<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Talha Dereci</title>
	<atom:link href="http://www.talhadereci.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.talhadereci.com</link>
	<description>Görmemezlikten gelinemeyenler, yazılmazsa rahatsızlık verdirenler...</description>
	<lastBuildDate>Tue, 13 Jul 2010 22:12:32 +0000</lastBuildDate>
	<generator>http://wordpress.org/?v=2.8</generator>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
			<item>
		<title>I&#8217;m at New York!</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/im-at-newyork.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/im-at-newyork.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Jul 2010 22:10:49 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hayata Dair]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1273</guid>
		<description><![CDATA[
Share this on FacebookTweet This!Add this to Google BookmarksShare this on del.icio.usShare this on TechnoratiEmail this to a friend?]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img style="cursor: -moz-zoom-in;" src="http://www.iaes.org/conferences/past/newyork_60/cityinfo/New%20York%20City.jpg" alt="http://www.iaes.org/conferences/past/newyork_60/cityinfo/New%20York%20City.jpg" width="610" height="457" /></p>
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-center sexy-bookmarks-bg-sexy"><ul class="socials"><li class="sexy-facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.talhadereci.com/im-at-newyork.html&amp;t=I%26%238217%3Bm+at+New+York%21" rel="external nofollow" title="Share this on Facebook">Share this on Facebook</a></li><li class="sexy-twitter"><a href="http://www.twitter.com/home?status=RT+@talhadereci:+I%26%238217%3Bm+at+New+York%21+-+http://www.talhadereci.com/1273" rel="external nofollow" title="Tweet This!">Tweet This!</a></li><li class="sexy-google"><a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://www.talhadereci.com/im-at-newyork.htmltitle=I%26%238217%3Bm+at+New+York%21" rel="external nofollow" title="Add this to Google Bookmarks">Add this to Google Bookmarks</a></li><li class="sexy-delicious"><a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.talhadereci.com/im-at-newyork.html&amp;title=I%26%238217%3Bm+at+New+York%21" rel="external nofollow" title="Share this on del.icio.us">Share this on del.icio.us</a></li><li class="sexy-technorati"><a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.talhadereci.com/im-at-newyork.html" rel="external nofollow" title="Share this on Technorati">Share this on Technorati</a></li><li class="sexy-mail"><a href="mailto:?&amp;subject=I%26%238217%3Bm%20at%20New%20York%21&amp;body= - http://www.talhadereci.com/im-at-newyork.html" rel="external nofollow" title="Email this to a friend?">Email this to a friend?</a></li></ul><div style="clear:both;"></div></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/im-at-newyork.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Derkenar: Oktay Sinanoğlu &#8211; Hedef Türkiye</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/derkenar-oktay-sinanoglu-hedef-turkiye.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/derkenar-oktay-sinanoglu-hedef-turkiye.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Apr 2010 19:23:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Derkenar]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1253</guid>
		<description><![CDATA[Özgeçmişine bakıldığında her Türk vatandaşının “Vay be!” diyeceği biri Oktay Sinanoğlu. Nam-ı diğer “Türk Aynştaynı”… Değişik ülkelerde iki kez Nobel ödülüne aday gösterilmiş bir bilim adamı. Ayrıca Batının son 300 yıldaki en genç profesörü. 26 yaşında profesör olmuş Sinanoğlu… Fizik ve kimya alanındaki kuramları ve bir sürü ödülleri… Akademik kariyer anlamında zirvenin doruklarında uzunca bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignleft size-full wp-image-1254" title="Oktay Sinanoğlu Hedef Türkiye" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2010/04/hedef-türkiye.jpg" alt="Oktay Sinanoğlu Hedef Türkiye" width="212" height="333" />Özgeçmişine bakıldığında her Türk vatandaşının “Vay be!” diyeceği biri Oktay Sinanoğlu. Nam-ı diğer “Türk Aynştaynı”… Değişik ülkelerde iki kez Nobel ödülüne aday gösterilmiş bir bilim adamı. Ayrıca Batının son 300 yıldaki en genç profesörü. 26 yaşında profesör olmuş Sinanoğlu… Fizik ve kimya alanındaki kuramları ve bir sürü ödülleri… Akademik kariyer anlamında zirvenin doruklarında uzunca bir süredir. Fakat çoğu insan gibi onu biz “Türkçe” adına çabalarından tanıyoruz. Belki fen bilimlerindeki bir kitabını raflarda pek sık göremediğimizden… Ve belki hepimizin gözüne “Bye Bye Türkçe” kitabının bir şekilde çarpmasından dolayı Sinanoğlu’nu bu alanda biliyoruz…</p>
<p style="text-align: justify;">Takdire şayan bir dava Oktay Sinanoğlu’nunki… 45 yılı aşkındır Türkçe’nin nerelerden nerelere geldiğini ve bu dilin üzerinde ne gibi oyunlar oynandığını, hangi komploların neden kurulduğunu anlatıyor memleketin her köşesinde…<span id="more-1253"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Özellikle yabancı dilde eğitim üzerine kafa yoruyor yazar. Yabancı dil eğitiminin ayrı yabancı dilde eğitimin ayrı olduğunu dile getiriyor ve ince ayrıntıyı hatırlatıyor. Hakikaten de şöyle bir geçmişe baktığımızda ikinci bir dil olarak İngilizce’nin seçmeli yabancı dilden öte normal derslerde de ana dil yerine kullanılmaya başladığını görünce bu konuda yazara hak vermemek elde değil. İlköğretim üçüncü sınıftan beri neredeyse her yıl İngilizce görüyoruz. Fakat yine de üniversiteden çıktığımızda sırf İngilizce öğrenebilmek için bir yığın para döküyor, yurtdışına gidiyoruz. Yazar bunun dış güçlerin bir oyunu olduğunu söylüyor ve ülkedeki bazı misyoner okulların da bu komplonun başkahramanı olduğunu dile getiriyor. Bunlardan en bilindiği Robert Koleji… 1953 sonrası bu “kolej” mantığı artmaya başladıkça dış güçlerde emellerine adım adım ulaşıyor. İngilizce İngilizce diye diye Türkçe bir şekilde unutturulmaya çalışılıyor ve bunun sonucu olarak da Türk’ün tarih sayfasından silinmesi isteniyor yazara göre…</p>
<p style="text-align: justify;">Tam bu noktada şu durumu da anlatmakta fayda var. Daha önceden de duyduğum bir durumu bu kitapta da okumuş oldum ve bu konuya dair bilgim güç kazandı. Dış güçlerin dilimiz hakkındaki oyunlarından bahsederken… 1945 öncesi bu güçler İngiliz ve Fransızlarmış. Fakat 1945 sonrası bu güçlerin yerini ABD almış. İsmet İnönü Amerikalılarla anlaşma yapmış. Demişler ki; Milli Eğitim Bakanlığı’nda 8 kişilik bir kurul olacak; dördü Türk, dördü Amerikalı. Ama dört Amerikalıdan biri Amerikan elçisi ve onun oyu 2 sayılıyor… Milli Eğitim sisteminde şu an bir yığın çarpıklık varsa bunun kaynaklarından biride bu anlaşmayı yapan Milli (!) Şef’tir…</p>
<p style="text-align: justify;">İngilizce’ye o kadar benimsetilmiş durumdayız ki… Mağazaların tabelaları yazarın deyimiyle “Tarzan İngilizce”si… Anlamını bilmediği İngilizce kelimeyi sırf kendisine “ayrı bir hava katmak” için tabelasına yazdırmak, tişört olarak giymek, araba camlarına yapıştırmak, net âleminde kendisine bir rumuz edinmek vs…</p>
<p style="text-align: justify;">Yazarın <em><strong>“Türkçe giderse Türkiye gider”</strong></em> görüşüne katılıyor ve bu davasını bir yere kadar destekliyorum. Bir yere kadar derken anlatmak istediğim ise şudur… Haliyle bu kadar Türkçe üzerine kafa yoran yazar her yabancı kelimeye Türkçe karşılığını bularak o şekilde hitap etmektedir. Bu ilk görüşte iyi gibi gözükse de bazı noktalarda –fikrimce- çok da mantıklı gözükmüyor. Artık değiştirilemeyecek kavramlar vardır ki bunları Türkçe söylemek pek bir abes kaçar. Hatırlayınız TDK otobüs kelimesi için “oturgaçlı götürgeç” demişti… Yazarın ise değiştirdiği bazı kelimeler şunlar; petrol için taş yağı, üniversite için evrenkent, global ya da küresel yerine Cihanşumul, turist yerine gezgin, turizm yerine gezim, protokol yerine teşrifat, enflasyon yerine para şişmesi gibi… Apple firması için de Elma tabirini kullanıyor. Bunları değiştirmek çok zor gibi… Milli Eğitim Bakanlığına Küresel Eğitim Bakanlığı, IMF’ye de KKMF ( Küresel Kraliyet Para Fonu ) demesi de isabetli noktalar bence…</p>
<p style="text-align: justify;">Kitaptan bahsetmek gerekirse… Kitaptaki yazılar yazarın çeşitli yerdeki söyleşi, konferanslarından metin haline çevrildiği için bir yerden sonra kendisini tekrarlamaya başlıyor ve okumak da sıkıcı bir hal alıyor. Çünkü her konuşması tıpa tıp aynı… Aynı tasvirler, aynı hikâyeler, aynı örnekler… Hatta geçenlerde bir videoda yazarın bir konuşmasına denk geldim tasvirler orada da devam ediyor… Mesela İngilizleri tasvir ederken; hamamdan çıkmış, beyaz-pembe ten rengindeki İngiliz Muhipleri Cemiyeti’ne bağlı insanlar olarak tasvir eder. Yalın bir dil var. Ama her kelimenin Türkçesi yazılacak diye de epey uğraşmışlar. Bu okuru yorabiliyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Kısa bir anekdot anlatıp yazarı bir noktada eleştirmek istiyorum. İkinci Dünya Savaşı sırasında Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından sonra gelişiyor bu olay. –Atom bombasının da hikâyesi bilinenden farklıdır- Amerika ile Japonya antlaşma masasına oturuyorlar. Görünen antlaşmanın içinde bir de gizli maddeler var. Gizli maddelerinin açıklanması kesin rakam veremememle birlikte 60-70 yıl olarak diye biliyorum. Amerikalı lider Japon lidere; <strong><em>“Ordunu kaldıracaksın, çelik üretmeyeceksin…”</em></strong> gibisinden birkaç maddeden oluşan gizli maddeleri öne sürüyor. Bu maddelerden bir tanesi de <em><strong>“Alfabeni değiştireceksin”</strong></em> maddesi… Japon lider tüm maddeleri kabul ediyor fakat alfabe değişikliği maddesini kabul etmediğini dile getiriyor. Sebebi ise pek manidar; “Eğer ben alfabemi değiştirirsem benim gelecek kuşaktaki neslim geçmişini, atalarını, kültürünü okuyamaz, öğrenemez.” Amerika’nın koyduğu maddenin ne kadar stratejik olduğunu ve Japon liderin de verdiği cevaptaki düşüncesinin bir o kadar stratejik olduğunu söylememe gerek yok sanırım. Evet, bu durumda Türkçe giderse Türkiye gider çok doğru bir tespit… Fakat…</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Bir komplo teorisi atıyorum ortaya… Ya Lozan’ın gizli maddelerinden birinde “Alfabeni değiştireceksin” maddesi varsa ve biz Arap harflerinden Latin harflerine bu şekilde geçtiysek? Neden olmasın?</strong></em> Hangi birimiz adam akıllı geçmiş tarihimizi okuyabiliyoruz? En fazla 1920-1930’lara kadar tarihimizi okuyabiliriz. Onun da çoğu yanlı, uydurma tarih… Hangi birimiz Osmanlı arşivini açıp okuyabiliyor? 1900’lü yıllar sonrasında büyük ülkelerin çoğu stratejik sorunlarla karşılaştığında Osmanlı kaynaklarını açıp “Acaba böyle bir sorun Osmanlı’nın başına gelmiş mi? Gelmişse ne yapmış?” diye araştırma yapıyordu. Şimdi hangimizin geçmişimizi okuma imkânı var? Çıkıp birileri demesin bir sürü Türk tarihi kitabı var diye… Bir millete “özgüven” gerekiyordu ve “tarih yazıldı ders kitaplarında”… Oktay Sinanoğlu acaba bu işin bu boyutunu düşündü mü?</p>
