<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Talha Dereci&#039;nin Blogu &#187; Talha Dereci</title>
	<atom:link href="http://www.talhadereci.com/author/admin/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.talhadereci.com</link>
	<description>Siyaset, Medya, Kitap, Edebiyat&#039;a Dair Okumalar ve Notlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 07:53:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.4</generator>
		<item>
		<title>&#8220;Küfre Yaklaştıkça İnancım Artıyor&#8230;&#8221;</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/kufre-yaklastikca-inancim-artiyor.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/kufre-yaklastikca-inancim-artiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Feb 2012 07:53:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günce]]></category>
		<category><![CDATA[ismet özel]]></category>
		<category><![CDATA[kanla kirlenmiş evrak]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2693</guid>
		<description><![CDATA[İsmet Özel.. Aykırı bir ruh olduğu aşikar. Lakin nelere aykırı olduğu fazlasıyla değişken! İsmet Özel&#8217;i yeni keşfetmiş biri değilim. Balçiçek Pamir (İlter)&#8217;in Karşıt Görüş programında Ahmet Turan Alkan ile tartışmalarını izlemiştim. Epey şaşırmıştım görüşleri karşısında.. Fazla uçlarda ve &#8220;aşırı&#8221;lık vardı. Sonradan dediler ki &#8220;İsmet Özel&#8217;i izleme, siyaseten takip etme ama şiirlerini mutlaka oku..&#8221; Sonrasında meşhur [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İsmet Özel.. Aykırı bir ruh olduğu aşikar. Lakin nelere aykırı olduğu fazlasıyla değişken!</p>
<p>İsmet Özel&#8217;i yeni keşfetmiş biri değilim. Balçiçek Pamir (İlter)&#8217;in Karşıt Görüş programında Ahmet Turan Alkan ile tartışmalarını izlemiştim. Epey şaşırmıştım görüşleri karşısında.. Fazla uçlarda ve &#8220;aşırı&#8221;lık vardı. Sonradan dediler ki &#8220;İsmet Özel&#8217;i izleme, siyaseten takip etme ama şiirlerini mutlaka oku..&#8221; Sonrasında meşhur Amentu şiiri ile başladım kendisini okumaya. Çok farklı bir üslubu var. Alışık olmadığım türden. Bir şiir içerisinde 4-5 konuyu birden anlatan ve sonunda bir noktaya bağlayan.. &#8220;Adam yazmış!&#8221; dedirten orijinal sözler okuyorsunuz sürekli.. Okuduğum zaman çok beğendiğim ve uzun süre etkisinde kaldığım bir şiiri; Kanla Kirlenmiş Evrak (1972)&#8230;</p>
<p>Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.<br />
Aşklarım, inançlarım işgal altındadır<br />
tabutumun üstünde zar atıyorlar<br />
cebimdeki adreslerden umut kalmamıştır<br />
toprağa sokulduğum zaman çapa vuran adamlar<br />
denize yaklaşınca kumlar ve çakıl taşları<br />
geçmiş günlerimi aşağılamaktadır.</p>
<p>Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında.<br />
Ve rüzgar buruşturuyor polis raporlarını<br />
kadınlar fazlasıyla günaha giriyorlar<br />
bazı solgun gömleklerin çözük düğmelerinden<br />
çelik tırpan gibi silkiniyor çocuklar<br />
denizin satırları arasında.<br />
Gece arsızca kükrüyor paslı beyninde şehrin<br />
küfre yaklaştıkça inancım artıyor.</p>
<p>Karanlık sözler yazıyorum hayatım hakkında<br />
öyle yoruldum ki yoruldum dünyayı tanımaktan<br />
saçlarım çok yoruldu gençlik uykularımda<br />
acılar çekebilecek yaşa geldiğim zaman<br />
acıyla uğraşacak yerlerimi yok ettim.<br />
Ve şimdi birçok sayfasını atlayarak bitirdiğim kitabın<br />
başından başlayabilirim.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/kufre-yaklastikca-inancim-artiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal’in Sansürlenen Mektubu Üzerinden Bilim, Tarih, İslamiyet ve Araplara Bakışı Hakkında Analiz</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/mustafa-kemal%e2%80%99in-sansurlenen-mektubu-uzerinden-bilim-tarih-islamiyet-ve-araplara-bakisi-hakkinda-analiz.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/mustafa-kemal%e2%80%99in-sansurlenen-mektubu-uzerinden-bilim-tarih-islamiyet-ve-araplara-bakisi-hakkinda-analiz.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Sep 2011 15:48:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Özel Dosya]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk sansürlenen mektup]]></category>
		<category><![CDATA[atilla oran]]></category>
		<category><![CDATA[halil berktay]]></category>
		<category><![CDATA[taraf]]></category>
		<category><![CDATA[yazı dizisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2653</guid>
		<description><![CDATA[Taraf Gazetesi yazarı ve Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Halil Berktay uzunca bir süredir gazetede bir yazı dizisine imza attı. Yazı dizisi 9 Temmuz 2011 tarihinde başladı ve dizinin son yazısı 1 Eylül 2011 tarihinde yayınlandı. Yazı dizisindeki analizlerin başlangıç noktası; Atilla Oral’ın “Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu” adlı kitabı. 1931 [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Taraf Gazetesi yazarı ve Sabancı Üniversitesi Sanat ve Sosyal Bilimler Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Halil Berktay uzunca bir süredir gazetede bir yazı dizisine imza attı. Yazı dizisi 9 Temmuz 2011 tarihinde başladı ve dizinin son yazısı 1 Eylül 2011 tarihinde yayınlandı.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazı dizisindeki analizlerin başlangıç noktası; Atilla Oral’ın “Atatürk’ün Sansürlenen Mektubu” adlı kitabı.</p>
<p style="text-align: justify;">1931 yılında yeni lise ders kitaplarının hazırlanması aşamasında kitaplardaki İslâm Tarihi konularında, Zakir Kadirî adlı Arap-İslâm ilâhiyatı ve edebiyatı öğrenimini gören bir zatın çalışmalarına yer verilmek isteniyor. Lakin bu çalışma Berktay’ın deyimiyle; “Kemalist milliyetçiliğin istediği “Türk merkezli” bakış açısını değil, “Klasik İslâm merkezli” bir bakış açısını esas” aldığı için Mustafa Kemal tarafından hiç de hoş karşılanmıyor. Bu “hoşnutsuz” çalışmadan dolayı Mustafa Kemal Türk Tarih Kurumu’nu ikaz edip çalışmanın sahibi Kadirî’yi sansürlüyor. Lakin bu ikazdaki üslup –ilerleyen satırlarda görüleceği üzere- ciddi manada “şiddetli”. Mustafa Kemal’in TTK’ya yazmış olduğu bu ikaz niteliğindeki iki mektuptan ikincisinin el yazması fotokopisini Atilla Oral bir şekilde buluyor ve kitaplaştırıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Halil Berktay, bu kitap üzerinden yola çıkarak genel anlamda Mustafa Kemal’in bilim ve tarih anlayışını, İslam dinine ve bilime bakışını, Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisinin ne anlatmak istediğinden bahsediyor. Yine kendi deyimiyle; “ ‘Tek Parti, Tek Adam’ rejiminin röntgenini almak için” bu kitabı analiz ediyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazı dizisi içerisinde Mustafa Kemal’in Hz. Ömer hakkındaki “hileci ve düzenbaz” lafını, halifelik makamı için “maskaralık”, vahiy inancı için “safsata” laflarını kullandığını ve bunların analizlerini göreceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Yazı içerisindeki dipnotlar bana aittir. Sarı renkle vurgulanan yerler dikkat çekmek istediğim noktalardır. Dipnotların sorumluluğu bana ait olup, yazının içeriğindeki her türlü sorumluluk yazar Halil Berktay’a aittir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazı dizisi tarafımdan düzenip .pdf dosyası haline getirilmiştir. Analizlerinden dolayı Sn. Halil Berktay Hoca’ya teşekkürler…</p>
