// you're reading...

Kitap

Bilinmeyen Yönleriyle Osmanlı Padişahları | Mustafa Armağan

“İkincilik istatistiklere bir kayıttır. Tarih ise şampiyonları alkışlar!” demiş bir Carl Lewis. Kitaplarda hep bir şampiyonun öyküsünü okuduk yıllarca. Basitleşsin diye kuruluş, yükseliş, duraklama, yıkılma, dağılma diye ayırdık 700 yıllık geçmişi olan atalarımız Osmanlı İmparatorluğunu… Hep aynı tabirler, klişeler… Üniversite hayatında da o alanı okumuyorsan pek fazla bilgi alamıyorsun tarih konusunda veya Osmanlı hakkında… Rusların sıcak denize inmesi, kapitülasyonlar, savaşlar, denge durumları vs. Teorik bilgiler verildi ve zaman kaybı bahanesini kullanarak bizlere hiç Osmanlı Padişahlarından bahsetmediler. İşte bu noktada “isabetli bir kitap” dediğim Mustafa Armağan’ın Osmanlı’nın Mahrem Tarihi Bilinmeyen Yönleriyle Osmanlı Padişahları adlı kitabını okudum. Zevk aldım, ilginç bilgiler edindim kimi zamanda şaşırdım…

Piyasada birçok tarihçi var. Hepsini ayrı ayrı tanımıyorum. Zaten tarihe de o kadar meraklı biri değilim. Ama ara sıra bu tür kitaplar okuyarak bu alanda da kendimi doldurmuş oluyorum. Medyadan tanıdığım tarihçiler; İlber Ortaylı, sözüm ona Murat Bardakçı ve Mustafa Armağan. İlber Ortaylı’yı her kesimden kişi mutlaka bir şekilde duyup, okuma veya izleme fırsatı olmuştur. Her kesimden diyorum, nitekim hayatımızda her şeyin bir tarafı veya taraftarı olduğu için günümüzdeki bu popüler tarihçiler sırf çıktıkları TV kanallarına göre “bu adam tam bir solcu, bu koyu dinci vs” yaftasını üzerlerinde buluyorlar. Bu kanıya göre İlber Ortaylı “solcu”. Mustafa Armağan “sağcı” bir tarihçi… Yine tekrar edeyim bu gözlem Türk halkı tarafından verilmiş ve dayanakları sadece TV kanalı veya gazetelerdir… Murat Bardakçı’yı şahsen tarihçi olarak görmüyorum ki önceden kendisinden tarihçi olarak bahsederken, televizyonda ve kitabında yaptığı onlarca yanlışı ve çelişkileri Ortaylı ve Armağan söyledikten sonra kendisini “gazeteci” olarak tanıtmaya başladı…

Mustafa Armağan’ın gazetedeki yazıları ve değindiği noktalar her zaman ilgimi çekti ve okudum. Bu yazardan kapabileceğiniz en büyük artı; “doğru bildiğimiz yanlışları” öğrenmektir…

Kitaba gelince… 37 adet Osmanlı padişahının bilmediğimiz, kitaplarda fazla yazmayan özellikler anlatılıyor. İlk başları sıkıcı diyebilirim. İlk 10-15 padişahın kişisel özellikleri ve yaşam tarzı aynı olduğundan dolayı. Hızlı okunabilen bir kitap… Gereksiz ayrıntıya girilmemiş, can alıcı ve diğerlerinden farklı noktalar sade bir dille anlatılmış.

Daha önceden Mustafa Armağan’ın Timaş Yayınları’ndan çıkan kitaplarından herhangi birisini okuduysanız sayfalar arasında “Teneffüs” başlıklı kısa kısa anekdotlardan bahsettiğini görmüşsünüzdür. Sadece bu anekdotlar bile insana çok şey katabilir.

Mesela bir anekdottan öğrendiğimiz şey Atatürk’e ait bilinen “Köylü milletin efendisidir.” sözü Kanuni Sultan Süleyman’a aittir. Kanuni bir gün mahremiyle görüşürken onlara “Velinimet-i âlem ( dünyanın efendisi ) kimdir?” diye sormuş. Onlarda tereddütsüz “padişah efendimizdir” demişler. Kanuni bunun üzerine; “Hayır, dünyanın efendisi reâyadır ( köylü ) ki ziraat ve haraset emrinde huzur ve rahatı terk ile ihtisab ettikleri nimetle bizleri it’ham ederler.” Yani, tarım ve çiftçilik işlerinde huzur ve rahatlarını bırakıp elde ettikleri ürünlerle bizi doyururlar.