<p style="text-align: justify;">Derkenarın dışına çıkmadan yazımı noktalayım. Sinanoğlu hiç şüphesiz ki “ulusalcı” kimliğiyle okur ile buluşmuş kitaplarında. Ama “tehlikeli ulusalcı” değil <strong>“heryerekoncular”</strong> gibi… Davası büyük, davası önemli ve davası dava edinilecek biri… Bir Türk’ün böylesi bir kariyerinin ve davasının olması benim açımdan gurur verici… Herkesin okuması gereken bir kitap…</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Talha Dereci<br />
30.04.2010</strong></span></p>
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-center sexy-bookmarks-bg-sexy"><ul class="socials"><li class="sexy-facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.talhadereci.com/derkenar-oktay-sinanoglu-hedef-turkiye.html&amp;t=Derkenar:+Oktay+Sinano%C4%9Flu+%26%238211%3B+Hedef+T%C3%BCrkiye" rel="external nofollow" title="Share this on Facebook">Share this on Facebook</a></li><li class="sexy-twitter"><a href="http://www.twitter.com/home?status=RT+@talhadereci:+Derkenar:+Oktay+Sinano%C4%9Flu+%26%238211%3B+Hedef+T%C3%BCrkiye+-+http://www.talhadereci.com/1253" rel="external nofollow" title="Tweet This!">Tweet This!</a></li><li class="sexy-google"><a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://www.talhadereci.com/derkenar-oktay-sinanoglu-hedef-turkiye.htmltitle=Derkenar:+Oktay+Sinano%C4%9Flu+%26%238211%3B+Hedef+T%C3%BCrkiye" rel="external nofollow" title="Add this to Google Bookmarks">Add this to Google Bookmarks</a></li><li class="sexy-delicious"><a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.talhadereci.com/derkenar-oktay-sinanoglu-hedef-turkiye.html&amp;title=Derkenar:+Oktay+Sinano%C4%9Flu+%26%238211%3B+Hedef+T%C3%BCrkiye" rel="external nofollow" title="Share this on del.icio.us">Share this on del.icio.us</a></li><li class="sexy-technorati"><a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.talhadereci.com/derkenar-oktay-sinanoglu-hedef-turkiye.html" rel="external nofollow" title="Share this on Technorati">Share this on Technorati</a></li><li class="sexy-mail"><a href="mailto:?&amp;subject=Derkenar%3A%20Oktay%20Sinano%C4%9Flu%20%26%238211%3B%20Hedef%20T%C3%BCrkiye&amp;body=%C3%96zge%C3%A7mi%C5%9Fine%20bak%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1nda%20her%20T%C3%BCrk%20vatanda%C5%9F%C4%B1n%C4%B1n%20%E2%80%9CVay%20be%21%E2%80%9D%20diyece%C4%9Fi%20biri%20Oktay%20Sinano%C4%9Flu.%20Nam-%C4%B1%20di%C4%9Fer%20%E2%80%9CT%C3%BCrk%20Ayn%C5%9Ftayn%C4%B1%E2%80%9D%E2%80%A6%20De%C4%9Fi%C5%9Fik%20%C3%BClkelerde%20iki%20kez%20Nobel%20%C3%B6d%C3%BCl%C3%BCne%20aday%20g%C3%B6sterilmi%C5%9F%20bir%20bilim%20adam%C4%B1.%20Ayr%C4%B1ca%20Bat%C4%B1n%C4%B1n%20son%20300%20y%C4%B1ldaki%20en%20gen%C3%A7%20profes%C3%B6r%C3%BC.%2026%20ya%C5%9F%C4%B1nda%20p - http://www.talhadereci.com/derkenar-oktay-sinanoglu-hedef-turkiye.html" rel="external nofollow" title="Email this to a friend?">Email this to a friend?</a></li></ul><div style="clear:both;"></div></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/derkenar-oktay-sinanoglu-hedef-turkiye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Mustafa Sarıgül’ün Oluşumu ve Anlattıkları</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/mustafa-sarigulun-olusumu-ve-anlattiklari.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/mustafa-sarigulun-olusumu-ve-anlattiklari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 11 Apr 2010 13:23:08 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyasi Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa sarıgül]]></category>
		<category><![CDATA[tdh]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye değişim hareketi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1207</guid>
		<description><![CDATA[Siyaset görüldüğü kadar kolay olmayan bir zanaattır. Ve dışarıdan gözüktüğü gibi sadece meclis içinde el kaldırıp indirmekle, yasa çıkarmakla, ekranlarda konuşmakla olan bir şey değil. Görülmezlikten gelinemeyecek kadar mühim olan ama bir o kadar da kasvetli, sıkıntılı bir vaziyet hali. Bunu bilmek yeterli değildi sanırım. Olayın içine girip tecrübe ederek anlamak gerekiyordu belki. Ve nitekim [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-1208" title="kh9_mustafa-sarigul" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2010/04/kh9_mustafa-sarigul-300x224.jpg" alt="kh9_mustafa-sarigul" width="231" height="172" />Siyaset görüldüğü kadar kolay olmayan bir zanaattır. Ve dışarıdan gözüktüğü gibi sadece meclis içinde el kaldırıp indirmekle, yasa çıkarmakla, ekranlarda konuşmakla olan bir şey değil. Görülmezlikten gelinemeyecek kadar mühim olan ama bir o kadar da kasvetli, sıkıntılı bir vaziyet hali. Bunu bilmek yeterli değildi sanırım. Olayın içine girip tecrübe ederek anlamak gerekiyordu belki. Ve nitekim bu oldu da…</p>
<p style="text-align: justify;">Tam zamanını hatırlamamakla birlikte 1,5 hafta ara ile iki siyasi partinin Trabzon gençlik kolları teşkilatlanmasında görev almam istenildi. İlki Abdullatif Şener’in kurmuş olduğu Türkiye Partisi ve diğeri de henüz parti olamamış Mustafa Sarıgül’ün Türkiye Değişim Hareketi.<span id="more-1207"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Siyasete kafa yoran, ilgilenen, yazan, okuyan ve bu platformda aktif olmak isteyen birisinin ard arda bu alanda iki büyük teklif alması şüphesiz ki güzel bir şeydir. Türkiye Partisi’ni açıkçası hiç düşünmeden reddettim. O parti ile bir yerlere varılamayacağını düşünüyordum. Mustafa Sarıgül oluşumunun süreci ise bir arkadaşın gençlik kolları başkanı olması ve beni yönetim kuruluna almak istemesiyle başladı. Mevcut partilerden bir hayır görmeyen bu memlekete yeni, taze bir kan gerektiğini düşünen ben “Olabilir mi acaba?” soruları içerisinde bu oluşuma katılmış oldum.</p>
<p style="text-align: justify;">Artık sağ sol mevzusu bitti diyenler ya bir çıkar peşinde olanlardır ya da bu ülkede yaşamayanlardır. Öncelikle bu bilinmeli. Sağ sol mevzusu eskisine nazaran belki daha yumuşamış olabilir ama bitmiş durumda değildi. Eskiden bu mevzuda fiziksel çatışmalar varken -darbe dönemleri- şu an bu durum psikolojik harbe dönüşmüş durumdadır. Ki bu durum daha tehlikelidir. Partiye girer girmez “Ne işin var o solcuların yanında?” gibisinden aldığım laflar bu psikolojik harbin en küçük örneklerindendir.</p>
<p style="text-align: justify;">Fazla iyimser düşünen bir insanım ondan şüphem yok. Demokrasinin tam anlamıyla işlediği, kişisel hak ve özgürlüklerin kısıtlanmadığı ve tartışılmadığı bir Türkiye’de yaşamadığımı bilsem de, bu kavramların geçerli olabileceğini düşünerek hareket etmiştim.</p>
<p style="text-align: justify;">Baykal zihniyetine karşı çıkan ve onu devirmek isteyen bir parti başkanının -Mustafa Sarıgül- olması bu oluşuma katılmamdaki sebeplerden de biriydi. Neden AKP’yi seçmedin diye de sordular bu sefer. Başbakan, Baykal zihniyetine karşı çıkan biri gibi gözükse de aslında onun zihniyetini ve faaliyetlerini seven biri. Baykal olmasa kendisi nasıl iktidar olacak!</p>
<p style="text-align: justify;">Mustafa Sarıgül ülkede değişmesi gereken şeylerin farkına varmış olacak ki “değişim” sloganı ile yola çıkmış. Evet, geçmiş yıllardaki sloganlara göre değişim ve sevgi kazanacak gibi sloganlar daha sempatik gelebiliyor insana. Fakat durum hiç de o şekilde değil…</p>
<p style="text-align: justify;">Sarıgül ve yakın çevresindeki kişiler belki hakikaten değişimi isteyen kişiler olabilir. Ama Trabzon için konuşmam gerekirse yanlış kişilerle yola çıkıldığını ilk baştan ifade etmem gerekir. Bunu direkt olarak Sarıgül’ün yanlış seçimlerine bağlamak haksızlık olur. Bunun en büyük sebebi partinin Trabzon teşkilatında yer alan kişilerin zihniyetidir. Bu zihniyete yön veren Trabzon insanının bazı karakteristik özelliklerini unutmamak gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir zaman sonra işin gerçek yüzünü görmeye başlıyorsun. Ve siyasetin acımasız, sahtekâr yüzünü de… Belli bir kesimin dikkati çekebilmek ve gelecekte oy olabilmek için camilere gitmek, “cumaya gidiyorum” deyip dükkândan çıkmak ama yarı yolda yolunu değiştirip öğle yemeği için bir lokantaya girmek, üyelerinin okuduğu gazeteye bile karışmak, hatta ve hatta sırf yönetimde Trabzonlu olmayan biri olduğu için sürekli dolaylı yoldan ona bu konuda baskı yapmak… Konuşma esnasında; bir cümle önce parti sloganında her türlü görüşe ve inanca saygıyı dile getirirken, hemen ardından gelen cümlede insan haklarını hiçe sayabilen, çeşitli cemaat ve cemiyetlere laf edebilen hatta haddini aşıp hakaret dahi edebilen bir zihniyet… Çok sesliliği savunurken kendileri gibi düşünmeyenlere imalı bakan, gençlere önem verilmesi gerektiğini savunurken yönetim kurulundaki genç kişileri nasıl çıkartabilirim diye uğraşan bir zihniyet… Gündemdeki siyasi olaylara bakışın da Ce-Haş-Pe’den hiçbir farkı olmaması. İki üç cümleyi ezberinde tutamayan kişilerin üst kademelerde yöneticilik yapması… Eleştirilmeyi kabul edemeyen bir zihniyet… Bunlar arttırılabilir. Ve bunlar sadece bu parti içinde olan bir şey değildir muhakkak. Her partide var olan şeyler olduğundan adım gibi eminim. Ve yine tekrarlamamda fayda var; bunları direkt olarak Sarügül’e bağlamak yanlış olur. Trabzon teşkilatında bulunduğum ve o anları yaşadığım için bunları yazabiliyorum. Sarıgül’ün çevresinde bulunmuş olsaydım onun hakkında da bazı şeyler yazabilirdim. Kim bilir belki Sarıgül de gözüktüğü gibi değildir. Hatta Trabzon’daki o zihniyetten daha kötüdür… Ve bu eleştirileri parti içinde görevim sürmekteyken de eleştirdiğim için bu konuda bir sıkıntı olacağını düşünmüyorum. Siyasi ahlaka aykırı bir şey değil… Veya gazeteden kovulmadan önce Aydın Doğan’ı öven, kovulduktan sonra Aydın Doğan’a etmediğini bırakmayan ve gazete içindeki şeyleri anlatan, mağduriyet edebiyatı yapan Emin Çölaşan gibi bir durum değil benimkisi… Mustafa Sarıgül hakkında yapmış olduğum en büyük övgü; gençlere önem veren bir lider dememdir. Ki parti içine girmemde büyük etken oynamıştır bu konu.  Eleştirilerim ise her daim devam etmiştir… Devam da edecektir…</p>