<p style="text-align: justify;">Dosyayı indirmek için <a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/09/berktay21.zip">tıklayınız</a>.</p>
<p style="text-align: justify;">&nbsp;</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Talha Dereci</strong><br />
<strong>2 Eylül 2011 </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/mustafa-kemal%e2%80%99in-sansurlenen-mektubu-uzerinden-bilim-tarih-islamiyet-ve-araplara-bakisi-hakkinda-analiz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Genelkurmay Başkanı&#8217;nın Cumhurbaşkanına Selam Durması</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/genelkurmay-baskaninin-cumhurbaskanina-selam-durmasi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/genelkurmay-baskaninin-cumhurbaskanina-selam-durmasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 01 Sep 2011 11:05:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günce]]></category>
		<category><![CDATA[abdullah gül]]></category>
		<category><![CDATA[başkomutanlık]]></category>
		<category><![CDATA[genelkurmay başkanı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2647</guid>
		<description><![CDATA[Bu fotoğrafı fazlasıyla abartan, altında başka şeyler arayan art niyetli insanların olduğu malum. Lakin bu fotoğraf normalleşmenin, askeri vesayetin günden güne hakimiyetini yitirdiğinin bir göstergesidir. Bakınız anayasanın 104.maddesi ne diyor; &#8220;Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. &#8230; Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil etmek..&#8221; Başkomutan sıfatındaki cumhurbaşkanına genelkurmay başkanının selam durmasından normal başka ne [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/09/1314864363-110831-113226-378767-cb.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2648" style="margin: 1px; border: 1px solid black;" title="Başkomutanlık" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/09/1314864363-110831-113226-378767-cb.jpg" alt="" width="520" height="267" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Bu fotoğrafı fazlasıyla abartan, altında başka şeyler arayan art niyetli insanların olduğu malum. Lakin bu fotoğraf normalleşmenin, askeri vesayetin günden güne hakimiyetini yitirdiğinin bir göstergesidir. Bakınız anayasanın 104.maddesi ne diyor; &#8220;Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. &#8230; Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil etmek..&#8221; Başkomutan sıfatındaki cumhurbaşkanına genelkurmay başkanının selam durmasından normal başka ne olabilir ki? Bir de şunu sormak lazım; Abdullah Gül&#8217;ün yerine Ahmet Necdet Sezer olsaydı bu kadar kıyamet kopar mıydı?</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Kemal Gözler de konu hakkında <a href="http://www.anayasa.gen.tr/cumhurbaskani.htm" target="_blank">şunları</a> dile getiriyor; &#8220;Yukarıda Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkilerini incelediğimiz bölümde gördüğümüz gibi, “savaş hali ilân etme” ve “Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine” ve “Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar verme” yetkisi Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Görüldüğü gibi bu alanda temel yetki, Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Ancak Silahlı Kuvvetler ile ilgili bazı konularda yetkinin yürütme organına ait olması kaçınılmazdır. Bunlardan birisi de “başkomutanlığı temsil” yetkisidir. 104’üncü maddeden açıkça anlaşılacağı gibi, başkomutanlık Cumhurbaşkanına verilmiş değildir. 104’üncü madde, Cumhurbaşkanına sadece “Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin başkomutanlığını temsil etme” yetkisini vermiştir. Bu husus, anayasanın 117’nci  maddesinde de açıklığa kavuşturulmuştur. Maddeye göre, “başkomutanlık, Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî varlığından ayrılamaz ve Cumhurbaşkanı tarafından temsil olunur”. Aslen Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî kişiliğine ait olan ve Cumhurbaşkanının tarafından temsil edilen bu başkomutanlık görevleri, yine Anayasanın 117’nci maddesinin üçüncü fıkrasına göre, Genelkurmay Başkanı tarafından “Cumhurbaşkanlığı namına yerine getirilir”. Dolayısıyla, burada başkomutanlık hakkında özet olarak üç şey söyleyebiliriz: 1) Başkomutanlığın sahibi, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. 2) Başkomutanlık, Cumhurbaşkanının tarafından temsil olunur. 3) Başkomutanlık görevleri Genelkurmay başkanı tarafından yerine getirilir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kanımızca, “Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin başkomutanlığını temsil etme” yetkisi, Cumhurbaşkanının “icraî” değil, sembolik ve törensel bir yetkisidir. Zira, yukarıda da belirtildiği gibi, başkomutanlık esasen Türkiye Büyük Millet Meclisine aittir. Cumhurbaşkanının bunu sadece “temsil” etme yetkisi vardır. Başkomutanlık görevi fiilen Genelkurmay Başkanı tarafından icra edilmektedir. Buna göre, Başkomutanlık adına icraî işlemler yapan makam Genelkurmay Başkanlığıdır. Bu nedenlerle, “Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin başkomutanlığını temsil etme” yetkisi, Cumhurbaşkanına tek başına verilmiş bir yetkidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/genelkurmay-baskaninin-cumhurbaskanina-selam-durmasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Selma Şevkli &#8211; Bir Ulusalcı Nasıl Düşünür?/Seküler Milliyetçiliğin Zihinsel Haritası</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/selma-sevkli-bir-ulusalci-nasil-dusunursekuler-milliyetciligin-zihinsel-haritasi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/selma-sevkli-bir-ulusalci-nasil-dusunursekuler-milliyetciligin-zihinsel-haritasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 31 Aug 2011 20:59:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[bir ulusalcı nasıl düşünür]]></category>
		<category><![CDATA[ferhat kentel]]></category>
		<category><![CDATA[seküler milliyetçiliğin zihin haritası]]></category>
		<category><![CDATA[selma şevkli]]></category>
