Savaşlar ve Yeşilçam
Benim için hiçe sayılan bir şey savaşlar
Zalim olduğum için değil
Yada vicdansız olduğum için de değil
Hayatımın zaten savaş olduğunu bildiğim için…
Evet benim hayatım hep savaşlarla geçti
Yenileceğimi bile bile ihanet kokan savaşlara girdim
Belki bir gün ihanete yenilmem diye…
Hep kalemimi savurdum tüm gücümle (daha fazla…)
Savaş Yaraları
Öyle bir sevdaydı ki bizimkisi;
Ölümden bile soğuturdu Azrail’i
Her nefesi ilk günkü gibi tazeydi
Ve son nefesi olmayacak bir sevda işte…
Birbirini kandırmak da yoktu
Yalan söylemek de…
Zaten akordu bozuk bu kentte
Yalancının mumu artık yanmıyordu bile (daha fazla…)
Polatlı Macerası
Hep terk edilmenin acısı vurdu beni
Terk edilmektendi gözyaşlarım
Ve umutsuzca bakışlarım…
Sanki oyuncağı elinden alınmış bebek gibiydim.
Dedim ya hep terk edilmenin acısı…
Ve ben bir tek terk edilmek;
Acı verir bilirdim…
Ve bir gün bende terk ettim.
Ne kadar kolay söylemesi demi?
Terk ettim… (daha fazla…)
Öylesine Sevdim ki…
Sebebini bir nedenden dolayı sevdim seni
Öylesine sevdim ki sana inat yaşamayı göze aldım
Öylesine sevdim ki sensiz geçen her salise yıkılışımdı
Öylesine sevdim ki içmeden sarhoş oldum
Öylesine sevdim ki;
Bir karşılık alamadım… (daha fazla…)
Önce Sev Sonra Unut
Küçükken tiyatroya önem verirdim
Her ne kadar rolümü iyi oynamasam da
Hep en basit rolleri alır
Güya tiyatroda rol oynardım
Yaptığım işler iki saatlik eserde
Bir dakika şaklabanlık yapmaktı
Bir gün büyüdüğümü
Zor rollerde oynayacağımı keşfettiler
En zor görevi verdiler
ÖNCE SEV SONRA UNUT!
Delicesine sevdim
Ama;
Unutamadım…
Küçükken ünlü olmak isterdim
Hep ilk sayfalarda manşet
En son sayfadaki güzel kadın fotoromanı
Kendime ait bir köşem
Dertlere derman olan bir yazar
Elime fırsat geçti
Edebiyatla da ilgileniyordum
Kendimce iyi bir yazar ve şairdim
Dediler ki isteklerini şartlara bağladık
Meslek kutsaldır
ÖNCE SEV SONRA UNUT!
Çok çalıştım hiçbir şey kazanmadım
Ama;
Unutamadım…
Küçükken kuş olmaya önem verirdim
Onun gibi masumca ölmek ve
Onun gibi özgür olmak isterdim
İstediğim yere yürüyerek değil de
Uçarak gitmek istedim
Çılgınlık yapmak istedim
Uçaktan paraşütle atladım
Hayvanlarla konuşmaya çalıştım
Ve başardım da
Kuşlara isteğimi bildirdim
Dediler ki;
Özgür olmak o kadar kolay değil,
ÖNCE SEV SONRA UNUT!
Artık ne sevdim,
Ne de unutamadım…
Tek bir şey öğrendim;
Yapılan her şey unutulacakmış…
Talha Dereci
Polatlı 2004
Ölümün Dakikaları
Bir gün ömrün kaldı dediler
Ne yapardım acaba?
Yılların hayalini mi gerçekleştirecektim?
Nasıl gerçekleştirilirdi ki?
Sensiz hayallerin ne anlamı vardı…
Seni seviyorum derdim belki
Ama ne işe yarayacaktı.
Hatırlatırım bir günlüktü yaşamım…
Saatler ilerliyordu ölüme doğru
Son 15 saat…
İnanır mısın ölüm seni bile unutturdu…
Ve yıllardır yapmadığım bir şeyi yaptım
Kendimi düşündüm…
Kendimi düşündüm düşünmesine de;
Meğer arkamda ne çok ağlattığım insan bırakmışım.
Ne sevenim varmış artık
Ne de sevdiğim…
Sen bile hayal kalmışsın bedenimde…
Ölüme son 10 saat…
Boğazdayım ve martılara bakıyorum.
Onlarda ölümü fark etmiş olmalılar ki;
Usulca feryat ediyorlar
Koca İstanbul’da…
Sesleri ne kadar duyulabilirse…
Seslerini duyurmak için bağırıyorlar
Ama nafile
Ölüme 6 saat…
Babamın mezarındayım.
Kurumuş bir çiçek koyuyorum toprağa,
Ve fısıldıyorum babama;
“Bekle beni geliyorum” diye…
Gözümdeki yaşları silmeye çalışıyorum.