<p style="text-align: justify;">İşin bir de sıkıntılı olan şu yönü var; liderini abartmak. Bu sadece bu oluşuma özgü bir şey değil tüm partilerde olan bir şeydir. Özellikle AKP’de… Evet, parti başkanın çok mükemmel biri olabilir ama hiçbir zaman onu abartmamak gerekir. Hatta haddi aşmamak gerekir. Hatırlayınız Kemalistler cumhuriyet mitinglerinde Atatürk için “bizim peygamberimiz” demişlerdi. Hatta bu “peygamber” mevzusu AKP içinde de yakın zamanda tartışılan bir konuydu. Madalyonun öteki yüzünü bilenler beni anlayacaktır. Miting başlamadan önce yağmur yağıyor ve ne hikmetse (!) Mustafa Sarıgül geldiğinde yağmur kesiliyor. Ve bu durumu -Sarıgül’ü ilahlaştırırmışçasına- etrafındakilere abarta abarta anlatmak. Bir parti yöneticisinden şahsen beklemediğim bir durum. Veya henüz böyle bir oluşum ortaya çıkmadan önce AKP’de veya bir başka partide görev almaya çalışan kişilerin oralarda başarılı olamaması durumunda yeni oluşan bu harekete katılıp anti AKP’ci olması mevzusuda vardır. İki yüzlülük ve çıkarın boyutunu zaten anlatmaya kalksam hiç çıkılmaz işin içinden. Belki adını bile ilk defa duyduğu veya hayatı boyunca okumadığı, bilmediği kişilerin birkaç sözünü okuyunca veya kendisine pay çıkarabileceği bir olay ile karşılaştığında anında o kişileri kendisine “örnek alan” ve “rehber edinen” bir zihniyetin var olması da bu işin bir başka sıkıntılı tarafı.</p>
<p style="text-align: justify;">Velhasıl kelam ayrılma kararımda hiç pişman değilim. Sarıgül iktidar bile olsa pişman olmam. Siyaset denilen şey hiç de o kadar kolay olmayan ve sıkıntısı çok olan bir alan. Eğer çıkarlarınızı düşünüyor, her denilene “yaparım” diyebiliyorsanız, bazı şeyleri görmezlikten gelmeyi becerebiliyor hatta “yanlış” olan şeylere zamanı gelince “doğru” demek durumunda kalabiliyor ve diyebiliyorsanız, bağımsızlıktansa bağımlı olmayı tercih ediyorsanız, koltuk sevdanız varsa,  fikirlerinizi dile getirmektense elinize verilen kâğıttaki fikirleri savunmayı onurunuza yediriyor ve bundan hiç rahatsız olmuyorsanız; siyaset sizin için çok büyük bir ekmek kapısı… Hiç kaçırılmayacak bir fırsat!</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Talha Dereci<br />
11.04.2010</strong></p>
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-center sexy-bookmarks-bg-sexy"><ul class="socials"><li class="sexy-facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.talhadereci.com/mustafa-sarigulun-olusumu-ve-anlattiklari.html&amp;t=Mustafa+Sar%C4%B1g%C3%BCl%E2%80%99%C3%BCn+Olu%C5%9Fumu+ve+Anlatt%C4%B1klar%C4%B1" rel="external nofollow" title="Share this on Facebook">Share this on Facebook</a></li><li class="sexy-twitter"><a href="http://www.twitter.com/home?status=RT+@talhadereci:+Mustafa+Sar%C4%B1g%C3%BCl%E2%80%99%C3%BCn+Olu%C5%9Fumu+ve+Anlatt%C4%B1klar%C4%B1+-+http://www.talhadereci.com/1207" rel="external nofollow" title="Tweet This!">Tweet This!</a></li><li class="sexy-google"><a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://www.talhadereci.com/mustafa-sarigulun-olusumu-ve-anlattiklari.htmltitle=Mustafa+Sar%C4%B1g%C3%BCl%E2%80%99%C3%BCn+Olu%C5%9Fumu+ve+Anlatt%C4%B1klar%C4%B1" rel="external nofollow" title="Add this to Google Bookmarks">Add this to Google Bookmarks</a></li><li class="sexy-delicious"><a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.talhadereci.com/mustafa-sarigulun-olusumu-ve-anlattiklari.html&amp;title=Mustafa+Sar%C4%B1g%C3%BCl%E2%80%99%C3%BCn+Olu%C5%9Fumu+ve+Anlatt%C4%B1klar%C4%B1" rel="external nofollow" title="Share this on del.icio.us">Share this on del.icio.us</a></li><li class="sexy-technorati"><a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.talhadereci.com/mustafa-sarigulun-olusumu-ve-anlattiklari.html" rel="external nofollow" title="Share this on Technorati">Share this on Technorati</a></li><li class="sexy-mail"><a href="mailto:?&amp;subject=Mustafa%20Sar%C4%B1g%C3%BCl%E2%80%99%C3%BCn%20Olu%C5%9Fumu%20ve%20Anlatt%C4%B1klar%C4%B1&amp;body=Siyaset%20g%C3%B6r%C3%BCld%C3%BC%C4%9F%C3%BC%20kadar%20kolay%20olmayan%20bir%20zanaatt%C4%B1r.%20Ve%20d%C4%B1%C5%9Far%C4%B1dan%20g%C3%B6z%C3%BCkt%C3%BC%C4%9F%C3%BC%20gibi%20sadece%20meclis%20i%C3%A7inde%20el%20kald%C4%B1r%C4%B1p%20indirmekle%2C%20yasa%20%C3%A7%C4%B1karmakla%2C%20ekranlarda%20konu%C5%9Fmakla%20olan%20bir%20%C5%9Fey%20de%C4%9Fil.%20G%C3%B6r%C3%BClmezlikten%20gelinemeyecek%20kadar%20m%C3%BChim%20olan%20ama%20bir%20o%20kadar%20da%20kasvetli%2C%20s%C4%B1k%C4%B1nt%C4%B1l%C4%B1%20b - http://www.talhadereci.com/mustafa-sarigulun-olusumu-ve-anlattiklari.html" rel="external nofollow" title="Email this to a friend?">Email this to a friend?</a></li></ul><div style="clear:both;"></div></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/mustafa-sarigulun-olusumu-ve-anlattiklari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Senin Atatürk&#8217;ün Hangisi?</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/senin-ataturkun-hangisi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/senin-ataturkun-hangisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 15:01:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyasi Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[can dündar]]></category>
		<category><![CDATA[dersimiz atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[talha dereci]]></category>
		<category><![CDATA[turgut özakman]]></category>
		<category><![CDATA[veda filmi]]></category>
		<category><![CDATA[zülfi livaneli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1189</guid>
		<description><![CDATA[Daha başlığı okur okumaz bana kızacak bir sürü insan var biliyorum. Nasıl yani senin Atatürk’ün hangisi de ne demek? Kaç tane Atatürk var ki gibisinden sitemkâr sorular… Ve ardından başlayacak olan tipik Atatürk tartışmaları…
Can Dündar yaptığı Mustafa filmine dair bir yığın eleştiri almıştı. Bütün eleştirileri dinledikten sonra Abbas Güçlü ile Genç Bakış programına çıkıp tüm [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-1190" title="Hangi Atatürk?" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2010/03/ataturk-filmi-afisi-210x300.jpg" alt="Hangi Atatürk?" width="210" height="300" />Daha başlığı okur okumaz bana kızacak bir sürü insan var biliyorum. Nasıl yani senin Atatürk’ün hangisi de ne demek? Kaç tane Atatürk var ki gibisinden sitemkâr sorular… Ve ardından başlayacak olan tipik Atatürk tartışmaları…</p>
<p style="text-align: justify;">Can Dündar yaptığı Mustafa filmine dair bir yığın eleştiri almıştı. Bütün eleştirileri dinledikten sonra Abbas Güçlü ile Genç Bakış programına çıkıp tüm eleştirilere cevap vermiş ve bence çok da kaliteli, zevkli ve faydalı bir program olmuştu. Dün bir sitede o programın videosundan bir kısmı kesilerek yayına sürülmüş. Ve reklam olarak da videonun üzerine Doğu Perinçek’in web sitesinin adresi konulmuştu. Videoya yorum yaparken; “<em>Can Dündar’ın Atatürk’ü ile Perinçek’in Atatürk’ü birbirine uymaz”</em> demiştim. Tevafuk bu ya, ertesi gün bir gazetenin Pazar ekinde bu konu haber yapılmış. <em>“Herkes kendi Atatürk’ünü mü izlemek istiyor?”</em> diye… Son yıllarda çıkan Atatürk filmlerinden bahseden haber <em>“Herkes perdede kendi Atatürk&#8217;ünü mü izlemek istiyor?”</em> diye de sormadan edemiyor…<span id="more-1189"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Aslında yapılan Atatürk filmlerinden çok gelinen nokta önemlidir. Çünkü filmler sonrası yapılan tartışmalar bizim şu anda nasıl bir yerde bulunduğumuzu, yaşadığımız olaylara ne gibi duyarlıklarla baktığımızı iyi anlatıyor. Ve bu önemi belirleyen birçok tartışma konuları var. Ama tüm bu tartışmaların asıl çıkış noktasını sinema eleştirmeni Atilla Dorsay çok iyi bir şekilde özetliyor; <em>&#8220;Bir yandan Atatürk, Türk toplumu için ikonlaştırılmış, heykelleştirilmiş, adeta dokunulmaz kılınmış bir kişilik. Ama öte yandan üzerinde tam anlamıyla ittifaka varılmamış, hâlâ her gün yeniden tanımlanmaya çalışılan, yaptığı ve yapmadığıyla yeniden tartışmaya açılan bir isim. Bu iki yanlı bakış, Atatürk filmlerinin yapılmasını zorlaştırıyor.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Evet, bu durum tüm bu tartışmaların altında yatan sebeplerin kökenidir. O yüzden de başlık “Senin Atatürk’ün Hangisi?” ya… Can Dündar’ın mı, Zülfi Livaneli’nin mi yoksa Turgut Özakman’ın mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında mesele herkesin farklı Atatürk’ü olması değil. Mesele; herkes kafasında hayal ettiği şekilde olan Atatürk’ü sinema perdesinde görmek istemesi&#8230; Ve filmlerde bir şekilde anlatılan Atatürk karakterinin, yıllarca izleyicinin kafasında hayal ettiği veya o şekilde görmek istediği karaktere uymaması… İşte bu uyumsuzluk anında kıyamet kopuyor… Hatırlayınız Can Dündar’ın Mustafa filmine aldığı eleştirileri… Öyle saçma eleştiriler vardı ki… Atatürk’ün bir bayanla mektuplaşması bile birtakım çevreleri o kadar rahatsız etti ki! Atatürk o kadar ulaşılamaz biriydi ki o asla âşık olamazdı. O içki içemezdi… Arkadaşlarıyla eğlenip şarkı söyleyen, dans eden bir Atatürk olamazdı! Böyle bir şey mümkün değildi… Neden? Çünkü ilkokuldan beri bize öğretilen şeyler hep aynıydı. Atatürk şurada şu tarihte doğdu, bu savaşları yaptı, burada bu madalyaları ve rütbeleri aldı, şu zamanlarda bu ilkeleri yaptı ve şu tarihte vefat etti… Koca bir nesle sadece bu öğretildi. Ve bu nesil ile bazı sözüm ona Atatürkçü olanlar, Atatürk’ü bu şekilde dans ederken, aşk mektubu yazarken -yani gayet insanî durumlar- görünce şoka uğradılar ve başladılar bağırıp çağırmaya… Mehmet Ali Birand’ın bu konudaki şu sözleri aslında demek istediğimi çok daha iyi anlatır; <em>“Bu film 70 yıldır ilk defa bize bronz heykellerdeki sert bakışlı, at üstünde uçar gibi giden veya siyah-beyaz fotoğraflardaki çok ciddi, hatta katı bakışlı bir lideri değil, Atatürk’ün insan tarafını gösterdi.” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Olay sadece zihinlerimizdeki Atatürk (bize öğretilen Gazi Mustafa Kemal Atatürk) ile gerçekteki Atatürk’ün birbiri ile kesişememesi. Dediğim gibi sebebi de zihinlerimize sokulan Atatürk’ün yıllarca aynı kalıplar içinde anlatılması. Livaneli’nin Veda filmi Can Dündar’ın Mustafa’sından daha çok beğenildiyse (!) bunun sebebi de; Veda filminin baştan aşağı bir lise tarih kitabından farkı olmamasıdır. Kitaplarda okuduklarını izleyen okur; <em>“İşte budur film, Can Dündar’a kapak olsun!”</em> demekten kendini alamamıştır. Hâlbuki Veda filmi harcanmış bir projeden ibaret… Daha iyi yapılabilirdi. Ama Livaneli buna cesaret edebilecek biri değildi. Anlaşılan o ki Livaneli’nin zihnindeki Atatürk de kitaplardan ibaretti. Filmdeki olayları kendi ideolojisine göre biçimlendirmesi ve tarihi kendine göre yorumlaması onun ne kadar kaliteli (!) bir senarist ve Atatürkçü olduğunu da gösterdi. Veda filmindeki yanlışlıkları anlatma lüzumu bile duymuyorum. Livaneli’nin alkış aldığı bir nokta ise; filmde bir sahnede Atatürk “ben diktatör değilim” veya “diktatörlük getirmek istemiyorum” gibisinden bir cümle söyleyerek Can Dündar’a laf sokmaya çalışmasıdır. Ki bu noktayı alkışlayan bir yığın insan vardı. Ve bu insanlar Can Dündar’ın filmde o konu hakkında anlatmak istediklerini anlamayan veya anlamak istemeyenlerdi…</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer sorunlardan bazıları ise; filmdeki Atatürk’ü canlandıran karakterin ona benzeyip benzememesi meselesi, belgesel mi yoksa sinema filmi mi yapılması, bilindik resmi tarihin içinden mi yoksa gayri resmi kaynaklardan da yararlanılması mı, askeri ve lider özellikleri olarak mı yoksa daha halkın içinden insanî yönleriyle anlatılması gerektiği konuları mı… Bu noktalarla birlikte değinmek istediğim bazı konular var;</p>