		<category><![CDATA[ufuk kitap]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2640</guid>
		<description><![CDATA[Ufuk Kitap’ın Türkiye’yi Okumak adlı serisinin üçüncü kitabını Ferhat Kentel’in önsözünü yazdığı Selma Şevkli’nin “Bir Ulusalcı Nasıl Düşünür? / Seküler Milliyetçiliğin Zihin Haritası” adlı kitabı dolduruyor. Selma Şevkli psikoloji bölümünde lisansını tamamlarken (Hacettepe Üniversitesi) yüksek lisansını da Bilgi Üniversitesi’nde Kültürel İncelemeler üstüne yapmış, ABD’de sosyal bilimler ve özel eğitim alanlarında eğitim görmüş biri. Kitabın içeriğini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ufuk Kitap’ın Türkiye’yi Okumak adlı serisinin üçüncü kitabını Ferhat Kentel’in önsözünü yazdığı Selma Şevkli’nin “Bir Ulusalcı Nasıl Düşünür? / Seküler Milliyetçiliğin Zihin Haritası” adlı kitabı dolduruyor. Selma Şevkli psikoloji bölümünde lisansını tamamlarken (Hacettepe Üniversitesi) yüksek lisansını da Bilgi Üniversitesi’nde Kültürel İncelemeler üstüne yapmış, ABD’de sosyal bilimler ve özel eğitim alanlarında eğitim görmüş biri. Kitabın içeriğini de konu bakımından dikkate değer ve fikrimce alanında akademik çalışması nadir bulunan bir alandan seçmiş; bir ulusalcının “neleri nasıl konuştuğu”nun analizi. Aslında çoğumuzun bildiği ama akademik camiada veya sosyal bilimlerde tam olarak tanımlanmamış ve “ulusalcı” olarak nitelendirdiğimiz bu toplulukların hayata bakış açıları, üslupları, belirli konulardaki görüşleri saha çalışması metodu ile analiz edilmeye çalışılmış. Süreç içerisinde en küçüğü 21, en büyüğü 72 yaşında olan, Bostancı, Alibeyköy, Şişli, Çapa, Bakırköy, Beşiktaş, Bahçeşehir semtlerinden 17 kişiyle (akademisyen, işletmeci, yönetici, emekli, üniversite öğrencisi, mühendis, öğretmen, radyo programcısı, grafik tasarımcısı) bizzat görüşülerek bu kişilere bazı sorular soruluyor. Saha çalışması olması ve bizzat birinci ağızdan örnekler ile çalışmanın şekillendirilmesi eserin okunabilir ve gerçekçiliğini, inandırıcılığını göstermesi açısından önemli.</p>
<p style="text-align: justify;">Daha önce de belirttiğim gibi ulusalcı kavramı (Türkiye’deki örnekleri bakımından) daha henüz tam anlamıyla tanımlanmadığı için yazar öncelikle; milliyetçilik, sekülerizm, laiklik ve kutsallık kavramlarını açıklayarak en sonunda seküler milliyetçilik kavramını ortaya çıkartıp ulusalcı kavramını bu şekilde tanımlıyor. Bu tanımdan yola çıkarak, kitaptaki örneklerle bu tanımı harmanlayıp yukarıdaki belirtilen kavramlar ile birlikte analiz edildiğinde ulusalcı dediğimiz kişilerin birtakım özellikleri ortaya çıkıyor. Keskin çizgileri olmamak kaydı ve değişilebilirlik olasılığını da düşündüğümüzde ulusalcı profili şu şekilde tanımlanabilir; azınlıklara karşı “alerjisi” olan (özellikle Kürt ve Ermenilere), anti emperyalist, bir takım kavramları fazlasıyla kutsallaştıran/tabulaştıran (bayrak, vatan, Atatürk, cumhuriyet, Anıtkabir, İstiklal Marşı), sürekli tedirginlik ve endişe içinde olan, kendisi gibi düşünmeyeni ötekileştirmiş hatta bunu da aşıp onlara yaşam hakkı bile tanınmamasını düşünen, kendisi ile karşıt görüşteki insanları özellikle üstte belirtilen “kutsal” konular hakkındaki fikirlerinden dolayı “vatan haini, gerici, şeriatçı, yobaz, cemaatçi, AKP’ci, koyun sürüsü, türbanlı, çarşaflı, beyni yıkanmış” gibi kelimelerle tanımlayan, Kemalizm’i siyasi (ve kimi zaman dini) anlamda bir ideoloji olarak gören topluluklar. Şüphe yok ki bu toplulukların diğer özellikleri cumhuriyet mitinglerine ya katılmış ya da desteklemiş, Ak Parti’den ne yaparsa yapsın nefret eden, büyük çoğunluğu CHP’ye oy vermiş, CHP’den umduğunu bulamayanların MHP’ye oy verdiği ve çok az bir bölümünün de TKP, İP gibi partilere oy vermiş topluluklar.</p>
<p style="text-align: justify;">Kişilerin sorulara verdiği cevaplara geçmeden önce bu “zihniyet haritasının” başlangıç yerinden, olayın kökünden biraz bahsetmekte fayda var. Bu olayın başlangıcını Türkiye’nin modernleşme/batılılaşma sürecine kadar indirgemek yanlış olmaz.  Lakin milliyetçilik kavramının Türkiye’deki tarihsel gelişimini ele aldığımızda en yoğun yaşanılan ve ilk adres olarak gösterilebilecek dönem cumhuriyetin kuruluş yılları ve tek parti dönemidir. Devletin resmi ideolojisi olan Kemalizm’in alt yapısını oluşturan bu toplum mühendisliğinin amacı tektipleştirme, resmi ideolojiye “itaat” edecek aynı düşünen insanlar yetiştirme ve bir “milli” kimlik (Türk) inşa etmek. Bu inşa sürecini kabaca 3 dönemde anlatmak mümkündür. Birinci dönem, Atatürk’ün Samsun’a çıkışından cumhuriyetin kurulmasına kadar ki dönemde milliyet/millet kavramı daha çok Müslümanlık üzerinden tanımlanmıştır. Osmanlı Devleti’nin “küllerinden doğan” yeni bir oluşumun bu yönde ilerlemesi ve kendini bu şekilde tanımlaması normaldir. Meclisin dualarla açılması, mecliste tarikat mensuplarından din adamlarına kadar geniş kesimden “dini vasıflı” kişilerin bulunması, Atatürk’ün İslam, halife ve peygamber hakkında yapmış olduğu çeşitli söylemler bunu destekler niteliktedir. Yani bu dönemde dini karakter baskındır. İkinci dönem, ki bunu da cumhuriyetin kuruluşundan Büyük Buhran’a kadar uzatabiliriz, bu dönemde dinden bir anda ciddi ve büyük çapta bir “kopuş”, “uzaklaşma” görülür. Bunun yerine Türk kavramı daha ön plana çıkartılır. Dinin camilerde, sokakta, gündelik hayatta yer almasındansa gönüllerde yaşanması daha “makbul” görülür. Bu dönem “batılılaşma” uğruna “geleneklerden” vazgeçildiği/vazgeçilmeye zorlanıldığı dönemdir. En büyük gelenek olan din de bu dönemden fazlasıyla nasibini almıştır. Medreselerin kapatılmasından kılık kıyafet değişikliğine varan ve dinin sosyal, siyasal hayattan uzaklaştırıldığı bu dönemde “Türkçe konuş daha fazla konuş” gibi sloganlar eşliğinde Türk ırkının yüceltilmesi ve her iyiliğin, ilklerin altında Türk ırkının bulunduğunun anlatılması bunlara örnektir. Bu dönem sekülerizmin ortaya çıktığı dönem olarak da nitelendirilebilir. Kemalist inşa sürecinin son aşaması ise; 1929-1938 (1945’e kadar da uzatılabilir) arası olarak söylenebilir. Bu dönemde Türk kavramı daha da ön plana çıkartılmıştır ki dönemin dünyadaki örnekleri de dikkate alındığında milliyetçilik kavramının fazlasıyla abartıldığı ve ırkçılığın konuşulduğu, zihinlere yerleştirildiği bir dönemdir. Kafatası ölçümleri, safkan Türk ırkı oluşturma ve özelliklerini belirginleştirme, Türk kanının yüceltme bunun göstergesidir. Bu toplum mühendisliğinde hiç şüphe yok ki en temel araç eğitimdi. Türk milli eğitim sisteminin bu inşa sürecinden geçen, yıllarca bu sistemle büyüyen ve “gözünü açamayan” içinde bulunduğu durumun farkında olamayan bu nesillerin bir analizi bu kitap.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu zihniyetteki nesilleri bilmeyenler okurlar, kişilerin sorulara verdikleri cevapları okudukça hayli şaşıracaklardır şüphesiz. İşte “ulusalcı” dediğimiz bu kişilerin bazı görüşleri şunlar;</p>