Buraya bir önemli bir dipnot düşmek isterim. Şu bir gerçektir ki; Atatürk’ün her alanda bir çok anlamlı vecizeleri vardır. Ama bazı sözleri vardır ki kendisi söylememiştir ama o cümlenin altında imzası vardır. Mesela; “Vatan mevzubahis ise gerisi teferruattır” sözü… Bu söz Atatürk’ün değil. Bunu bu kadar emin söylememdeki tek kaynak Utkan Kocatürk. Kaynağı sağlam biri. Atatürk çalışmaları ile tanınmış bir uzman Profesör Utkan Kocatürk. Kendisi aynı zamanda Atatürk Araştırmaları Merkezi Kurucu Başkanı. Kocatürk; “Bu bir Atatürk vecizesi değildir ama Atatürk’çe bir sözdür. Tıpkı, “İstikbal göklerdedir” sözü gibi. Bunlar Atatürk’ün söylev ve demeçlerinde yok. Ama millet tarafından Atatürk’e yakıştırıldığı, Atatürk gibi bir yaklaşım sergilediği için ona mal ediliyor. Millet diyor ki; ‘Bu sözü söylese söylese Atatürk söyler”

Ne güzel bir yaklaşım, ne kadar ince bir bakış..!

Satırları okurken kimi zaman “seni de padişah yaptılar ya!” da diyebiliyorsunuz “helal olsun!” da… II.Abdulhamid üzerinde diğer padişahlara nazaran daha fazla ve ayrıntılı durulmuş. Bir dipnot: Abdulhamid’i anlamak için Mustafa Armağan’ın “Abdulhamid’in Kurtlarla Dansı” kitabını okumanızı tavsiye ederim.

Yazımın başında da belirttiğim gibi bu yazarı okurken doğru bildiğimiz yanlışlar ile karşılaşırız. Mesela bazı yazarlara göre II.Selim Kıbrıs’ı kaliteli saraplık üzümlerden dolayı fethettiğini söyler. Ne kadar mantıksız… Ticaret yoluyla Kıbrıs’tan üzüm getirilemez miydi? O zamanlar II.Selim az biraz içiyordu. Bu yorum ona dayanıyor. Selimiye Camii’ni açtıktan sonra içkiyi bıraktı…

Sözü uzatmayayım. Bu kitap görünen tarihin görünmeyen yüzünü aralayan ufuk açıcı bir çalışma. Zevkli uslubu ve yüzlerce kaynaklardan süzülmüş bilgilerle okunulası bir eser… Tavsiyemdir…