<ul>
<li>Koca bir yaşam bir filme sığmaz. Birkaç filme de… Yapılacak olan eserin ne anlatmak istediği daha iyi belirlenmeli. Yani genel bir Atatürk filmindense Atatürk’ün hayatından özel kesitleri ayrıntılı biçimde tek bir filmde anlatmak çok daha iyi olur. Mesela sadece Latife Hanım’ı anlatan bir film olabilir. Emin olun daha çok ilgi görür ve daha verimli bir film olur. Her şeyi anlatayım derdine düşmez en azından senarist. Bir Çanakkale filmimizin, bir İstanbul’un Fethi filmimizin olmaması bu konuda çok büyük bir acı&#8230;</li>
</ul>
<ul>
<li>Anlatılacak olan film izleyici kitlesine yeni bir şeyler öğretebilmeli… Oturup internet başından 2 dakikada öğrenebileceğimiz bir bilgiyi milyonlar harcayıp bir filmde vermeye çalışmak hiç akıl işi değildir. Bundan sonra yapılacak her projede bu kıstas mutlaka dikkate alınmalı.</li>
</ul>
<ul>
<li>Atatürk’ü anlatacak olan senarist bir kısım çevrelerce alkışlanmak istendiği için yapmamalı o projeyi… Çünkü o şekilde düşündüğünde birçok şeyi görmemezlikten gelmek veya gerçeği değiştirmek zorunda kalabilir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Atatürk her haliyle yansıtılabilir. İllaki insanî yönleri ile lider ve asker özellikleri birbirinden ayrı tutulması gerekir diye bir şart yok ki! Yeter ki doğal hali ve gerçekler yansıtılsın yeter</li>
</ul>
<ul>
<li>Yer yer resmi tarih dışına çıkılmalıdır. En büyük gereklerden birisi budur.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada izleyiciye düşen vazife ise; olaylara önyargılı yaklaşmamak… Ve artık ilköğretim kitaplarından çıkmak&#8230; Atatürk’ü olduğu haliyle kabul etmek… Zihnindeki gibi olmadığını görünce isyan etmemek… Onu Tanrısallaştırmamak… Ve en önemlisi onun da tüm başarılarına ve yaptıklarına rağmen bizim gibi bir insan olduğunu unutmamak…</p>
<p style="text-align: justify;">Özakman’ın Dersimiz Atatürk filmine gitmedim. O bakımdan bu konuyla ilgili bir şey diyemem. Umarım herkese hitap edebilecek olan gerçekçi bir Atatürk filmi olur. Yoksa uzun bir süre benim Atatürk’üm Livaneli’nin ki benimkisi Can Dündar’ın ki diye tartışmalar sürecektir… Ve bu tartışmaların bu millete bir arpa boyu yol ilerletmeyeceği çok aşikârdır…</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Talha Dereci<br />
21.03.2010</strong></em></p>
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-center sexy-bookmarks-bg-sexy"><ul class="socials"><li class="sexy-facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.talhadereci.com/senin-ataturkun-hangisi.html&amp;t=Senin+Atat%C3%BCrk%26%238217%3B%C3%BCn+Hangisi?" rel="external nofollow" title="Share this on Facebook">Share this on Facebook</a></li><li class="sexy-twitter"><a href="http://www.twitter.com/home?status=RT+@talhadereci:+Senin+Atat%C3%BCrk%26%238217%3B%C3%BCn+Hangisi?+-+http://www.talhadereci.com/1189" rel="external nofollow" title="Tweet This!">Tweet This!</a></li><li class="sexy-google"><a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://www.talhadereci.com/senin-ataturkun-hangisi.htmltitle=Senin+Atat%C3%BCrk%26%238217%3B%C3%BCn+Hangisi?" rel="external nofollow" title="Add this to Google Bookmarks">Add this to Google Bookmarks</a></li><li class="sexy-delicious"><a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.talhadereci.com/senin-ataturkun-hangisi.html&amp;title=Senin+Atat%C3%BCrk%26%238217%3B%C3%BCn+Hangisi?" rel="external nofollow" title="Share this on del.icio.us">Share this on del.icio.us</a></li><li class="sexy-technorati"><a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.talhadereci.com/senin-ataturkun-hangisi.html" rel="external nofollow" title="Share this on Technorati">Share this on Technorati</a></li><li class="sexy-mail"><a href="mailto:?&amp;subject=Senin%20Atat%C3%BCrk%26%238217%3B%C3%BCn%20Hangisi%3F&amp;body=Daha%20ba%C5%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20okur%20okumaz%20bana%20k%C4%B1zacak%20bir%20s%C3%BCr%C3%BC%20insan%20var%20biliyorum.%20Nas%C4%B1l%20yani%20senin%20Atat%C3%BCrk%E2%80%99%C3%BCn%20hangisi%20de%20ne%20demek%3F%20Ka%C3%A7%20tane%20Atat%C3%BCrk%20var%20ki%20gibisinden%20sitemk%C3%A2r%20sorular%E2%80%A6%20Ve%20ard%C4%B1ndan%20ba%C5%9Flayacak%20olan%20tipik%20Atat%C3%BCrk%20tart%C4%B1%C5%9Fmalar%C4%B1%E2%80%A6%0D%0ACan%20D%C3%BCndar%20yapt%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20Mustafa%20filmine%20dair%20bir%20 - http://www.talhadereci.com/senin-ataturkun-hangisi.html" rel="external nofollow" title="Email this to a friend?">Email this to a friend?</a></li></ul><div style="clear:both;"></div></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/senin-ataturkun-hangisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ütopya Cumhuriyeti</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/utopya-cumhuriyeti.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/utopya-cumhuriyeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 13 Mar 2010 17:38:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyasi Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[asker]]></category>
		<category><![CDATA[deniz baykal]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[rte]]></category>
		<category><![CDATA[talha dereci]]></category>
		<category><![CDATA[ütopya cumhuriyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1180</guid>
		<description><![CDATA[Çok büyük bir ütopya biliyorum. Ve bilmeme rağmen bazen düşünmüyor da değilim… Evet, birçok şeyin değişmesi lazım… Ama öyle günü kurtarma amaçlı değil… Kökten değişim… Belki öncelikle; şimdiki orta yaş ve üstü olan kuşağın tamamen neslinin tükenmesi beklenilmeli… Ve arkalarından gelen nesli her konuda bilinçlendirmeli… Ama ataları gibi taraflı ve saçma fikirlerle değil… Belki neslin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><img class="alignright size-medium wp-image-1183" title="utopya" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2010/03/utopya-300x224.jpg" alt="utopya" width="300" height="224" />Çok büyük bir ütopya biliyorum. Ve bilmeme rağmen bazen düşünmüyor da değilim… Evet, birçok şeyin değişmesi lazım… Ama öyle günü kurtarma amaçlı değil… Kökten değişim… Belki öncelikle; şimdiki orta yaş ve üstü olan kuşağın tamamen neslinin tükenmesi beklenilmeli… Ve arkalarından gelen nesli her konuda bilinçlendirmeli… Ama ataları gibi taraflı ve saçma fikirlerle değil… Belki neslin tükenmesini beklemeden tüketmeli! Belki belki…<span id="more-1180"></span></p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Baykal Ce-Haş-Pe’nin başkanı değildi artık… Yıllar önce bir gün sabah sporunu yaparken ansızın gelen kalp krizi onu Hakk’ın yanına göndermişti… Hâlbuki yapması gereken bir yığın açılım vardı ama siyasi kariyeri hiç beklenmedik bir anda bitmişti… Çok sürmedi ölümünden birkaç yıl sonra kederlerinden olsa gerek kendi kuşağındaki yol arkadaşları da başkanlarını yalnız bırakmadılar ve bir bir gerçek mahkemenin önüne çıktılar… “Elimizde belge var!” sözleri toprağa girmelerini engelleyemedi… Ce-Haş-Pe zihniyeti gitti ve yerine gelen genç, bilinçli, kör muhalefet olmayan Kemalistler yeni bir parti kurarak yollarına devam etiler… Ve halka indiler… Başları sıkıştığında Anayasa Mahkemesi’ne gitmiyorlardı… Özgürlükçü tavırlar sergiliyorlar, hukuku kendisine göre biçimlendirmeye çalışmıyorlardı. Ordu ile aralarında hiçbir şekilde bağ yoktu… Ve asla onları kışkırtma gibi bir tavırları da yoktu. Önceki gün söylediklerini ertesi gün inkâr etmiyorlardı. Bir gün iktidara geleceklerini biliyor ve buna inanıyorlardı. Ve bu yolda canla başla çalışıyorlardı.</p>
<p style="text-align: justify;">RTE kendini uzun bir süredir ibadete çekmişti… İktidar olduğu dönemlerde çok büyük hataları vardı… Belki de çok büyük günahları… Büyük yükselişler göstermişti ama her daim kandırdığı halkı onu bir gün ansızın yere çakıvermişti… O da beklemiyordu. Sanıyordu ki %47’ler her daim olacaktı… Sert çıkamıyordu artık… Yoldaşının dediği “civanım delikanlı” yorgun düşmüştü… Hatipliği de kalmamıştı eskisi gibi… Kasımpaşalılığı sökmüyordu. Ve gündemi de değiştirecek çıkışları da yoktu… Halk anlamıştı “Van münit”i neden dediğini… Cenazesi kıyamet günü gibi kalabalıktı… Herkese dost “gözükürdü” belki ondan… Yalan yok severdi de halk… Karikatürler tabut üzerine ABD bayrağı konmuş bir cenaze tablosu çizerek yine “mizah”a devam edeceklerdi… Çokça zaman geçti… Ne “van münit” kaldı, ne “gemicik”, ne “Sayın Öcalan” ne Tayyip… A-Ke-Pe’nin ampülü bir daha yanmamak üzere patlamıştı… Onun ardından gelen yeni nesil bilinçli siyasiler gerçek adaletin ve kalkınmanın ne olduğunu halkına her daim gösteren, birilerine bağlı olmayan, özelleştireyim derken toprak satmayan, milli değerler ile alaycı şekilde konuşmayan siyasilerdi…</p>
<p style="text-align: justify;">Bahçeli devletin başına gelemeden vefat etti…  O da Baykal gibi ölmüştü; kalp krizi ile… Son sözlerinde yine kürsüde avazı çıktığı kadar bağırıyordu… Çok zorluyordu kendini… Her iki-üç kelimesinde bir alkışlanıyor, “devletin başına Devlet gelecek” sloganlarıyla sözü kesiliyordu… Çözümsüzlük üzerine politikalar oynamaya devam etmişti… Bir zaman sonra artık açık açık “ırkçılık” yapmaya başlamıştı… Aslında onu “vezir” edecek birçok ortam oluşmuştu ama o bunu başaramadı… Ardından gelen nesil ülkü ocaklarını baştan aşağı değiştirdi. Artık o ocaklarda sabahtan akşama okey oynanmıyordu… Kavga için adam toplama yeri değildi… Birileri sıkıştığında “Reisi tanıyorum” diye kendini kurtarmaya çalışmıyordu. O ocaklarda artık hakiki tartışmalar ve münazaralar konuşuluyordu. Ve Kemalistlerde davet ediliyordu oralara… Kürtlerde…</p>