<p style="text-align: justify;">“Ben Türklüğümden çok memnunum, nüfus kağıdımdan İslam’ı sildireceğim, İslam’ı kabul etmiyorum. Türk’üm yazdırmak en güzeli.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Cumhurbaşkanının eşinin türbanlı olması beni fazlasıyla rahatsız ediyor. Başörtüsü değil de beni dışarıda böyle temsil etmesi çok yanlış. Dışarıda terörist zannediyorlar direkt.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Benim yanımda başörtülü bir insan üniversiteye giremez. Köküne kadar karşı bir insanım. Şişli’de bayrağa saygı duyup AKP’ye oy veren kesim de oradaydı. Ve ben o insanlarla yan yana durmak istemediğim için gitmedim ve evde oturup ağladım.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Din üstüne kurulu bir devlet olmaya başlıyoruz. Halifelik geri getirilmeye çalışılıyor. Yurt belli yerlerde gizli anlaşmalarla satılıyor.”</p>
<p style="text-align: justify;">“[Ordu] Hemen [darbe] yapsın, 3 senedir yalvarıyorum. Dün de dedim, yapsın, caddeye çıkıp göbek atacağım. Çarşaflıları getirip sahile salıyorlar. E-muhtıra dediler heyecanlandım, fos çıktı. Türkiye bütün başörtülü oldu. Artık bizler azınlığız. Hastanelere bile girdiler. Bir sürü koyun sürüsü.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Atatürk’ten sonra hepsi vatanı sattı. Ecevit dahil zaten çoğu mason. Kürt olsam, başka şansım yok PKK’lı olurdum ama neden empati kurayım ki o benim düşmanım. O, şartlar ne olursa olsun o hatayı yapmış bir kere, artık düşman, düşmanla empati kurulmaz. Suçsuz bile olsa vururum.”</p>
<p style="text-align: justify;">“O zamanlardan bu zamana ileriyi gören bir insan. Hani diyorlar ya İsa dönecek gelecek, keşke onun yerine Atatürk dirilse de gelse.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Beni dünya standartları ilgilendirmiyor, Türkiye’de olamaz! Bence başı kapalı olan, sakalı olan, çarşaf giyen üniversiteye giremez, liseye de giremez. Bence eğitim de almamalı. Devlet dairesinde çalışamaz. Dine de karşıyım, türbana da toptan.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Benim için Türklük kavramı tehlikede. Çünkü çok fazla dinle paralel anılmaya başladı. İnsanlar artık Türk değil, Müslümanlar ama Türk diyorlar. Benim Türklüğümün hiçbir parçasını Müslümanlık oluşturmuyor. … Müslümanlık da zaten Türklerin zorla kabul ettiği bir şey. Zorla oldu bu. Türkler normalde güneş tanrısına inanıyorlardı. Türklük kavramının yanında dini kabul etmiyorum.”</p>
<p style="text-align: justify;">“Benim için milli kimliğim daha ön planda. Milliyet çok daha önemli. Din zaten benim için ikinci planda. İslamiyet olduğu için daha da geri planda. Belki Hristiyan olsaydım din meselesine bu kadar takmazdım.”</p>
<p style="text-align: justify;">Bu ve buna benzer bir sürü görüş var kitapta. Türkiye’deki demokrasiyi “fazla” hatta “iki numara büyük” bulan, başörtülüler karşısındaki nefretten dolayı “şeriatı darbeye tercih eden” ve “darbe olsun yeter ki şu pislikler temizlensin” diyen kimliğindeki din yerine Türk yazdırabilecek noktaya gelen kişiler bunlar. Şüphesiz ki bir genelleme yapmak uygun düşmez. Lakin ezici büyük bir çoğunluğun bu görüşlerde olduğunu ülkemizdeki birçok kişi bilmektedir. Bu durumun siyasal ve sosyolojik analizlerini bu gibi örneklerle analiz etmeye çalışan Selma Şevkli’nin bu kitabı ciddi manada alanının temel eselerlerinden biri niteliğinde. Mutlaka okunmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Talha Dereci</strong><br />
<strong> 31 Ağustos 2011 Ankara</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/selma-sevkli-bir-ulusalci-nasil-dusunursekuler-milliyetciligin-zihinsel-haritasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>&#8220;Yasalar Her Zaman Masum Değildir&#8221;</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/yasalar-her-zaman-masum-degildir.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/yasalar-her-zaman-masum-degildir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 29 Aug 2011 18:23:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sinema]]></category>
		<category><![CDATA[Videolar]]></category>
		<category><![CDATA[kağıt filmi]]></category>
		<category><![CDATA[sinan çetin]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2632</guid>
		<description><![CDATA[Türk yapımı filmlerde nadiren böyle sağlam bir fragman ve film var sanırım. Bunu da olsa olsa Sinan Çetin yapardı zaten. İşte filmdeki o şahane sahne&#8230; Yasalar her zaman masum değildir Müzeyyen Hanım… Bir sabah uyandınız ve birileri size diyor ki size &#8220;Sabah kahvaltısında zeytin yemek yasak&#8221; ne olurdu? + Sabah kahvaltısında zeytin yemeyiz – Yanlış! [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türk yapımı filmlerde nadiren böyle sağlam bir fragman ve film var sanırım. Bunu da olsa olsa Sinan Çetin yapardı zaten. İşte filmdeki o şahane sahne&#8230;</p>
<p>Yasalar her zaman masum değildir Müzeyyen Hanım… Bir sabah uyandınız ve birileri size diyor ki size &#8220;Sabah kahvaltısında zeytin yemek yasak&#8221; ne olurdu? + Sabah kahvaltısında zeytin yemeyiz – Yanlış! Her yasak kendi isyancısını yaratır&#8230; Zeytinseverler bir örgüt kurardı. Üzerinde zeytin dalı olan bir bayrakları olurdu. Zeytinlere özgürlük diye bir marşları olurdu. Şimdi soruyorum size &#8220;Zeytinseverler ayaklanıp dağa çıksa dağa çıkan mı sorumlu yoksa zeytini yasaklayan mı?&#8221;</p>
<p><iframe frameborder="0" width="560" height="322" src="http://www.dailymotion.com/embed/video/xd0ilg?width=560&#038;hideInfos=1"></iframe></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/yasalar-her-zaman-masum-degildir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Koşaner&#8217;e Göre Helal Süt Emmiş Asker</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/kosanere-gore-helal-sut-emmis-asker.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/kosanere-gore-helal-sut-emmis-asker.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 28 Aug 2011 22:14:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Not Defterim]]></category>
		<category><![CDATA[etyen mahçupyan]]></category>
		<category><![CDATA[helal süt emmiş asker]]></category>
		<category><![CDATA[ışık koşaner]]></category>
		<category><![CDATA[ses kaydı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2627</guid>
