Medya İletişim Bölümü & New Jersey’e Türk Valisi
2009-2010 Eğitim Öğretim yılı bugün açıldı. Herkeste bir telaş… Çocuklarını okula yazdırma uğraşları var velilerde ve çocukların da içten içe yeni bir ortama gireceği ve uzun yıllar bu tip ortamlarda bulunacağının korkusu… Kırtasiyeler ağzına kadar dolu. 1.sınıfa başlarken ki anlar aklıma geldi. Okulun ilk günü deyince aklıma ellerinde beslenme çantası ve suluk, sırtlarda kendi ağırlıklarından daha ağır bir çanta taşıyan, ütülü önlükler giymiş gözyaşı döken 6-7 yaşlarındaki çocuklar topluluğu geliyor. Ve velilerin mutlaka sınıfın içinde çocuklarını beklediği ve o ortama alıştırmaya çalıştığı günler… Her çocuğun birbirine şüpheli gözlerle baktığı anlar ve bir an önce eve gitsem diye düşünülen ve bu isteği belli etmek için daha da avazı çıktığı kadar ağlayan çocuklar… Ben hiç ağlamadım aksine anne babamın da yanımda olmasını istemezdim… Güzeldi… (daha fazla…)
Cem Garipoğlu & Gazete Tirajları
Arefe günü Tekirdağ Şarköy‘e gitmek amacıyla babam ile yola çıktık. Uzun yolculuklar müziksiz çekilmiyor o kesin. Araba için CD yapsam da MP3 formatında müzikler çalmıyor. Fabrika çıkışında orijinal olduğunda Track formatlı müzikler çalması ve çekme CD’lerde kaliteyi düşürmesi yani bir bakıma “Korsana Hayır!” demesi beni başka bir yöne çekti. NT Mağazalarıada gördüğüm Protech marka 2GB kapasiteli çakmaklık modülatö MP3 çaları aldım. Kendi hafızası dışında Flash Disk’in de takılabildiği ve enerjisini arabanın çakmaklığından aldığı bir MP3 çalar. Harika bir şey. Mutlaka tavsiye ederim. GittiGidiyor.Com’daki fiyatına baktığımda 2 GB fiyatları 40-50 TL arası değişiyor. NT Mağazaları’nda 35 TL’ye bulmanız mümkün.Ürün hakkında bilgi ayrıntılı bilgi almak için buraya bakabilirsiniz.
İstanbul’da Kapalıçarşı, Beyazıt, Fatih turu yaptıktan sonra son iftarı İstanbul’da açıp Tekirdağ Şarköy’e yolculuk başladı. Ve bayramın 1.günü akşamı Ankara’ya dönüş yaptım. (daha fazla…)
Kitaplı Hayaller Vadisi Üzerine
Abartmamalıyım belki ama Trabzon için son yıllarda yapılan en iyi organizasyon ve bir bakıma yatırım sayılabilecek bir şeydi bu yıl ilki düzenlenen kitap fuarı. “Kitaplı Hayaller Vadisi” sloganıyla Trabzon Zağnos Vadisi’nde 52 yazar ve şair okuyucularıyla buluştu. Kitaplar imzalandı, fotoğraflar çekildi, söyleşiler yapıldı. Amaç okuyan bir Trabzon oluşturmaktı. Ve bu amaç doğrultusunda atılan büyük bir adımdı bu bence bu organizasyon. Devamı geldikçe Trabzon ve geleceği için büyük bir yatırım olduğu anlaşılacaktır. (daha fazla…)
Alın İsmimi Verin Bana Çocukluğumu!
“İlk defa seni bu kadar neşeli ve mutlu görüyorum” dedi sevdiğim bir dostum çocukluğumu anlatırken. Anlattıkça gülüyorum, dört beş cümlede bir “Vay be!” diyorum, çayımı yudumladıkça bir yandan da efkârlanıyorum. Özlediğimi fark ediyorum o yılları. Her daim geçmişiyle mutlu olan ve yeri geldiğinde de övünen biri olarak o yılları özlemem normal elbette ama o günlere dönmek isteği fazlaca kurcalıyor kafamı son zamanlarda… (daha fazla…)
Gitmesen Be Muhsin Abi !
“Arkadan enseme vuruldu, kafam bir yere çarptı ve alnımdan aşağıya doğru ılık ılık kan aktı. Hakaret ede ede, vura vura götürdüler, ayakkabılarımı, çorabımı çıkarttılar. Bir kalasın üzerine sırtüstü yatırıldım ve iple bağlandım. Kollarım açık olarak, üzerime omzumdan bir kalas bağladılar, T şeklini aldım. Bir sandalyenin üzerine çıkartıldım. Kalas tavanda bir yere çengellere asıldı, sandalye altımdan çekildi, havada sallanarak boşlukta kaldım. O şekildeyken elektrik verdiler. İşkenceden ziyade soyundurulmuş olmaktan etkilendiğim anlaşıldığı için, sonraki sorgulara soyundurularak alındım. Bir ara omzuma bir ot yastık konuldu. Çok rahatladım. Herhalde birisi bana iyilik yaptı dedim. Ama bir müddet sonra yastık ağırlaştı… Dedim ki; “Şu yastığı öbür tarafa kor musunuz?” “Yasak lan!” dedi. Anladım ki yastık da işkencenin bir parçası. Yemek yok. Su içmek yasak… Bir psikolojik baskı gerekçesi olarak… Bir de cereyana verildiğimiz için, vücut susuz kalıyor, ani bir su içme halinde iç kanamadan ölümler meydana geliyormuş…” (daha fazla…)
Kendime Dair ( Özeleştiri )
* Sade ve sadece kendime…
Biliyorum ne umudum kesilmeli bu hayata karşı ne de boş vermeliyim… İnceldiği yerden kopan bu dünya zaten başlı başına bir dert iken, küçük şeylerden büyük sorunlar yaratmamalıyım. Her şeyi kafaya takmamalı, günlerce düşünmemeliyim. Filmlere ağlamak için gitmemeliyim… Hep slow müzik dinlememeli, şarkılarda derinlere dalmamalıyım. Sahile gidip saatlerce düşünce dalgaları arasında yürümemeliyim… Şemsiye varken yağmurda ıslanmamalıyım ağlaya ağlaya… (daha fazla…)
Takvimler Yenilenirken
Beyaz simli boyalarla dükkân camlarına hoş geldin yeni yıl yazısını okumaya alıştığımız yılın son günlerinden birindeyiz yine… Kalıplaşmış her yılbaşında olduğu gibi yine aynı muhabbetler, aynı süslemeler, aynı planlar, eğlenceler vesaire…
Yazılarında bir türlü “mutluluğu” anlatamayan veya yaşayamadığı için bu kelimeyi bir türlü kâğıda dökemeyen ben; her yılbaşında aynı şeyi söylerim; “Bak sevdiceğim hasretine bir yıl daha ekledim…”
Sürekli hasretlik yaşayan ve hayattan tek beklentisi “vuslat” olan benim gibi birinin yeni bir yıla girerken aklına getirdiği şey hep bu olmuştur. (daha fazla…)