<p style="text-align: justify;">DTP’den sonra BDP’de kapanmıştı… Zihniyet değişmemişti çünkü… Haklı oldukları noktalarda bile takındıkları tavırlarıyla, yersiz ve zamansız söylemleriyle kendilerini haksız konuma düşürmüşlerdi… Aralarındaki bölücülerden kurtulamamış, PKK ile ilişkileri kesememişlerdi. Kürt halkını sadece oy toplama aracı olarak kullanmayı ve mağduriyet edebiyatını yapmayı bırakamamışlardı tıpkı A-Ke-Pe gibi… Ve milliyetçilik yapmayı da bırakamamışlardı Me-Ha-Pe gibi… Her bir vekilinin cenazelerinde sadece bürokratlar ve ellerinde garip garip bayraklar, Apo posterleri ile slogan atan Kürtler vardı… Çok sevinenlerde olmuştu bu dünyadan gittiklerine… Arkalarından gelen yeni nesil kuşak ataları gibi yapmadı ve hem halkını güzel bir şekilde temsil etti hem de birçok Türk’ten de oy alabilmeyi başardı… Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olduğunu kabul etti. “Atatürk benim liderim değildir, benim liderim Öcalan’dır” demedi… Atatürk’e saygısı vardı ve kendi liderini her daim içinde sakladı… Ve bunda da garipsenecek bir şey yoktu.</p>
<p style="text-align: justify;">Asker sadece kışladaydı… Genelkurmay başkanı başbakana bağlı bir memur olduğunu biliyor ve ona göre davranıyordu. Ülkenin her yanında peygamber ocağı sıfatının hakkını veren davranışlar sergiliyorlardı. Ataları gibi her boş kaldıklarında darbe düşünmüyorlardı. Biliyorlardı ki önemli olan bu halktı ve halk kimi isterse onu başa getirirdi… GATA’ya başörtülüleri de sokuyorlardı… Ve “geçmişte atalarımız hangi akla hizmet böyle bir yasak getirmişler?” diye de kendilerine sormadan edemiyorlardı…</p>
<p style="text-align: justify;">Polislere taş atan çocuklar yoktu… Çocukları öldüresiye döven polisler de… Her gün yeni bir şehit haberi gelmiyordu. Anayasa Mahkemesi baştan aşağı değişmişti. İçeridekiler kimsenin adamı değildi. Başa gelen yöneticiler bütün kadroyu boşaltıp yerine kendi adamlarını koymayı bırakmışlardı. ÖSS denilen illet hakikaten kalkmıştı. Daha ortaokuldayken öğrenciler kendilerinin yatkın oldukları alana yönlendirilip ileriki seviyelerde de kendilerini o alanda ilerletiyorlardı. Andıç medya ile yandaş medya kavramları da yerle bir olmuştu. Gerçek ve tarafsız habercilik vardı. Kimse kimsenin paralı kalemşoru değildi. Geçmişteki medya-siyaset ilişkilerine baktıkça ve gazeteci atalarının yazdıklarını okudukça çoğu zaman neye uğradıklarını şaşırıyorlardı. MEB’in ders kitaplarında yalan yanlış bilgilerin hepsi kaldırılmıştı. Üniversiteye başı kapalı öğrenciler girebildiği gibi başı kapalı hâkimler de vardı. Üniversitelerde kadrolaşma kaldırılmıştı. Akademisyenler asistanları hizmetçileri gibi kullanmıyorlardı… Cuma akşamları kurumlar çıkıp ansızın bir basın açıklaması yapıp ekonomiyi bertaraf etmiyorlardı. Mecliste mahalle kavgaları olmuyor, güneydoğuda faili meçhul cinayetler olmuyordu. Yaftalama kalkmıştı. Kimse kimseyi kılık kıyafetinden görüşlerinden dolayı yaftalamıyordu. İsteyen istediği şarkıcıyı dinliyor, isteyen istediği gazeteyi okuyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Herkes mantık çerçevesinde davranıyor ve herkes başkalarının fikirlerine saygı duymayı biliyordu. Samimilerdi… Önünde el pençe durup arkasından ana avrat sövenler yoktu. Olaylara ve kişilere kötü niyetle yaklaşan zihniyetler kalmamıştı.  Bir olay karşısında empati yapmadan hükümler verilmiyordu. Türk-Kürt, Alevi-Sünni, Fethullahçı-Süleymancı, Ulusalcı, Kemalist, muhafazakar ıvır zıvır diye ayrımcılık da yapılmıyordu. Hepsi birbirine saygı duyuyordu.</p>
<p style="text-align: justify;">Koca bir devir kapanmış yeni bir devir açılmıştı… Tarih kitaplarına geçmişlerdi onlar… Devrin bürokratları, gazetecileri, askerleri, hakimleri, sporcuları, akademisyenleri, siyasileri vs vs…</p>
<p style="text-align: justify;">Farklı ses ve kültürlerin birbirine saygı ve sevgi duyduğu ve bu sayede kültürel zenginliği sağlayan, herkesin kendi işini yaptığı bir ülke tablosu vardı… Huzurlu, mutlu ve her yeni bir gün dünden daha umutlu…</p>
<p style="text-align: justify;">***</p>
<p style="text-align: justify;">Bir an telefonuma gelen mesaj sesi ile irkiliyorum… Elimdeki gazeteye bakıyorum. Sürmanşetten bir haber vermişler; <em>“İzmir’de başörtülü öğrenciye indirimli kart yok”</em> diye… Dikkatimi çekiyor ve açıklamasını okuyorum; <em>“Deniz Baykal, “Herkes giyiminde özgürdür.” diyor. Ancak CHP’li İzmir Büyükşehir Belediyesi, indirimli kart için başörtülü fotoğraf veren öğrenci ve öğretmenlerin başvurusunu kabul etmiyor.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Derin bir iç çekiyorum… Beş dakika sonra yaşayacağımı bilmezken bunca uzun soluklu hayaller kurduğum için kızıyorum kendime…</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #0000ff;"><strong>Talha Dereci<br />
13.03.2010</strong></span></p>
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-center sexy-bookmarks-bg-sexy"><ul class="socials"><li class="sexy-facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.talhadereci.com/utopya-cumhuriyeti.html&amp;t=%C3%9Ctopya+Cumhuriyeti" rel="external nofollow" title="Share this on Facebook">Share this on Facebook</a></li><li class="sexy-twitter"><a href="http://www.twitter.com/home?status=RT+@talhadereci:+%C3%9Ctopya+Cumhuriyeti+-+http://www.talhadereci.com/1180" rel="external nofollow" title="Tweet This!">Tweet This!</a></li><li class="sexy-google"><a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://www.talhadereci.com/utopya-cumhuriyeti.htmltitle=%C3%9Ctopya+Cumhuriyeti" rel="external nofollow" title="Add this to Google Bookmarks">Add this to Google Bookmarks</a></li><li class="sexy-delicious"><a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.talhadereci.com/utopya-cumhuriyeti.html&amp;title=%C3%9Ctopya+Cumhuriyeti" rel="external nofollow" title="Share this on del.icio.us">Share this on del.icio.us</a></li><li class="sexy-technorati"><a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.talhadereci.com/utopya-cumhuriyeti.html" rel="external nofollow" title="Share this on Technorati">Share this on Technorati</a></li><li class="sexy-mail"><a href="mailto:?&amp;subject=%C3%9Ctopya%20Cumhuriyeti&amp;body=%C3%87ok%20b%C3%BCy%C3%BCk%20bir%20%C3%BCtopya%20biliyorum.%20Ve%20bilmeme%20ra%C4%9Fmen%20bazen%20d%C3%BC%C5%9F%C3%BCnm%C3%BCyor%20da%20de%C4%9Filim%E2%80%A6%20Evet%2C%20bir%C3%A7ok%20%C5%9Feyin%20de%C4%9Fi%C5%9Fmesi%20laz%C4%B1m%E2%80%A6%20Ama%20%C3%B6yle%20g%C3%BCn%C3%BC%20kurtarma%20ama%C3%A7l%C4%B1%20de%C4%9Fil%E2%80%A6%20K%C3%B6kten%20de%C4%9Fi%C5%9Fim%E2%80%A6%20Belki%20%C3%B6ncelikle%3B%20%C5%9Fimdiki%20orta%20ya%C5%9F%20ve%20%C3%BCst%C3%BC%20olan%20ku%C5%9Fa%C4%9F%C4%B1n%20tamamen%20neslinin%20t%C3%BCkenmesi%20beklenilm - http://www.talhadereci.com/utopya-cumhuriyeti.html" rel="external nofollow" title="Email this to a friend?">Email this to a friend?</a></li></ul><div style="clear:both;"></div></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/utopya-cumhuriyeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akif’in Asım’ı ve Fikret’in Haluk’u Olabilmek</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/akifin-asimi-ve-fikretin-haluku-olabilmek.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/akifin-asimi-ve-fikretin-haluku-olabilmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 09 Mar 2010 21:42:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyasi Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[asımın nesli]]></category>
		<category><![CDATA[gençlik ve siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[haluk]]></category>
		<category><![CDATA[meclis yaş ortalaması]]></category>
		<category><![CDATA[siyaset akademisi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1175</guid>
		<description><![CDATA[Gençlik ve siyaset… Hiç şüphe yok ki çoğu defa tartışıldı bu konu. Birileri ekran karşısına “işin uzmanı” diye çıktı, sabaha kadar konuştu “gençler önemlidir” diye fakat konuşma hakkını asla karşısındaki mikrofon bekleyen gençlere vermedi… Bir diğeri; “gençler siyasetin can damarıdır önü açılmalıdır” dedi ama kendi yaşını unuttu ve yıllardır “koltuk sevdası”nda olduğunu… Bir diğeri bunlara [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-medium wp-image-1176" title="gençlik ve siyaset" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2010/03/karadeniz-bolgesi-strateji-300x199.jpg" alt="gençlik ve siyaset" width="300" height="199" />Gençlik ve siyaset… Hiç şüphe yok ki çoğu defa tartışıldı bu konu. Birileri ekran karşısına “işin uzmanı” diye çıktı, sabaha kadar konuştu “gençler önemlidir” diye fakat konuşma hakkını asla karşısındaki mikrofon bekleyen gençlere vermedi… Bir diğeri; “gençler siyasetin can damarıdır önü açılmalıdır” dedi ama kendi yaşını unuttu ve yıllardır “koltuk sevdası”nda olduğunu… Bir diğeri bunlara bile gerek duymadan “sen dur bakalım senin yaşın küçük” diye susturdu… Ve işte gelinen nokta…</p>
<p>Bu ülke Evrenlerle, Ecevitler ile Demireller ile Erbakanlarla, İnönülerle, Baykallarla, Çillerler ile ne dönemler atlattı onu elbet yaşayanlar bilir… Biz (zamane gençliği) okuyarak, araştırarak bu durumu anlayabiliriz. Ve anlaşılması da çok zor olmayan şu karara çoğumuz imzasını atabilir; “Artık bu ülke koltuk sevdası, kemikleşmiş siyasetçilerden bıktı usandı. Bayrak geleceğin mimarları gençlere bırakılmalı.”<span id="more-1175"></span></p>
<p>İstatistiklerle konuşmayı pek sevmem. Çünkü karşı taraf için bunu çoğu zaman işin ayrıntı kısmı gibi görür ve önem vermez. Ve hak vermek de gerekir kimi zaman bu istatistikler can sıkar. Ama yazımda birkaç istatistikî bilgi vermeden geçemeyeceğim. Verilmeli ki işin ehemmiyeti anlaşılsın.</p>
<p>2007 seçimlerinden sonra meclisin yaş ortalaması %54.3 oldu. Vekillerin partilere göre yaş ortalaması, AKP ile CHP&#8217;de 55, MHP&#8217;de 52 ve DTP desteğiyle seçilen bağımsızlarda 47. Rekor yaş elbette CHP’de. 30 &#8211; 35 yaş arasında vekil yok. 41-45 yaş arasında 14 kişi var. 61 ve üzerinde ise 24 kişi… 61 yaşın üzeri diyorum bunlar 75-85 arası… Baykal, Önder Sav, Ali Topuz vs.</p>
<p>Mesele CHP değil -CHP ideolojisiyle, programıyla, siyaset yapma biçimiyle, kadro yapısıyla, Türk toplumunun çok gerisinde kalmıştır o ayrı mevzudur- gençliğin önünün tıkanmasıdır. 75’lik dedelerimiz mecliste iken bu gençlere sadece seçim zamanı önem (!) verilmesidir. Evet, seçim zamanı tüm partilerin en vazgeçilmezidir o enerji dolu, bayrak afiş asan, duvarlara yazı yazan gençliği… Gençlik bunları yapar, siyasiler o gençlere vaat verir ama nedense hiçbir zaman o vaatler yerine getirilmez. Belki de çok yakındığımız “Gençler siyasete katılmıyor” görüşünün en büyük sebeplerinden biri budur&#8230;</p>
<p>Elbette tek sorun siyasilerde de değil… Bilgisayar başında saatlerce oyunlar oynayan, dizi başından kalkmayan, bir günden bir güne gazete açıp okumayan, yaşadığı ülkenin cumhurbaşkanı ile başbakanını karıştıran, siyaset denildiğinde birkaç slogan atabilen ama o sloganın anlamını bile bilmeyen ve siyaseti de o sloganlardan ibaret olarak bilen, sırf temsil ettiği kesimdeki insanlara kendisini beğendirmek için Che tişörtü giyen zihniyetteki gençlerde var olduğu sürece elbette siyasette gençler aktif olamaz.</p>