		<description><![CDATA[Koşaner&#8217;in &#8220;Bir de maalesef içimizde helal süt emmemiş arkadaşlarımız da çıktı. Maalesef onu da bulamıyoruz.&#8221; sözündeki en ilginç nokta, muhakkak ki &#8216;helal süt&#8217; metaforu. Koşaner&#8217;e göre askerin hatalarının kamuoyuna çıkmasına aracı olanlar &#8216;helal süt emmemiş&#8217; kimseler. Anlaşılan asker açısından &#8216;helal süt emmek&#8217; orduyu toplumdan, askerin çıkarlarını vatandaşın çıkarlarından daha üstün tutmayı ima ediyor. Diğer bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Koşaner&#8217;in &#8220;Bir de maalesef içimizde helal süt emmemiş arkadaşlarımız da çıktı. Maalesef onu da bulamıyoruz.&#8221; sözündeki en ilginç nokta, muhakkak ki &#8216;helal süt&#8217; metaforu. Koşaner&#8217;e göre askerin hatalarının kamuoyuna çıkmasına aracı olanlar &#8216;helal süt emmemiş&#8217; kimseler. Anlaşılan asker açısından &#8216;helal süt emmek&#8217; orduyu toplumdan, askerin çıkarlarını vatandaşın çıkarlarından daha üstün tutmayı ima ediyor. Diğer bir deyişle &#8216;helal süt&#8217; emmiş olmak, açıkça yalan söylemeyi, toplumu kandırmayı gerektiriyor. Burada epeyce kendine özgü bir etik anlayış görüyoruz&#8230; Otoriter zihniyetin bariz bir dışavurumu olan bu anlayış, kendisini ontolojik olarak doğru ve üstün gören bir kurumun, korunmak ve gücünü sürdürmek üzere her türlü etik dışı aracı kullanmayı meşru bulduğunu ortaya koyuyor. Yapılan iş ahlaka aykırı olarak algılanmıyor, çünkü &#8216;ahlak&#8217; ancak askerin mutlak üstünlüğünü kabul ettiğiniz andan itibaren oluşuyor. Böylece nasıl siyaset üstü bir ordunuz varsa, aynı şekilde &#8216;ahlak üstü&#8217; de bir ordunuz oluyor. Sonuçta &#8216;ahlaklı&#8217; asker, doğruyu savunan biri olmaktan çıkıp, ordu için doğru olanı savunan ve bu uğurda &#8216;doğal&#8217; olarak yalan söyleyen biri haline geliyor. Bunun basit adı yozlaşmadır ve Türkiye&#8217;nin ordusu Cumhuriyet&#8217;in öncesinden başlayan bir süreç içerisinde bu hastalıktan muzdarip.</p>
<p style="text-align: justify;">Etyen Mahçupyan, Zaman Gazetesi, 28 Ağustos 2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/kosanere-gore-helal-sut-emmis-asker.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üniversiteye Yeni Başlayacaklar İçin Tavsiyeler</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/universiteye-yeni-baslayacaklar-icin-tavsiyeler.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/universiteye-yeni-baslayacaklar-icin-tavsiyeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 24 Aug 2011 14:02:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günce]]></category>
		<category><![CDATA[üniversitelere başlayacaklara tavsiyeler]]></category>
		<category><![CDATA[üniversiteye yeni başlayacaklara tavsiyeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2609</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle hayırlı olsun. Uzun süren sınav maratonunun sonuna geldiniz ve çalışmalarınızın karşılığını aldınız. Kiminiz ailenizin yanında kiminiz ailenizden uzak bir şehirde yeni bir döneme başlangıç yapacaksınız. Tam da zorlu geçen uzun sınav sürecinden sonra rahatladım diye düşünürken daha da zorlu ve uzun bir sürecin ilk adımlarını atacaksınız. Amacım sizi daha en baştan korkutmak değil. Sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/08/02.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2610" style="margin: 1px; border: 1px solid black;" title="02" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/08/02.jpg" alt="" width="700" height="480" /></a></p>
<p style="text-align: justify;">Öncelikle hayırlı olsun. Uzun süren sınav maratonunun sonuna geldiniz ve çalışmalarınızın karşılığını aldınız. Kiminiz ailenizin yanında kiminiz ailenizden uzak bir şehirde yeni bir döneme başlangıç yapacaksınız. Tam da zorlu geçen uzun sınav sürecinden sonra rahatladım diye düşünürken daha da zorlu ve uzun bir sürecin ilk adımlarını atacaksınız. Amacım sizi daha en baştan korkutmak değil. Sadece ileride “keşke” dememeniz ve pişman olacağınız şeyler yapmamanız için şimdiden uyarmak. Çoğunuza bu sözlerim basit ve herkesin bildiği/söylediği şeyler gibi gelecek ama üniversitenizi bitirdiğinizde bana hak vereceksiniz.</p>
<p style="text-align: justify;">Tavsiyelere geçmeden önce üniversite kazanmayanlar için bir sözüm olacak. İlk senede veya ikinci senemde de giremedim diye üzülmeyin. Üniversiteye girmek sizin için bir hedef olmamalı. İlk önce yapacağınız şey; nelerle uğraşmaktan, hangi alanlarda vakit harcadığınızda mutluluk duyduğunuzu tespit etmek. Ve bu alanlara yönelik bölümlerde ve o bölümün okutulduğu en iyi üniversitede okumak sizin hedefiniz olmalı. Aslında bu durum liselerde sayısal eşit ağırlık gibi alan seçimlerine kadar indirilebilir. Bizim zamanımızda (!) bizlere söylenilen tek şey sayısalcı olmamız yönündeydi. Çünkü en iyi (maddi açıdan olsa gerek) bölümler oradaydı. Mühendis olabilirdin, doktor olabilirdin vs. Eşit ağırlık okuyacaksan sadece hukuk fakültesi kazanmanı beklerlerdi. Sözel bölüm mü? O yabana atılırdı hatta hor görülürdü. Zannedilirdi ki sözel bölümü herkes yapabilir, orayı yazmak ahmaklıktır. Dil bölümü hiç konuşulmazdı bile. Hâlbuki şu anda en çok atama yapılan iki meslek İngilizce ve Matematik öğretmenliğidir ki bunların alternatif olarak çalışabileceği birçok yer vardır. Yani sözün özü kendinizi ne yönde geliştirmek istiyorsanız ve hangi alanda mutlu oluyorsanız o bölümü seçin ve o bölümün en iyi olduğu üniversiteyi hedefleyin. Dört yıl boyunca hiç ilgilenmediğin bir alanda okumak, sınavlara girmek ve oradan mezun olmak boşa geçirilen vakit kaybıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gelelim üniversiteyi kazananlara. İnternetten üniversitenin fotoğraflarına bakmış, şehirdeki hayata dair bilgiler okumuşsundur mutlaka. Özellikle forum sitelerinde bu konularda “kıdemli” öğrencilerin yazmış olduklarını okuman sizin için faydalıdır. Üniversiteden Haziran 2011 dönemiyle mezun olan ben sana maddeler halinde bazı tavsiyelerde bulunacağım. Kulağına küpe olsun, önemsemezlik etme…</p>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Çoğu öğrenci ilk dönem özelde veya devlet yurdunda kalır. Kimileri okulu bu şekilde bitirir, kimileri de ilerleyen zamanlarda arkadaş çevresi oluşturduğunda eve çıkar. Eve çıkmak için acele etme! Okuldaki arkadaş çevren şahane olabilir ve arkadaşlarınla mükemmel bir uyum içinde olabilirsin. Ama insanların dışarıdaki davranışları ile ev halleri her zaman birbirine uymayabilir. Evde kalmanın sorumluluğu fazladır. Temizlik, fatura yatırma, kira, alışveriş, evin düzeni önemlidir. Bunlar dikkate alınarak ev arkadaşı seçilmeli. Bunlar dikkate alınmazsa faturaları her daim sen takip etmek, alışverişi sen yapmak hatta arkadaşının bile arkasını toplamak zorunda kalabilirsin. Aynı zamanda hiç şüphe yok ki arkadaşının yaşam biçimi de önemlidir. Geceleri