İşte derkenar notları…

  1. Osman Gazi ayakta dururken, elleri dizlerini geçerdi. Bu tariften ya bacaklarının kısa veya ellerinin normalden uzun olduğunu öğreniyoruz ki; bu vücut tipi Halife Abdülmecid’e kadar 600 küsür yıl boyunca yaşamış görünüyor.
  2. Eski bir Türk kabile adeti vardır; Hıdrellez günü aşiret reisinin evi yağmaya açılırdı. Bey ile hanımı yanlarına hiçbir şey almadan evlerinden çıkarlar ve arkalarından aşiret mensupları hücum edip evi yağmalarlardı. Buna “Bey evinin açılması” denirdi. Osman Gazi yılda bir gün bunu yapardı…
  3. Osmanlı hanedanı erkek üyelerinden, yani şehzadelerden tek hacca giden Cem Sultan olmuştur.
  4. II.Bayezid Beyazıt Camii’ni açarken “Caminin açılışını ömründe ikindi namazının sünnetini hiç terk etmemiş kim varsa o yapsın” diye ilan etmiş, kimse ortaya çıkmayınca kendisinin çocukluğundan beri bu sünneti terk etmediğini söyleyerek anahtarı çevirmiştir.
  5. Topkapı Sarayı’nda bulunan ve sol kulağında incili bir küpe görünen resim genellikle Yavuz Sultan Selim’e atfedilirse de ona ait değildir. Kulağında küpe, hele bu resimdeki gibi incili bir küpe taşıdığı söylenemezse de, bazı yerlerde “mengûş” yani bakır bir halka taktığı rivayeti geçmektedir.
  6. Osmanlı padişahları içerisinde çok okumaktan dolayı gözlerinin bozulduğunu ve bu yüzden mercek kullandığını bildiğimiz ilk padişah Yavuz Sultan Selim’dir. Geceleri 3-4 saat uykuyla yetinirdi.
  7. Kanuni’nin adı, Kur’an-ı Kerim’den tefe’ül edilmek, yani rastgele bir sayfa açıp parmağın bir kelimenin üzerine konulması suretiyle Süleyman konulmuştur.
  8. Kanuni’nin Divanında tam 2779 gazel bulunmaktadır. Divan şairleri arasında en fazla gazel yazmış olan Zâtî’nin bile ulaşmış olduğu gazel sayısı 1825’tir. Kanuni böylece Divan edebiyatının gazel rekorunu kırmıştır.
  9. III. Murad’ın ağzından “Hayır” sözcüğü çok nadiren çıkmıştır. Bu da onun karakterini gösteren önemli bir ipucudur.
  10. III. Murad’ın 7 yıl kadar faaliyette kalan Rasathane’nin 1580’de yıktırılmasının, bazılarının iddia ettikleri gibi Osmanlı’da bağnazlığın yükselmesiyle bir alakası yoktur. Zamanın Şeyhülislamı Ahmed Şemseddin Efendi’nin rasathanenin yıkılmasını istemesinin sebebi, orada bilimsel gözlemler yapılması değil, tam tersine hurafe ve batıl inançlara fazla prim vermiş olmasıdır. Zira o dönemlerde rasathanelerin aynı zamanda uğurlu saatleri bulma, yıldızların konumlarında dünyevi olaylar hakkında sonuçlar çıkarma, kehanet vs. gibi bugün de bilim dışı görünen etkinlikleri ciddiye aldıklarını bilmemiz gerekir.
  11. Yılın yedi mübarek gecesi olan Regaip, Mevlid, Miraç, Kadir, Ramazan ve Kurban bayramları ile Berat gecelerinde camilerden kandil yakılması uygulaması III. Murad’ın emriyle başlamıştır.
  12. Beş vakit namazını cemaatle kılmaya özen göstermiş olan Sultan III. Mehmed inançlı ve Peygamber Efendimiz’e gayet saygılı olup Efendimiz’in her ismi zikredildiğinde ayağa kalkmayı adet edinmişti.
  13. I.Mustafa iki defa tahta çıktığı halde annesinin adı bilinmeyen tek Osmanlı Padişahıdır.
  14. I.Mustafa kadınları asla yanına yakınlaştırmamıştır. Bu yüzden haremdeki onca cariye bekar yaşamış ve bekar olarak ölmüştür.
  15. IV.Mehmed ata fazla binmekten boyu biraz öne doğru eğiktir.
  16. III.Ahmed Üsküdar’daki Fatma Sultan Sarayı’na giderek Marmara Denizi’ne bakan bir pencerenin önüne oturup kadınlarla birlikte nakış ve gergef işlediği rivayet edilir.
  17. III.Osman kıskançlığa varacak derecede bir kitap tutkunudur. Öyle ki, selefi olan I.Mahmud’un kütüphanesindeki kitaplarda üzerinden onun mührünün üzerini kağıtla kapatıp kendi mührünü bastırırdı.
  18. III.Mustafa talihe fazlasıyla inanırdı. Bu yüzden vezirlerini yıldızı yüksek olduğuna inandıkları arasından seçerdi.
  19. Ramazanlarda iftar ve sahurlarda top atarak bildirme geleneğini III.Mustafa’ya borçluyuz.
  20. II.Abdulhamid silah kullanmakta pek mahirdi. Nişan alarak duvarlara ismini yazar, havaya attığı madalyaları ortasından delerdi.

Talha Dereci
29 Temmuz 2009
ANKARA

Discussion

3 Responses to “Bilinmeyen Yönleriyle Osmanlı Padişahları | Mustafa Armağan”

  1. “II.Bayezid Beyazıt Camii’ni açarken “Caminin açılışını ömründe ikindi namazının sünnetini hiç terk etmemiş kim varsa o yapsın” diye ilan etmiş, kimse ortaya çıkmayınca kendisinin çocukluğundan beri bu sünneti terk etmediğini söyleyerek anahtarı çevirmiştir.”

    II. Bayezid’in bu teslimiyetine çok hayranım.
    Şimdi, Abdulhamid Han’ın nişancılık kabiliyetine de çok hayran kaldım.

    Teşekkürler Talha Abi :)

    Posted by Rahguzar | 31 Temmuz 2009, 20:18
  2. Çok teşekkurler kitabi okumak bi türlü nasip olmamıştı…

    Posted by leyl | 31 Temmuz 2009, 20:18
  3. Emeğine sağlık Talha….Çok güzel bir tavsiye sağolasın…

    İlk fırsatta okuyacam…

    Posted by MaSaL | 31 Temmuz 2009, 20:18

Post a comment

Twitlerim