<p>Forum İstanbul Gençlik Platformu yaptığı bir anket sonuçlarına göre; gençlerin yüzde 48,7’si popüler kültürün etkisinde kaldıkları için; yüzde 37,8’i geçim ve gelecek kaygısına düştükleri için; yüzde 29,4’ü partilerin gençlere yönelik belirgin politikaları olmadığı için; yüzde 20,6’sı büyük bir açık yüreklilikle politika umurlarında olmadığı için siyasetle ilgilenmediklerini belirtmiş. Özellikle bayanların politikaya olan ilgisizliği vahim noktada.</p>
<p>2006’daki bir değişme ile seçilme yaşı ülkemizde 25’e indi. Bu karar 2007 seçimlerinde uygulanmadı fakat önümüzdeki seçimlerde uygulamaya konulacak. Gençlerin siyasete katılması açısından bu gelişme çok iyi bir durum. Nitekim Almanya’da bu yaş 18, İngiltere’de 21 ve Fransa’da 23. Fakat bu noktada iki şey kafalarda soru işareti bırakıyor. Siyaset tecrübe gerektiren bir alan. 18 yaşındaki bir gencin siyasetteki tecrübesi ne kadar olabilir? Almanya için cevabı verilmesi güç bir sorudur. Veya Türkiye’de de aynısı geçerlidir. Diğer bir mesele ise tecrübesini ve bilgisini kazanmış bir genç nereden para bulacak da meclise girebilecek! Sadece o listeye girebilmek için epey bir para dökmesi gerekecek… Paranın da yetmediği noktalarda “dayı”nın olması gerekecek. Ayrıca 25 yaş olayının da “seçim yatırımı” olma ihtimali de unutulmamalıdır bence. Gençlerin siyasete katılamama/katılmama sebeplerinden de biri bu olabilir.</p>
<p>Dikkat çekmek istediğim bir nokta ise siyaset akademileri. Üniversitelerde okunan siyaset bilimi bölümlerinin bu noktada yetersiz kaldığı aşikârdır. –Her şey KPSS’ye veya o tarzdaki sınavlara bağlıdır- Elbette sadece oradan siyasetçi çıkacak diye bir durum da yok. Bu noktada hem gençlerin siyasete alıştırılması hem de eğitim verilmesi amacıyla partiler siyaset akademileri oluşturuyor. Bu noktada ortaya çıkan sorun; her partinin kendi akademisyenini/eğitimcisini kullanması, kendi fikirlerini benimsetmesi veya akademisyenin teoriyi değil de kendi fikir ve ideolojisini beyinlere aşılamaya çalışmasıdır. Akademilerde de her zaman sağlıklı fikirler çıkmıyor. Bkz. İlber Ortaylı MHP Siyaset Akademisi dersi… Fikrimce herhangi bir partiye bağlı olmadan genel anlamda bir üniversite gibi her şehirde siyaset akademileri açılmalı. Profesyonel olarak çalışılmalı, devlet desteği sağlanmalı, ücretli olacaksa da makul bir fiyat olmalı. Maddi durumundan dolayı siyasete giremeyen veya aktif olamayan kaliteli gençler dışarıda kalmamalı…</p>
<p>Şu mesele de vardır ki hem büyük hatadır hem de maalesef var olan durumdur. Bir siyasi partinin gençlik kollarında olmak için ya MHP’liler gibi Ülkü Ocağı’nda, ya Saadetçiler gibi Anadolu Gençlik Derneği’nde ya da CHP gibi Atatürkçü Düşünce Derneği’nde olmak gerekir… En bilinenler bunlar olduğu için söylüyorum diğer partilerin bu yönde hangi dernekleri vardır bilmiyorum. Siyasette olmak için bunlara katılmak gibi bir zorunluluk gözüküyor gençler tarafından. Bu durum gençleri siyasetten soğutabiliyor. Ama durumda budur. MHP’de aktif olan bir genç ülkü ocağına girmeden bu işi yapmış mıdır? Diğerleri de hakeza…</p>
<p>80 ihtilalının gençleri siyasetten soğuttuğunu anlatmaya hiç gerek yok. Darbeci zihniyetin belki de bu ülkeye getirdiği en büyük zararlardan biri…</p>
<p>Yaftalanma ve fişlenme mevzusu da siyasete girerken gençlerin en çok sıkıntı çektiği noktadır. Yaftalamada ve saçmalamada üzerimize bir halk var mı bilmiyorum. Uzun saçlı ve küpeli erkeğe komünist, uzun siyah paltolu kumaş pantolonlu kişilere ülkücü, x gazetesi okuyana cemaatçi, y kanalını seyredene ulusalcı, başörtüsü takana şeriatçı gibi bir sürü yaftalama mevcut milletimizde. Önyargılar had safhada… Böyle bir ortamda özgürce ve rahatsız edilmeden siyaset yapmak ne kadar mümkün? Ayrıca fişlenme konusu da aynı şekildedir. Bu partiye girersem geleceğimi kurtarmış olurum veya burada olursan fişlenir miyim acaba diye muhabbetler konuşulduğu sürece gençlerin siyasette olması zorlaşacaktır.</p>
<p>Bu ülkede değişmesi gereken bir sürü şey vardır. Ama soruna en önemli noktadan başlanılırsa diğer sorunlarında çözümü daha kolay olur. Hayatın her noktasına yön veren siyaset koltuğunda artık kemikleşen zihniyet ve bedenler yerine bilinçli, enerji dolu, aktif, başarılı gençler oturmalıdır. Akif’in Asım’ı, Fikret’in Haluk’u olmak zor değil… Yeter ki çalışalım ve inanalım…</p>
<p><span style="color: #0000ff;"><strong>Talha Dereci<br />
09.03.2010</strong></span></p>
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-center sexy-bookmarks-bg-sexy"><ul class="socials"><li class="sexy-facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.talhadereci.com/akifin-asimi-ve-fikretin-haluku-olabilmek.html&amp;t=Akif%E2%80%99in+As%C4%B1m%E2%80%99%C4%B1+ve+Fikret%E2%80%99in+Haluk%E2%80%99u+Olabilmek" rel="external nofollow" title="Share this on Facebook">Share this on Facebook</a></li><li class="sexy-twitter"><a href="http://www.twitter.com/home?status=RT+@talhadereci:+Akif%E2%80%99in+As%C4%B1m%E2%80%99%C4%B1+ve+Fikret%E2%80%99in+Haluk%E2%80%99u+Olabilmek+-+http://www.talhadereci.com/1175" rel="external nofollow" title="Tweet This!">Tweet This!</a></li><li class="sexy-google"><a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://www.talhadereci.com/akifin-asimi-ve-fikretin-haluku-olabilmek.htmltitle=Akif%E2%80%99in+As%C4%B1m%E2%80%99%C4%B1+ve+Fikret%E2%80%99in+Haluk%E2%80%99u+Olabilmek" rel="external nofollow" title="Add this to Google Bookmarks">Add this to Google Bookmarks</a></li><li class="sexy-delicious"><a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.talhadereci.com/akifin-asimi-ve-fikretin-haluku-olabilmek.html&amp;title=Akif%E2%80%99in+As%C4%B1m%E2%80%99%C4%B1+ve+Fikret%E2%80%99in+Haluk%E2%80%99u+Olabilmek" rel="external nofollow" title="Share this on del.icio.us">Share this on del.icio.us</a></li><li class="sexy-technorati"><a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.talhadereci.com/akifin-asimi-ve-fikretin-haluku-olabilmek.html" rel="external nofollow" title="Share this on Technorati">Share this on Technorati</a></li><li class="sexy-mail"><a href="mailto:?&amp;subject=Akif%E2%80%99in%20As%C4%B1m%E2%80%99%C4%B1%20ve%20Fikret%E2%80%99in%20Haluk%E2%80%99u%20Olabilmek&amp;body=Gen%C3%A7lik%20ve%20siyaset%E2%80%A6%20Hi%C3%A7%20%C5%9F%C3%BCphe%20yok%20ki%20%C3%A7o%C4%9Fu%20defa%20tart%C4%B1%C5%9F%C4%B1ld%C4%B1%20bu%20konu.%20Birileri%20ekran%20kar%C5%9F%C4%B1s%C4%B1na%20%E2%80%9Ci%C5%9Fin%20uzman%C4%B1%E2%80%9D%20diye%20%C3%A7%C4%B1kt%C4%B1%2C%20sabaha%20kadar%20konu%C5%9Ftu%20%E2%80%9Cgen%C3%A7ler%20%C3%B6nemlidir%E2%80%9D%20diye%20fakat%20konu%C5%9Fma%20hakk%C4%B1n%C4%B1%20asla%20kar%C5%9F%C4%B1s%C4%B1ndaki%20mikrofon%20bekleyen%20gen%C3%A7lere%20vermedi%E2%80%A6%20Bir%20di%C4%9Feri%3B%20%E2%80%9Cgen%C3 - http://www.talhadereci.com/akifin-asimi-ve-fikretin-haluku-olabilmek.html" rel="external nofollow" title="Email this to a friend?">Email this to a friend?</a></li></ul><div style="clear:both;"></div></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/akifin-asimi-ve-fikretin-haluku-olabilmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>4</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özgürlüğün Yasakçı Zihniyetle Sınavı</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/ozgurlugun-yasakci-zihniyetle-sinavi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/ozgurlugun-yasakci-zihniyetle-sinavi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 23:35:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyasi Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[başörtüsü yasağı]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal alan]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[talha dereci]]></category>
		<category><![CDATA[türban]]></category>
		<category><![CDATA[yasakçı zihniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1166</guid>
		<description><![CDATA[Bazı yasakçı ve antidemokratik, entelektüel gözüken kişiler tarafından kabul edilmese de; Türkiye’de gerek demokratikleşme gerekse diğer belli başlı alanlarda/sektörlerde gelinen noktalar, eskiye nazaran epey bir ilerleme göstermektedir. Fakat başörtüsü yasağının kaldırılması yolunda henüz bir ilerleme görülmemektedir. Adımlar atılsa da yıllarca tartışılsa da gelinen nokta yine aynıdır. Yoğun gündemler bir zaman bu konuyu “unutulmuş” gibi gösterse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1167" title="özgürlüğün yasakçı zihniyetle sınavı" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2010/03/basortusuyasagi-300x169.jpg" alt="özgürlüğün yasakçı zihniyetle sınavı" width="300" height="169" />Bazı yasakçı ve antidemokratik, entelektüel gözüken kişiler tarafından kabul edilmese de; Türkiye’de gerek demokratikleşme gerekse diğer belli başlı alanlarda/sektörlerde gelinen noktalar, eskiye nazaran epey bir ilerleme göstermektedir. Fakat başörtüsü yasağının kaldırılması yolunda henüz bir ilerleme görülmemektedir. Adımlar atılsa da yıllarca tartışılsa da gelinen nokta yine aynıdır. Yoğun gündemler bir zaman bu konuyu “unutulmuş” gibi gösterse de; bu yasak yüzünden mağdur olanlar olduğu sürece bu konu ne unutulacaktır ne de unutturulacaktır.</p>
<p>Bu yazıda başörtüsü veya türban sorunu hakkında en çok tartışılan 3 konu ele alınmıştır; yasağın hukuki boyutu, kamusal alan tartışması ve laiklik ilkesi boyutu.<span id="more-1166"></span></p>
<p><em><strong>Başörtüsü Yasağının Hukuki Boyutu</strong></em></p>
<p>Kendi çıkarları doğrultusunda “Türkiye hukuk devletidir!” diyenler başörtüsü konusunda tamamen keyfi davranmış, Anayasa Mahkemesinden ve Danıştay’ın bazı kararlarından kendilerine ve bu yasağa hukuki zemin aramışlardır. Hâlbuki kendileri de çok iyi bilmektedirler ki, başörtüsü yasağının hiçbir hukuki boyutu yoktur. Hukuki boyutlarla dolaylı olarak da ilgili olan kanun maddeleri de başörtüsü yasağına zemin hazırlayan değil aksine böyle bir yasağın olmadığını belirten maddelerdir.</p>
<p>Anayasa’ya göre, Türkiye insan haklarına saygılı bir devlettir (md.2) ve insan hakları üzerine kurulmuştur (md.14). Ve Anayasa 12.maddede “herkesin ihlal edilemez ve vazgeçilemez doğal temel haklara ve özgürlüklere sahip olduğunu” da ifade eder. Maddenin devamındaki 13.maddede ise bu temel hakların hangi hallerde ve hangi ölçüde kısıtlanabileceği belirtilmiştir. Bu noktada ve belirtilen diğer maddelerde de herhangi bir şekilde başörtüsü yasağına yasal zemin yoktur. Öyle ki anayasada (ihtilal yasaları da buna dahil) hiçbir durumda ne başörtüsü ne türban kavramı geçmekte ne de bayanların ne şekilde başlarını örteceği geçmektedir.</p>
<p>“Özellikle 24. madde din ve inanç özgürlüğünü garanti altına alır. Bu kuralın arka planın ışığında şunları söylemek mümkündür;</p>