eve geç gelen, sürekli arkadaşlarını eve getiren, sigara ve alkol kullanan bir arkadaş senin yaşantına ters düşüyorsa, karşındaki ne kadar iyi olursa olsun birlikte kalamayız diye kararını vermelisin. Bir sigara dumanı bile birlikte yaşamaya engel olabilir. Şüphesiz ev arkadaşının seninle aynı bölümden olması senin için büyük avantajdır</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Öğrencilikte en önemli şey para durumudur. Hele ki sadece devletten alacağın burs/krediye bağlıysan hayli tutumlu olmak zorundasındır. Ayın 7’si gelsin diye bekler, 6’sı akşamı saat 22’de bankamatiğin önünde sıraya girersin. Krediyi alınca bir rahatlarsın. İlk bir hafta şahane geçer. Sonrasında diğer ayın 7’sine kadar kıt kanaat geçinirsin. Arkadaşlarından borç alırsın kimi zaman. Ne kadar ben paramı harcamasını bilirim dersen de bir bakmışsın ki para bitmiş. Üniversitede çok para harcarsın. Dersler sonrası kantinler, arkadaşlarla gidilen halı saha maçları, canlı müzik geceleri vs vs. Hele ki yurtta kalıyor ve yemeklerini dışarıda yiyorsan bu senin için büyük masraftır. Kampüse yakın yerlerde öğrenciler için uygun fiyatlı lokantalarda yemek yemeye bak. Yemeklerini beğenmeme ihtimali yüksek olsa da KYK’nın yemekhanesinde yemek istersen uygun fiyata haftalık bilet alarak orada yemek yiyebilirsin. Önündeki bir haftayı değil, kalan üç haftayı da düşün.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Birinci sınıfta “zaman kaybı” veya “gereksiz” diyebileceğimiz bazı dersler vardır ki devam zorunluluğu yoksa zaten hiçbirimiz gitmeyiz. İnkılâp Tarihi, Matematik, Türk Dili ve Edebiyatı gibi derslerdir bunlar. Buradaki önemli nokta bu derslerin kitaplarını asla orijinal almamanız. Mutlaka üst sınıflarda veya piyasadaki ikinci el kitap satan yerlerde bu kitapları uygun fiyata bulmanız. Sonradan anlayacaksınız ki bu dersleri kitaba gerek duymadan da geçeceksiniz. Kendi bölümünüze yönelik alan dersleri kitaplarını orijinal almak isteyip kendi kitaplığınızı oluşturmak isteyebilirsiniz. Gayet de güzel olur. Lakin zaman ilerledikçe hangi kitabı orijinal almaya hangi kitabı ikinci el almaya değer olduğunu anlayacaksınız. Orijinal ve ikinci el alamadığınız durumlarda başvuracağınız yol kitabın fotokopisini çektirmektir. Lakin mutlaka üniversiteden mezun olduğunuzda alanınız ile ilgili temel kaynak niteliğinde orijinal ve üzerine kendinizin notlarını düştüğü bir kitap olmalı kütüphanenizde.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Okul başladıktan sonra belli bir süre herkes kendi arkadaş çevresini oluşturmaya başlar ve sınıfta gruplaşmalar olur. Hele ki 150-200 kişilik sınıflarda bunun olmaması mümkün değil. Bunun önünü almak mümkün değildir. Mecbur da değilsinizdir. Her arkadaşınız ile iyi geçinmeye bakın, herkes ile muhabbetiniz olsun lakin kendi “ekibinizi” de oluşturun. Mezun olduğunuzda “üniversiteden arkadaşım” diyeceğiniz ve irtibatta olacağınız kişiler samimi olduğunu bu “ekip” arkadaşlarınızdır. Sağlam, sıkı bir dostunuz mutlaka olmalı.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Size verebileceğim en büyük tavsiyelerden biri kendi kütüphanenizi oluşturmaya başlamanız. Öğrencilik hayatında okuma kitabına verilen para çok önemlidir. Mezun olduktan sonra insanlar hem kitap okumuyor hem de kitaba para vermiyor. O yüzden olabildiğince kitap okuyun ve kendi kitaplığınızı oluşturun. Kitap okuyabileceğiniz en iyi dönem bu dönemdir. Ve aynı zamanda gazete okuma alışkanlığınız yoksa bunu üniversite yıllarında alışkanlık haline getirmeye çalışın. Üniversitenin kütüphanesini ihmal etmeyin. Kitap alma durumunuz yoksa kütüphaneden okuma imkânınız var.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Okuduğunuz üniversite hem adı hem de eğitimiyle duyulmuş bir üniversite değilse hele hele kampus ortamı iyi değilse üniversite sizin için bir hayal kırıklığı olabilir maalesef. Şunu çok açık söyleyebilirim ki üniversite hayatını Amerikan filmlerindeki gibi düşünen birçok öğrenci var. Buna hazırlıklı olmalılar. Ülkemizdeki üniversiteler –birkaçının dışında- hiç de öyle Amerikan filmlerindeki gibi değil. Hem fiziksel koşullar, yaşam biçimi hem de derslerin işleyişindeki usuller bakımından. Ne demek istediğimi ilerleyen maddelerde açacağım.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Seçmeli derslerin seçiminde ve diğer derslerde üst sınıftaki öğrencilerden mutlaka tüyolar alın. Onlar sizden daha kıdemlidir ve hangi derste nelere dikkat edilmesi gerektiğini, hangi hocanın ne gibi şeylere takıntılı olduğunu, ne tür sorular sorduğunu, nelere önem verdiğini sizden daha iyi bilirler ve bunları biliyor olmanız sizin için büyük avantajdır. Üst sınıflardaki öğrencilerle mutlaka aranızı iyi tutun.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Derslerinize her akademik unvandan hocalar girecektir. Derslere girdikçe, hocalara analiz ettikçe anlayacaksınız ki “profesör olmuş ama adam olamamış” diyeceğiniz birçok hoca ile de karşılaşacaksınız. Kimileri siyasi açıdan sizin hayat görüşünüze ters düşecektir. 10 dakika ders anlatıp geri kalan zamanda sürekli siyasetten bahsedecektir. Kendisini sınıfın tek hâkimi olarak görüp söylediklerinin karşısında öğrencilere söz hakkı bile tanımayacak olan hocalarla da karşılaşacaksınız. Hatta bunlar çoğu zaman öğrenciyi not konusunda tehditkâr açıklamalarda da bulunabilmektedir. Evet, bunlar acı gerçeklerdir ve bu durum ülkemizin birçok üniversitesinde mevcut olan bir durumdur. Siyaseten ayrı düştüğünüz gibi dini konularda da ters düşebileceğiniz hocalarda olacaktır ki bu kısım daha risklidir. Bu noktalarda size düşen en büyük şey gerekli olmadıkça hoca ile tartışmaya girmemeniz. (Ben bunun aksini yapsam da…) Çünkü hangi hocanın size nasıl bir tepki vereceğini bilmezsiniz. Hele ki ilk kez ondan ders alıyorsanız. Bazı hocalar sırf sınıftaki “muhalifleri” veya kendisi gibi düşünmeyen öğrencileri ortaya çıkarabilmek için sınıfa bir laf atar sonrasında birçok kişi başlar konuşmaya. Lakin haklı olduğunuz ve mutlaka konuşulması gerektiğini düşündüğünüz konularda da sözünüzü sakınmayın. Ama bunu sakin bir şekilde usulüne uygun biçimde yapınız. Gönül “susmanızı” istemez ama maalesef üniversitelerimiz hala “özgür” ortamlar değil.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Öğrenci işlerindeki memurlar sizi fazlasıyla sinir edebilir lakin üzerinize alınmayın. Bu ülkenin her yerinde geçerli olan bir durumdur ve “bürokrasi” kavramını çok iyi açıklar.