Ama solmuş çiçeği,
Canlandırmaya çalışmaktan başka bir şey yapmıyorum…
Bir dua okuyorum.
O kadar kısa okuyorum ki duayı;
Sanki birkaç dakika sonra orda olacağımı biliyorum
Ve ondan dolayı duayı kısa kesiyorum.
Yüzüne karşı söylemek istiyorum
Dualarımı babama karşı…
Ve oradan da ayrılıyorum.
Ölüme 3 saat…
Ne yapabilirim diye düşündüm.
Bir ezan sesi duydu kulaklarım.
Semayı inleten bir ses…
Abdest almaya hazırlanıyorum
Sıcak suya alıştığı için bu beden;
Soğuk suyu görünce biraz irkiliyorum.
Ama abdestimi alıyorum.
Sanki kendi cenaze namazıma niyetleniyorum.
Son 1 saat…
Ve ben Allah’a dua ediyorum.
Gözyaşlarım bu sefer Allah aşkı ile akıyor…
Ölüm bana o kadar yakınlaşmıştı ki;
Esintisini ve sesini hisseder oldum…
Duam bitmesine rağmen kalkmak istemiyordum yerimden.
Öleceksem Allah katında öleyim diyorum.
Son 20 dakika…
Sende unutuldun hayallerde
Sanki her an Azrail gelecekmiş gibi…
Ölüme 10 dakika…
Ölümden korkmuyorum nedense;
Ama titremeye başlıyor ayaklarım…
Gözyaşlarım bir anda boşalmaya başlıyor.
Ölüme 5 kala…
Artık son anlarımı yaşıyorum
Hayatta iken geçmek bilmeyen dakikalar
Şimdi su gibi geçiyor zaman.
Ölüme 2 kala…
Artık etrafıma bakınmakla yetiniyorum.
Ölüme saniyeler…
Son 5 saniye…
Acı hissediyorum
Bir yangın başlıyor içimde,
Yandıkça yanıyorum.
Ve bir sessizliğe bürünüyor kalbim…
Gözlerim açık;
Veda ediyorum…
Talha Dereci
Olmadı Benim
Sararmış sayfaların arasında ;
Gül kuruttuğum bir defterim olmadı benim…
Gazoz içmek için oturduğumuz ;
Ve hesabını benim ödediğim bir sevgilim olmadı benim…
Yıllarca dokunmama rağmen ;
Süresi dolduğunda durmuş bir saatim olmadı benim…
Sadri’nin her zaman yaptığı gibi ;
Kapağını ayağımla kapayacağım bir buzdolabım olmadı benim…
Deli gönlümü eğlendirmek için ;
Yaz aşkı denilen bir sevgilim olmadı benim…
Türk filmlerindeki gibi , yolda çarpışıp ;
Yere düşün kitaplarını topladığım bir kızım olmadı benim…
İçimdeki günahları gösteren ;
Çatlamış bir gönül aynam olmadı benim…
İçine örtü , yazma , dantel koyacağım ;
Ana yadigarı bir çeyiz sandığım olmadı benim…
Kırlarda papatya falı yapan ;
Ve “seviyor” çıkan bir sevgilim olmadı benim…
Talha Dereci
Nemli Bir Karadeniz Akşamı
Güneş artık yüzünü göstermiyor
Dalgalar ise ; plajdaki kuma inat
Hayata tokat atar gibi sertçe vurmakta kıyıya
Onlarca çeşit ağaçlar ise ;
Hafif esen rüzgarda inliyor…
Bir yanda armut ağacı
Yapraklarını batmakta olan güneşe çevirmiş
Ne kadar daha enerji alabilirim düşüncesiyle…
Diğer yanda ise bir çam ağacı
En azından bir 20 yılı geride bırakmıştır
Baksana o yemyeşil dikenlerine
Sanki kendini koruma amaçlı bir silah değil de ;
Bir gül yaprağı kadar masum ve içten…
Şurada da uzunca bir kavak
Denizi seyretmekte usulca
Ve hayaller kurmakta gelecek için…
Ve tepesinde de bir leylek yuvası
O da seyrediyor güzelim maviyi
Bir de ana leylek var yavrularıyla birlikte
Ufuktan baba leyleği bekliyorlar
Baksana hasret ve özlem acısı onları da vurmuş
Bulutlar ise ala rengiyle kendini belli ediyor
Hafif bir sarılık
Güneşten kalma bir renk…
Biraz da turuncu ile kırmızı karışımı
Bu da güneşin batışından olsa gerek…
Bir de deniz mavisi vardı
Nemli bir Karadeniz akşamı bu işte !
Bir yanda mavi
Bir yanda da yeşil
Mavi ile yeşilin dansı yani…
Doğa dedikleri bu herhalde
Hayat ise ; doğayla kendini tatmin etmekte…
Talha Dereci
28.07.2005
Düzce-Akçakoca