<p>•	Her yetişkin insan kıyafetini seçmekte özgürdür,<br />
•	Bu özgürlük kişinin dini inancına göre kıyafetini seçme özgürlüğünü de içerir.”</p>
<p>Nitekim 42.madde de ise; “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” denilmektedir.</p>
<p>Bir diğer tarafta Yüksek Öğretim Kanununun Ek 17. Maddesi ise, “Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yükseköğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir” demektedir. Kanunlarda herhangi bir şekilde adı bile geçmeyen veya dolaylı olarak onu ima eden bir şeyin bulunmaması; kanuna aykırı bir durumu da ortaya çıkarmaz.</p>
<p>Türkiye’nin de altında imzası bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokollerinde &#8220;eğitim hakkı&#8221; ve &#8220;din özgürlüğü&#8221; şöyle düzenlenmiştir;</p>
<p>&#8220;Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.&#8221; (AİHS)</p>
<p>&#8220;Madde 9 &#8211; Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü: 1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir. 2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir&#8221; (Ek Protokol)</p>
<p>Türkiye Cumhuriyeti yasaları AİHS’ye aykırı olamayacağına göre, başörtüsünü okullarda veya devlet dairelerinde yasaklamak yukarıdaki maddelere aykırıdır.</p>
<p>Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarından yasal zemin bulamayan yasakçı zihniyet her sıkıştığında “Laiklik elden gidiyor!” dedi… Bu noktada ise şunu belirtmek gerekir; Avrupa Parlamentosunun kesin kararına göre, inancı sebebiyle okullarda öğrencilerin başını örtmesi laikliğe aykırı değildir. Ama bu durum o yasakçı zihniyetlerde herhangi bir şey uyandırmaz, bu zamana kadar da uyandırmadı.</p>
<p>BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 26. Maddesi, &#8220;herkesin, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet ya da doğuştan kaynaklanan herhangi bir ayrım&#8221; olmaksızın kanun önünde eşit olduğunu belirtir.</p>
<p>Ayrıca Birleşmiş Milletler Eğitim Hakkı Özel Raportörü, üniversitelerde başörtüsü yasağının, kadınların eğitim ve öğretim olanaklarına erişim hakları açısından ayrımcı bir düzenleme olduğu konusunda Türkiye hükümetini uyarmıştı.</p>
<p>Görüldüğü gibi ne TC Anayasasında, ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ne Birleşmiş Milletler tarafınca ne de Avrupa parlamentosunda bu durum olumlu görülmemiştir… Hukuki olarak bu yasağı savunan hiçbir madde yoktur.</p>
<p><em><strong>Kamusal Alan Tartışması</strong></em></p>
<p>Teorik olarak da pozitif siyasette de çok tartışılan bir konu olduğu kesin kamusal alan kavramının. Fakat bunu bir yasak sebebi olarak göstermek çok saçma, akla mantığa sığmayan bir durumdur. Bu da aynı şekilde yasağa zemin arama arayışları veya daha doğru bir kavramla çırpınışlarıdır.</p>
<p>Gazi Üniversitesi öğretim görevlisi Prof.Dr. Atilla Yayla kamusal alanı 3 soru ile izah etmeye çalışmış. Bu sorulara verilecek birkaç basit örnek ile bu tartışmalara son vermek mümkündür.</p>
<p>Kamusal alan;</p>
<p>1)	Egemenliğin bir yansıması olarak, kamu otoritesinin geçerli olduğu her alan mıdır?<br />
2)	Bir kamu görevinin ifa edildiği yer midir?<br />
3)	Bir kamu görevlisinin bulunduğu mekân mıdır?<br />
“İlk durumu ele alırsak; toplum hayatında kamu otoritesi teorik olarak her yerde geçerlidir. Meselâ, sokaklar da kamu otoritesinin geçerli olduğu yerlerdir, öyleyse, sokakta da başörtüsünün yasak olması gerekir.</p>
<p>Evimiz elbette bizim özel alanımızdır, lâkin orada da, duruma bağlı olarak, kamu otoritelerinin yetkileri vardır. Eşinize veya çocuğunuza kötü muamele ederseniz, kamu adına evinize müdahalede bulunulabilir. Yâni eviniz de bir kamusal alana dönüşebilir. Bu durumda, evlerde bile başörtüsü yasağının bulunması gerekmez mi?</p>
<p>İkinci durum düşünülürse; Önce sormamız lâzım: Bir kamu görevlisinin fiilen görev yaptığı her yer bir kamusal alan mıdır? Eğer böyleyse ve yasak kamusal görev veya hizmet alanlarını kapsayacaksa, üniversiteler yanında parklar, vergi daireleri ve hastaneler de başörtüsünün yasak olduğu yerler arasında olmalıdır.</p>
<p>Son durumu düşündüğümüzde ise; devlet memuru akşam evine vardığında orası da kamusal alan olur ve eşinin başörtüsünü çıkarması gerekir!</p>
<p>Veya şu söylenebilir; Kamu görevlisinin bir kamu göreviyle bulunduğu mekân kamusal alandır. Lâkin bu da problemi çözmeye yetmez. Meselâ, Sağlık Bakanlığı&#8217;na bağlı bir hemşire bir aşı kampanyası vesilesiyle bir köye gitse ve köy meydanında topladığı kişilere aşı yapsa, bu o köyü veya köy meydanını kamusal alana çevirir ve hem hemşirenin hem de köylü kadınların başının açık olmasını mı gerektirir?”</p>
<p>Üç ihtimalde de görüldüğü gibi kamusal alan tartışmaları yersiz ve saçmadır. Hiçbir şekilde bu bahane edilerek başörtüsüne yasak getirilemez. Bu tip anlayışlara göre Türkiye’de kamusal alan genişledikçe özgürlük alanı daralmakta/kısıtlanmaktadır. Bu da hukuk devleti için kabul edilebilir bir durum değildir.</p>
<p><em><strong>Başörtüsü Laikliği Engeller mi?</strong></em></p>
<p>Laiklik kavramı; ülkemizde her daim tartışılan ve bazı kemikleşmiş, kör muhalefet yapan kesimler tarafından başları sıkıştıkça kullandıkları kavramdır. İlkokuldan beri din ve devlet işlerini birbirinden ayıran bir kavram olarak öğretilen ve bu sayede yeni yetişen kuşağı da şimdiki nesil gibi bilinçsiz yetişmesinde sebep olan kişi, kurum ve kuruluşlar; bu kavramı yıllardır belli başlı konular karşısında kendi savunmalarını yaparmış gibi ısıtıp önümüze koymuştur. Her daim “elden gidiyor” denilen hâlbuki elimizde bile tam anlamıyla tutamadığımız/tutturulmasına izin verilmeyen bir kavram laiklik. Eğer elimizde laiklik olsaydı başörtüsü yasağı gibi bir sorun da yaşamıyor olurduk. Çünkü laiklik ilkesi böyle bir yasakçı zihniyete “evet” diyen bir ilke değildir. Ve bu yasağa evet diyenlerin de yasal zemin olarak aradıkları, her daim övündükleri bir ilke de değildir.</p>
<p>Laiklik; devletin, çeşitli dinler karşısında maksimum tarafsızlığını gerektiren bir ilkedir. Kim olursanız olun ister Hristiyan olun ister Musevi olun veya Allah’a inanmayın, hangi ırk, mezhepten olursanız olun; bu çeşitlilik arasında laikliği benimseyen bir devletin pozitif veya negatif ayrımcılık yapmamasını gerektirir. Yani başı açık olan ile başı kapalı olan da aynı vatandaştır ve aynı haklara sahiptir. Ne başı açık olana herhangi bir mevkide/konumda bir pozitif ayrımcılık yapılmalı ne de başı kapalı diye bireylere negatif ayrımcılık yapılmalı. Başı kapalı diye üniversitelere alınmayan gençlerin durumu tamamen bir ayrımcılıktır. Bu hem laiklik ile hem ahlak kurallarıyla hem de hukuk devletiyle bağdaşmaz.</p>
<p>Şu da bilinmesi gerekir; başörtüsü takan kişiler bunu siyasi bir simge olsun diye değil, örtünmenin Allah’ın emri ve bir din görevi olduğuna inandıkları için takıyor ve yasağa da bu yüzden karşı çıkıyorlardır. Çünkü laikliği benimseyen bir sosyal ve hukuk devletinin; vatandaşlarının dinlerine saygı duyması gerekir ve onların ibadetlerini gerçekleştirebileceği imkânlar sunması gerekmektedir. Fakat halen var olan yasak göstermektedir ki TC devleti bunu yapmamaktadır. İbadet kavramından sadece namaz kılmak, hacca gitmek vs. anlaşılmamalıdır. Başörtüsü takmak da bir ibadettir. Ve ibadet hakkını istemek dolaylı olarak kısıtlanan özgürlüğünü istemek her bireyin en doğal hakkıdır.</p>
<p>Savundukları kavramı tam anlamıyla bilmeyen bu antidemokratik yasakçı zihniyetler her daim bu kavramı başörtüsü yasağına yasal zemin aramak için kullanmış ve bundan sonra da ömürleri yettiği müddetçe kullanmaya devam edeceklerdir. Bunlara kendileriyle özdeşleştirdikleri özgürlük, laiklik, eşitlik, insan hakları gibi kavramları tam anlamıyla anlatmak kolaydır fakat zihinlerine yerleştirmek, anlatılanları kabul ettirmek çok zordur. Çünkü yaptıkları tek şey at gözlükleri olaylara bakmak ve çözümsüzlük üzerine kör muhalefet yapmaktır.</p>
<p><em><strong>Sonuç</strong></em></p>
<p>“21. yüzyılda kadın haklarından, çağdaşlaşmaktan, insan haklarından ve demokrasiden en çok bahsedilen bir dönemde halen başörtülü kadınların ne zaman, nereye girip nereye giremeyecekleri, hangi hakları kullanıp hangilerini kullanamayacakları ve hatta kimin eşi olduklarında sorun çıkıp çıkmayacağı Türkiye’nin en çok konuşulan konusu olmaya devam etmektedir.” Görüldüğü gibi gelinen nokta gayet vahimdir. Ne kamusal alan tartışmaları bu yasağa sebeptir ne laiklik ilkesi. İşi hukuk konusu haline getirmek isteyenlerde öncelikle ulusal ve uluslar arası alanda gerekli kanun ve yasaları okumaları gerekmektedir.</p>
<p>Yükseköğretim kurumlarındaki var olan başörtüsü veya türban yasağı uygulaması, Türkiye’deki vesayetçi-otoriter rejimin, antidemokratik, yasakçı zihniyetin bir ürünüdür.</p>
<p>Demokrasi mücadelesi veren ülkemizde televizyonlarda “türbanlı bir öğrenciye hak ettiği notu vermeyeceğini&#8221; ifade eden rektörler ya da “Türbanlı bir öğrenciye ders vermek istemediğini” beyan eden öğretim görevlileri olduğu sürece, yasağın kaldırılması için mecliste üçte iki çoğunlukla kabul edilen ama uygulanamayan akıl ve hukuk dışı olaylar olduğu müddetçe, koca ülkenin başbakanının eşini hasta ziyaretine sırf başındaki örtüden dolayı kabul etmeyen zihniyetler olduğu sürece elbette bu mücadele sekteye uğrayacaktır, yara alacaktır. Fakat bu sekteler özgürlük yolunda kalıcı engeller olmamalıdır. Ve özgürlüğe ulaşana dek bu dava hem mağdurlar tarafından hem de insan haklarını savunan her vatandaş tarafından savunulmalıdır.</p>
<p>Bir insan hakkı ihlâlinin olduğu yerde, yapılması gereken tek şey, hemen bu ihlâlin önlenmesi, ortadan kaldırılmasıdır. Daha refah ve huzurlu bir devlet için, sosyal ve hukuk devletinin gereklerini tam anlamıyla yerine getirmek için bu yasak derhal kaldırılmalıdır.</p>
<p><em><strong>Talha Dereci<br />
06.02.2010</strong></em><br />
<a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2010/03/%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn-Yasak%C3%A7%C4%B1-Zihniyetle-S%C4%B1nav%C4%B1.pdf" target="_blank"><img class="alignnone size-full wp-image-1172" title="Yazıyı PDF olarak oku ve indir!" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2010/03/1127355Acrobat_PDF__GANT_st.jpg" alt="Yazıyı PDF olarak oku ve indir!" width="101" height="101" /></a></p>
<p>Yazıyı PDF formatında okumak ve indirmek için resme tıklayınız.<em><strong><br />
</strong></em></p>