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Hocalarınız ile mutlaka aranızı iyi tutmaya bakın. Bu öğüdümü illa ki “menfaat” doğrultusunda da düşünmeyin. Selam verin, odasını gidip ziyaret edin, hal hatır sorun. Üniversite aynı zamanda “çevrenizin oluştuğu” yer olduğu için bu önemlidir. Hocanızın sizin adınızı bilmesinin, bir yerde gördüğünde hal hatır sormasının verdiği mutluluk başkadır. Hiç şüphe yok ki bu durum derslerinize ve mezun olduktan sonraki hayatınıza olumlu yönde yansır. Hocaları kastederken sadece derslerinize girenleri değil diğer bölüm hocaları ile sınavlarınıza gözetmen olarak giren araştırma görevlilerini kastediyorum.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>“Ben geçiş yapmayı düşünüyorum” derseniz şimdiden söyleyeyim boşa hayal kurmayın. Düzenli ve çok çalışmadığın sürece bu hayal olarak kalacaktır. Ve üniversiteye başlayan her 5 öğrenciden 3’ü bu şekilde düşünür. Bir tanesi halinden memnundur, diğeri de bunun olmayacağını bildiği için düşünmez bile… Benim tavsiyem notunuzu olabildiğince yüksek tutmanız ve 2.00’ın altına düşmemeniz. İleriki aşamalarda KPSS düşünüyorsanız notun pek önemi yoktur ama akademik kariyerde olmazsa olmaz şarttır. Notunun ne kadar iyi ise o kadar şanslısınız. O yüzden “kolay” diye düşündüğümüz dersleri mutlaka BA, AA gibi yüksek notlarla geçmeye çalışmalısınız. Özel sektörde de firmalar not ortalamasına dikkat edebiliyorlar.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>“Üniversiteye kapağı bir at gerisi kolay!” diyenleri sınav dönemlerinde sıklıkla yad edeceksin! Hele ki iki vize bir final ve yaz okulu varsa bu yad etmeler sıklıkla tekrarlanır. Sonradan anlarsınız ki LYS, YGS gibi sınavlar çok kolaydır. Bu yüzden mutlaka dikkate almanız gereken bir öğüt şudur; derslerde başarılı olmak istiyorsanız en önemli yöntem; dersi derste dinlemek, not almak ve eve gidildiğinde o notları temize çekmek. Bunu alışkanlık haline getirebilirseniz sınav haftalarında sıkıntıya girmezsiniz. Sınav zamanlarında hiç muhabbet etmeyen insanlar birbirlerine “dostum, kanka, hacı” gibi laflar etmeye başlar. Ders notu için ikiyüzlü ve aciz duruma düşen insan konumuna düşmeyin. Muhabbetiniz olduğu insandan ders notu tabi ki isteyebilirsiniz lakin hiç muhabbetiniz olmayan bir insandan sınav döneminde not istemek acınası bir durumdur. Başkasının notunu da her zaman anlamayabilirsiniz. O yüzden en iyisi ders anında kendi anlayabileceğiniz şekilde not almanız ve eksik noktaları arkadaşlarınızdan tamamlamanızdır. Bu şekilde büyük bir maddi tasarrufta etmiş olacaksınız. Sonrasında anlayacaksınız ki ders notları ve kitap konusunda fotokopiye harcamış olduğunuz paranın haddi hesabı yoktur. Bu şekilde yapmazsanız 300-400 (bazen 500-600) sayfalık kitapları sınavdan bir önceki gece “bitirmek” zorunda kalırsınız. Bir önceki gece diyorum çünkü düzenli çalışmayan bir öğrenci vize sınavlarına en fazla üç gün önceden –bazen sınav günü- final sınavlarına da en fazla bir buçuk haftadan önce başlar. Size şu an korkutucu gelebilir ama bir gecede 4-5 bardak kahve eşliğinde 300-400 sayfalık kitaplar bitirecek ve kendinize “Vay be neymişim ben!” diyeceksiniz… Bu arada &#8220;fix soru, kesin çıkar, banko soru, hoca ters köşe yaptı, resmen dipnottan soru sormuş, sınav kağıdını kendi önüne koysan yapamaz&#8221; gibi laflara alışmalısın.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Olabildiğince sosyal etkinliklere, panellere, konferanslara, seminerlere, sertifikalı eğitimlere (özel sektör düşünmeyen biri için sertifika pek de işe yaramaz, CV doldurmak için bire birdir) katılmaya bakın. Üniversitenin sosyal kulüpleri var oralarda zaman geçirmeye çalışın. Eğer ki okulunuz İstanbul ve Ankara’da ise çok şanslısınız bu konuda. Kendinizi geliştirebilecek ortamınız hayli fazla. Bu gibi etkinlikleri takip edin. Arkadaşlarınızla münazaralarda bulunun. Dergi, gazete gibi mecralar çıkartmaya çalışın, sanal ortamda fikri veya şahsi bloglar, web siteleri hazırlamaya bakın. Üniversiteye başlanıldığında erkek öğrenciler bilmiyorlarsa bilardo, okey, batak, pişti gibi oyunlar öğrenirler. Zamanlarının çoğunu batak masasında veya Play Station oynayarak geçirirler. Buna dikkat edin. Bunları yapmayın demiyorum elbet (ben de yaptım) lakin dengeyi iyi ayarlayın.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Acı bir gerçek ki öğrenciler üniversite yıllarında bazı kişiler tarafından “beyni yıkanarak” çeşitli ortamlara çekilerek menfaatler doğrultusunda kullanılabiliyor. Girdap filmi (2009) bunun bariz bir örneğidir. Din, siyaset ve kadın ile kandırılmak kolaydır. O yüzden girdiğiniz ortamları iyi seçin, yanlışın/günahın bulunduğu ortamlardan uzak durmaya çalışın. Sigara, alkol, uyuşturucu gibi zararlı maddelere de bu gibi ortamlarda başlanılıyor. Okul uzatmak bir yana koca bir hayatı, geleceğinizi mahvedersiniz. Pişman olacağınız şeyler yapmayın.</li>
</ul>
<ul style="text-align: justify;">
<li>Son olarak kısa kısa bazı noktalar. Final haftası &#8220;hiç çalışmadım&#8221; diyenlere inanmayın. Herkes çalışır, ama kimse söylemez. ERASMUS yapmadan mezun olmayın. Bu imkânınızı mutlaka kullanın. Yurtdışı deneyimi üniversiteyi uzatmana bile sebep olacaksa bunu mutlaka gerçekleştirin. Yanlış bölümde olduğunuza karar verdiyseniz okulu bırakıp istediğiniz bölüme hazırlanmaya başlayın durumunuz varsa. 1 yılın boşa geçmesi 4 yılın boşa geçmesinden daha iyidir. Asla sınıf ortamından birisiyle &#8220;çıkma&#8221;yın. Arkadaş ortamınızı mahvetmenize gerek yok. Müzik aletleri çalmayı öğrenin. Başlangıç olarak klasik gitar idealdir. Hazır çorba ve makarna yemeye alışın. Bunu yapmadan öğrenci olunmaz.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Üniversite yıllarınızı dolu dolu geçirmeye bakın. En güzel günleriniz bugünler olacaktır. Yolunuz açık olsun, başarılar…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Talha Dereci</strong><br />
<strong> 24 Ağustos 2011</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/universiteye-yeni-baslayacaklar-icin-tavsiyeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bilmeyi Düşünmeye Tercih Ediyoruz</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/bilmeyi-dusunmeye-tercih-ediyoruz.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/bilmeyi-dusunmeye-tercih-ediyoruz.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 23 Aug 2011 11:46:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Not Defterim]]></category>
		<category><![CDATA[bilgi]]></category>
		<category><![CDATA[internet]]></category>
		<category><![CDATA[neal gabler]]></category>
		<category><![CDATA[newyork times]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2573</guid>
