 2009, 16:41
  3. Atlamışım bir ekleme:Kitabın renk değişikliğinide Bir İLK olması adına alkışlıyorum..Estetik açıdan dikkatin çekildiği nokta zaten kitap satışına gerekeni katmadımı?Ancak bu değişiklik bizim cool türk erkeğimize gerekeni kattımı orası tartışılabilir:))

    Posted by TÜLİN | 10 Ağustos 2009, 16:47
  4. Renk konusunda hak veriyorum hemcinslerime. :)
    Pembe kapak, otobüslerde, dolmuşlarda filan pek tutmuyordu. Gerçi ben okuduktan sonra çıkartıldı kül rengi ama olsun. Bundan sonra okuyacaklar için iyi oldu bence.

    Posted by muhammed | 06 Eylül 2009, 11:59
  5. Ben bu konuda lütfen birkaç dakikanızı ayırıp DÜCANE CÜNDİOĞLU nun “AŞK PAZARINDA SATILAN HZ MEVLANA” başlıklı yazıyı okumanızı isterim…Birkaç satırından örnekler…

    — “Mevlâna…. İslâm âleminin Shakespeare’i!” (s. 38)

    Başka bir zaman olsa, bu denli bayağı bir benzetmeyle karşılaştığım daha ilk anda muhtemelen elimdeki kitabı -bir daha açmamak üzere- kapatır ve bir kenara koyardım
    ama okudum…

    ******

    Aşk’ın kuralları olur mu?

    Ne münasebet, Aşk’ın kuralı olmaz ki kuralları olsun!

    Aşk koşulsuz olandır. İçinde ‘çıkar’ ilkesinin olmadığı tek insanî edimdir. Külliyen hazdır. Bütünüyle zevktir. Süreç içerisinde oluşmadığından her türlü koşuldan, her türlü kuraldan âzadedir. Anî’dir; yani anda varolur; bir anda…

    Trafiğin kuralları olur, ama Aşk’ın kuralları olmaz!

    ******

    Elif Şafak’ın gönlü, acep şu akla zarar tamlamanın tüm günahını, mâşukların sultanı Şems-i Tebrizî’ye yüklerken hiç mi sızlamamış?

    — Gönlü Geniş ve Ruhu Gezgin Sufi Meşreplilerin Kırk Kuralı.

    (Üç defa üst üste yanlışsız telâffuz edebilene ödül vermeli!)

    Şems, güya diyesiymiş ki: “Bu kurallar benim için tabiat kuralları kadar evrensel, onlar kadar temeldir.” (s. 63)

    Tabiat kuralları kadar evrenselmiş! Acaba yukarıda yeni çağ filozoflarından Francis Bacon’ın veya John Locke’un bir şakirdi mi konuşuyor, yoksa 13. yüzyılın, o mucizelerin ve kerametlerin hükümfermâ olduğu âşıklar dünyasının yaramaz çocuğu Şems-i Tebrizî mi?

    Görünen o ki yazar kendi kelimelerini, kendi cümlelerini kimin ağzına koyduğunun hiç de farkında değil. Meselâ, Şems bir defasında çatıp kaşlarını söyleniyor: “Bu Allah’tan rol çalmak olur!” (s. 120)

    Peki ya, zavallı pirimiz Bâyezid-i Bistamî’nin başına gelenler?! O da güya şöyle demiş: “Hırkamda Allah var!” (s. 200)

    O da ne öyle, hâşâ, “Cebimde akreb var!” der gibi!

    *****

    Hataların ortak özelliği özensizlik; bir kısmı da yetersizlik!

    Türkçe Hz. Mevlâna’nın mürşidi Seyyid Burhaneddin’e lâyık görülen şu ifadeye bir bakalım:

    — “… ve Kur’an-ı Kerim’de yazan bir hükmü hatırlattım: Mümin müminin aynasıdır.” (s. 98

    Oysa Kur’an’da böyle bir ayet-i kerime yok! Aksine bu bir hadîs-i şerif. Öyle hadis literatürüne filân vâkıf olmaya da gerek yok, çünkü Şems-i Tebrizî Makalât’ında, Hz. Mevlâna ise Fîhimâfih’inde bu hadîsi şerh ediyorlar.

    Tam da burada, “Tanzimat ilan ettik değişen bir şey olmadı; iki defa Meşrutiyet ilan ettik, o da pek işe yaramadı; en son Cumhuriyet ilan ettik yine aynı tas, aynı hamam! Acaba şimdi de biraz ciddiyet mi ilan etsik?” diyen Sakallı Celâl’in kulakları çınlasın!

    ****

    Ne diyeyim sana ey tâlib, aşk’tan biraz haberdar olsaydın, aşka kurallar icad etmeye kalkışmazdın!

    Senin tüm günahın hakikat ile mecaz’ı birbirine karıştırmak!
    …..

    Posted by GüLiRaNa | 24 Eylül 2009, 14:10

Post a comment

Twitlerim