		<description><![CDATA[İnternet sayesinde herhangi bir kişinin bilmek isteyebileceği her şeye anında erişebildiği görülüyor. Oysa geçmişte bilgiyi sadece bir şeyler bilmek için değil, aynı zamanda onu gerçeklerden daha önemli ve sonuçta daha yararlı bir şeye yani bilgiyi anlamlandıran fikirlere dönüştürmek için toplardık. Dünyayı sadece kavramaya değil anlamlandırmaya da çalışırdık ki, fikirlerin esas işlevi budur. Büyük fikirler bizim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">İnternet sayesinde herhangi bir kişinin bilmek isteyebileceği her şeye anında erişebildiği görülüyor. Oysa geçmişte bilgiyi sadece bir şeyler bilmek için değil, aynı zamanda onu gerçeklerden daha önemli ve sonuçta daha yararlı bir şeye yani bilgiyi anlamlandıran fikirlere dönüştürmek için toplardık. Dünyayı sadece kavramaya değil anlamlandırmaya da çalışırdık ki, fikirlerin esas işlevi budur. Büyük fikirler bizim dünyayı anlamlandırmamıza ve birbirimizi daha iyi tanımamıza yardımcı olur. Eskiden fikirlerin ana maddesi olan bilgi, son on yılda onların rakibi haline geldi. Öyle çok bilgiye boğulduk ki, bunu işlemden geçirmek isteseydik bile (artık çoğumuz bunu istemiyor) zamanımız yeterli olmazdı. Bilgi toplamanın bizzat kendisi de yorucu: Arkadaşlarımızın her biri belli bir anda, hemen sonrasında ve daha sonra ne yapıyor; Jennifer Aniston tam şu anda kiminle beraber; YouTube&#8217;da bu saatte hangi video popüler oldu? Aslında bizler Gresham Yasası&#8217;nın (&#8220;kötü para iyi parayı kovar&#8221;) bilgiye uyarlandığı ve önemsiz bilginin önemli olanları kovduğu bir ortamda yaşıyoruz. Ama Gresham Yasası bu ortamda fikirler için de geçerli ve önemli veya önemsiz bilgiler fikirleri kovuyor. Bilmeyi düşünmeye tercih ediyoruz çünkü bilmenin getirisi çok çabuk. Bilmek bizi olup bitenlerden haberdar ediyor ve başkalarıyla bağlantımızı sürdürüyor. Fikirlerin geride kaldığı bu dünyanın sosyal ağlar dünyasının ortaya çıktığı bir dönemde meydana gelmesi tesadüf değil.</p>
<p style="text-align: justify;">Neal Gabler, Sabah &#8211; New York Times Gazetesi, 22 Ağustos 2011</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/bilmeyi-dusunmeye-tercih-ediyoruz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Klasikler Serisi #01</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/klasikler-serisi-01.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/klasikler-serisi-01.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Aug 2011 17:55:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Müzik]]></category>
		<category><![CDATA[bryan adams]]></category>
		<category><![CDATA[everything ı do]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2546</guid>
		<description><![CDATA[Klasikler Serisi #01: Bryan Adams &#8211; Everything I Do Müziğin güzelliği, ahenki bir yana sözleri daha bir şahane.. Özellikle şu mısralar; You can&#8217;t tell me it&#8217;s not worth dyin&#8217; for (Bana bunu ölmeye değer olmadığını söyleyemezsin) *** Don&#8217;t tell me it&#8217;s not worth fightin&#8217; for (Bana bunun savaşmaya değer olmadığını söyleme) *** Don&#8217;t tell me [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Klasikler Serisi #01:</strong> <a href="http://fizy.com/#s/1hn2m3" target="_blank">Bryan Adams &#8211; Everything I Do</a></p>
<p>Müziğin güzelliği, ahenki bir yana sözleri daha bir şahane.. Özellikle şu mısralar;</p>
<p>You can&#8217;t tell me it&#8217;s not worth dyin&#8217; for<br />
(Bana bunu ölmeye değer olmadığını söyleyemezsin)<br />
***<br />
Don&#8217;t tell me it&#8217;s not worth fightin&#8217; for<br />
(Bana bunun savaşmaya değer olmadığını söyleme)<br />
***<br />
Don&#8217;t tell me it&#8217;s not worth tryin&#8217; for<br />
(Bana bunun denemeye değer olmadığını söyleme)</p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-2551" title="Bryan Adams" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/08/bryanadamshamburg.jpg" alt="" width="500" height="334" /></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/klasikler-serisi-01.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elif Şafak&#8217;ın Erkek Hali</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/elif-safakin-erkek-hali.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/elif-safakin-erkek-hali.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 22 Aug 2011 17:29:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günce]]></category>
		<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[elif şafak]]></category>
		<category><![CDATA[elif şafak erkek fotoğraf]]></category>
		<category><![CDATA[iskender]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2537</guid>
		<description><![CDATA[Son kitabı İskender ile gündeme oturan Elif Şafak en çok da kapak resmi ile konuşulmuştu. Kitabın kapağını hazırlayan Alametifarika Reklam Ajansı’ndan Uğurcan Ataoğlu, çekimlerin perde arkasında yaşananları Habertürk’le paylaşmış. Şafak’ın “İskender” romanının kapağının “Genius Within: The Inner Life of Gleen Gould” belgeselinin afişine çok benzediği öne sürülmüştü. Çekimler Londra’da yapılmış ve 12 saat sürmüş… Habere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/08/tumblr_lqar0vmCGD1qmtwqk.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2538" title="Şafak 01" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/08/tumblr_lqar0vmCGD1qmtwqk.jpg" alt="" width="450" height="287" /></a></p>
<p>Son kitabı İskender ile gündeme oturan Elif Şafak en çok da kapak resmi ile konuşulmuştu. Kitabın kapağını hazırlayan Alametifarika Reklam Ajansı’ndan Uğurcan Ataoğlu, çekimlerin perde arkasında yaşananları Habertürk’le paylaşmış. Şafak’ın “İskender” romanının kapağının “Genius Within: The Inner Life of Gleen Gould” belgeselinin afişine çok benzediği öne sürülmüştü.</p>
<p>Çekimler Londra’da yapılmış ve 12 saat sürmüş… Habere göre; “Erkek peruğu ekip, çekimin yapılacağı günün sabahı erken saatte bir araya gelindi ve önce Elif Şafak’a erkek makyajı yapıldı. Sonra 70’li yıllara göre önceden hazırlanan erkek peruğu takıldı. Ense uzun bulununca Elif Şafak sandalyeye oturdu ve gazetesini okurken bir güzel erkek tıraşı oldu. Ardından bit pazarından seçilen kıyafet kombinasyonlarını tek tek giyinerek denedi. Fotoğraflar, Londra’da yaşayan fotoğrafçı Timur Çelikdağ ile birlikte gerçekleştirildi. Çekimler için eski Londra dokusunun muhafaza edildiği bir sokağa yakın stüdyo kiralandı. Çekimler hem iç mekândaki soyut fonda, hem de sokaklarda yapıldı.”</p>
<p>Yakışıklı mı çıkmış ne?</p>
<p><a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/08/tumblr_lqarcloc3y1qmtwqk.jpg"><img class="alignnone size-full wp-image-2539" title="Şafak 02" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/08/tumblr_lqarcloc3y1qmtwqk.jpg" alt="" width="363" height="544" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/elif-safakin-erkek-hali.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