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-center sexy-bookmarks-bg-sexy"><ul class="socials"><li class="sexy-facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.talhadereci.com/ozgurlugun-yasakci-zihniyetle-sinavi.html&amp;t=%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn+Yasak%C3%A7%C4%B1+Zihniyetle+S%C4%B1nav%C4%B1" rel="external nofollow" title="Share this on Facebook">Share this on Facebook</a></li><li class="sexy-twitter"><a href="http://www.twitter.com/home?status=RT+@talhadereci:+%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn+Yasak%C3%A7%C4%B1+Zihniyetle+S%C4%B1nav%C4%B1+-+http://www.talhadereci.com/1166" rel="external nofollow" title="Tweet This!">Tweet This!</a></li><li class="sexy-google"><a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://www.talhadereci.com/ozgurlugun-yasakci-zihniyetle-sinavi.htmltitle=%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn+Yasak%C3%A7%C4%B1+Zihniyetle+S%C4%B1nav%C4%B1" rel="external nofollow" title="Add this to Google Bookmarks">Add this to Google Bookmarks</a></li><li class="sexy-delicious"><a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.talhadereci.com/ozgurlugun-yasakci-zihniyetle-sinavi.html&amp;title=%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn+Yasak%C3%A7%C4%B1+Zihniyetle+S%C4%B1nav%C4%B1" rel="external nofollow" title="Share this on del.icio.us">Share this on del.icio.us</a></li><li class="sexy-technorati"><a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.talhadereci.com/ozgurlugun-yasakci-zihniyetle-sinavi.html" rel="external nofollow" title="Share this on Technorati">Share this on Technorati</a></li><li class="sexy-mail"><a href="mailto:?&amp;subject=%C3%96zg%C3%BCrl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%20Yasak%C3%A7%C4%B1%20Zihniyetle%20S%C4%B1nav%C4%B1&amp;body=Baz%C4%B1%20yasak%C3%A7%C4%B1%20ve%20antidemokratik%2C%20entelekt%C3%BCel%20g%C3%B6z%C3%BCken%20ki%C5%9Filer%20taraf%C4%B1ndan%20kabul%20edilmese%20de%3B%20T%C3%BCrkiye%E2%80%99de%20gerek%20demokratikle%C5%9Fme%20gerekse%20di%C4%9Fer%20belli%20ba%C5%9Fl%C4%B1%20alanlarda%2Fsekt%C3%B6rlerde%20gelinen%20noktalar%2C%20eskiye%20nazaran%20epey%20bir%20ilerleme%20g%C3%B6stermektedir.%20Fakat%20ba%C5%9F%C3%B6rt%C3%BCs%C3%BC%20yasa%C4%9F%C4%B1n%C4%B1n%20kald%C4%B1r%C4%B1lma - http://www.talhadereci.com/ozgurlugun-yasakci-zihniyetle-sinavi.html" rel="external nofollow" title="Email this to a friend?">Email this to a friend?</a></li></ul><div style="clear:both;"></div></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/ozgurlugun-yasakci-zihniyetle-sinavi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Medya Değerlendirmeleri &#8211; 1</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/medya-degerlendirmeleri-1.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/medya-degerlendirmeleri-1.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 09:00:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medya Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[abonelik sistemi]]></category>
		<category><![CDATA[bloomberg tv]]></category>
		<category><![CDATA[ece temelkuran]]></category>
		<category><![CDATA[evlilik programları]]></category>
		<category><![CDATA[flash tv]]></category>
		<category><![CDATA[habertürk]]></category>
		<category><![CDATA[medya değerlendirmeleri]]></category>
		<category><![CDATA[taraf gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[tiraj]]></category>
		<category><![CDATA[trt]]></category>
		<category><![CDATA[yemekteyiz programı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1138</guid>
		<description><![CDATA[Belki büyük bir iddiadır fakat fikrimce; bir ülkedeki medyanın üslubu, duruşu, seviyesi ve kalitesi hem o gazeteyi okuyan okurun üslup, seviye ve kalitesini gösterir hem de genel olarak ülkenin uluslar arası bazda değerini göstermektedir. Elbette gazetenin üslup ve seviyesi sübjektif bir konudur. Yani bir okura gayet seviyeli ve okunulabilir gelen bir gazete bir diğer okura [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1139" title="Medya Değerlendirmeleri 1" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2010/02/medyasss-300x300.jpg" alt="Medya Değerlendirmeleri 1" width="300" height="300" />Belki büyük bir iddiadır fakat fikrimce; bir ülkedeki medyanın üslubu, duruşu, seviyesi ve kalitesi hem o gazeteyi okuyan okurun üslup, seviye ve kalitesini gösterir hem de genel olarak ülkenin uluslar arası bazda değerini göstermektedir. Elbette gazetenin üslup ve seviyesi sübjektif bir konudur. Yani bir okura gayet seviyeli ve okunulabilir gelen bir gazete bir diğer okura aynı tadı vermeyebilir ve o gazeteye aynı gözle bakmayabilir. Aslında üslup meselesi nesnel bir olgu olarak kendini belli eder. Bir okur iki gazeteyi veya iki kanalı karşılaştırdığında ikisi arasındaki farkı üslup temelinde değerlendirebilir. Fakat şartlar Türkiye şartları olunca üslup kavramını bile sübjektif olarak kullanmak zorunda kalabiliyoruz. Bunda en büyük sebep; ülkenin kemikleşmiş, entelektüel olarak bilinen ve o şekilde gözükmeye çalışan ve iki üç cümle yazıp köşe yazarıyım diye geçinen yazarlardır. <span id="more-1138"></span></p>
<p>***</p>
<p>Bir gazete düşünün… Her yaptığı haber ile ülke gündemini belirleyen ama tirajlarda ilk 15’e bile giremeyen bir gazete… Taraf gazetesi… Evet, çelişkili bir durum. Hem sizin yazdıklarınıza göre gündem belirlenecek, herkes kaleminizden çıkacak yazıları bekleyecek, evlerde işyerlerinden “duydun mu Taraf’ın yaptığı yeni haberi?” diye konuşulacak hem de 65 bin gibi bir tiraj alacaksanız. Bu noktada 2 şey düşünülmelidir. Birincisi; gazete okumayan bir toplumuz. Bunu sadece bu konu ile bağdaşlaştırmamak gerekir. Toplam gazete tirajlarına bakıldığında 5 milyonu geçmeyen bir tirajı göz önüne alındığında durumun hiç de iç açıcı olmadığı anlaşılacaktır. İkincisi bir gazete okumayı alışkanlık haline getirmek ve başka gazetelere de bakmamak. Çok normaldir okurun her gün okuduğu bir gazetesinin olması. Fakat diğer bir gazete alanında dünya birincisi olsa da onu almayı bir kez olsun aklından geçirmez. Çünkü kendi okuduğu gazete her zaman daha iyidir. <em><strong>Okuma oranının düşük olması ve takılıp kaldığımız bir takım alışkanlıklar…</strong></em> Zaten bu ülkenin başına gelen birçok şeyin temel sebeplerinden birisidir bu iki nokta…</p>
<p>Taraf gazetesi tirajlardan mı yakındı bilmiyorum fakat aldığım bir duyuma göre; gazete abonelik sistemine geçmeyi düşünüyormuş. Abonelik sisteminin daha iyi olacağı kesin. Tirajların artacağından değil… Bayilere sayılı şekilde gelen gazeteye ulaşmamız zor oluyor. Hele ki gazetenin gitmediği ilçeleri düşündüğümüzde bu abonelik sistemi hem gazete açısından hem de gazete okuyan vatandaşlar için olumlu bir durum olur. Maddi sıkıntıdan dolayı gazeteyi bazı günler çıkartılamayacak noktaya gelindiğini söyleyen Ahmet Altan bu sistem için gerekli kaynağı nereden nasıl karşılayacağını belirtse çok iyi olur…</p>
<p>Bugün gazetesi de abonelik sistemini düşünüyormuş…</p>
<p>***</p>
<p>TRT kanalı… Hiç şüphe yok ki 5-6 sene önceki TRT ile şimdiki TRT arasında çok fark var. Ve zaman TRT’ye daha çok güç katıyor. Uydu kanalına bir bakıldığında TRT’nin adı altında 1-2-3-4, Avaz, Şeş, Anadolu, Müzik, Çocuk, Haber kanalları görülebilir. Bu kadar kanal çıkarmak ne kadar doğrudur bilmiyorum. Evet her kesime ulaşmak önemlidir. Ama her kesim için ve her türden sektör için bir kanal açılması da garipsenecek bir durum fikrimce. TRT Arapça’nın hazırlama aşamasında olduğunu biliyorum. Korkarım ki bundan birkaç yıl sonra TRT her sektöre girer; spor, teknoloji, ekonomi, tasavvuf…</p>
<p>Kanalın devlet kanalı olması durumundan dolayı da atılan her adım önemlidir. <em><strong>Nitekim herhangi bir özel kanal; yaptığı yorumlardan ve olaylara karşı duruşlarından kanal sahibinin görüşlerini yansıttığını belli edebilir, bu olmaması gereken bir durum olsa da…</strong></em> Ki ülkemizde de bu durum böyledir. Ama özel kanallardaki bu durum devlet kanalında da işlememelidir. <em><strong>TRT devlet kanalı diye hükümetin de kanalı olması gerekmez.</strong></em> Bu noktada TRT’nin herkese eşit mesafede olması gerekir ve olması gereken de budur.</p>
<p>***</p>
<p>Televizyon programları… <em><strong>Eğer TV programları vatandaşların talepleri doğrultusunda yapılıyorsa -ki maalesef bu şekilde- ülkemizdeki televizyon izleyicisi kesimin şiddetli bir şekilde bilgisizlik, bilinçsizlik ve maalesef cahillik sorunu var.</strong></em> Flash TV’deki her program, kanal kanal yemekteyiz programları, evlilik programları, gelin kaynana ve aile bireylerinin tartışmalarının olduğu programlar, sabahlara kadar süren küfürlü ve seviyesiz spor programları, o onunla burada bu şekilde yakalandı diye “az sonra”ları bastıra bastıra gösteren magazin programları… Zevk meselesidir deyip geçilecek bir konu değildir bu. Televizyona “aptal kutusu” ismini sağlayan, insanlara bir şey katmayan programlar… Tüm bunları düşündükçe TV sahiplerine pek kızamıyorum. Çünkü seyirci bu tip şeyleri istedikçe yapımcılarda haliyle taleplere cevap vermek durumunda kalıyorlar ve durum ortada… Bilinçsiz bir seyirci toplumu… Okan Bayülgen’in Kanalizasyon filmi bu konuyu çok iyi anlatan bir film…</p>
<p>***</p>
<p>TV kanallarına bir yenisi daha eklendi; Bloomberg HT. Bloomberg TV dünyaca takip edilen ve alanında önemli bir yere sahip olan bir ekonomi kanalı. Türkiye’deki payını Habertürk aldı. Ciner grubunun önemli adımlarından birisi. Kanalın yayını Kanal 1 üzerine endekslenmiş. Belli bir saatten sonra yayın akışı Kanal 1 olarak devam ediyor. Ekonomi kanalı olarak eksikliği olan bir ülkeydik umarım Bloomberg HT bu eksikliği giderebilir. Ve yine umarım Habertürk kanalındaki “taraflık” bu kanalda da geçerli olmaz.</p>
<p>***</p>
<p><em><strong>Habertürk gazetesi yerinden mutlu olmayan köşe yazarlarının yeni yuvası mı acaba?</strong></em> Bu soruyu merak ediyorum. Çünkü HT gazetesi yazar kadrosuna yeni bir kişi daha kattı; Milliyet gazetesinden Ece Temelkuran. Yönetim acaba başka kimlere teklif götürdü… Ve kimler kabul etmedi. Yorum kadrosu olarak eksik olduğunu Fatih Altaylı da en başta kendisi belirtmişti. Fakat bu eksikliği Bekir Coşkun ve Ece Temelkuran ile dolduracağını mı düşündü acaba Altaylı? Yaşar Nuri Öztürk’e göre elbette ikisi de daha iyi… Temelkuran’a HT kanalında da bir program yaptırılırsa şaşırmam. Yine de en iyi transferleri Elif Şafak idi…</p>
<p>***</p>
<p>Medya değerlendirmeleri üzerine ikinci yazımı da yakın bir zamanda yazmayı düşünüyorum…</p>
<p><strong>Talha Dereci<br />
04.02.2010</strong></p>
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-center sexy-bookmarks-bg-sexy"><ul class="socials"><li class="sexy-facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.talhadereci.com/medya-degerlendirmeleri-1.html&amp;t=Medya+De%C4%9Ferlendirmeleri+%26%238211%3B+1" rel="external nofollow" title="Share this on Facebook">Share this on Facebook</a></li><li class="sexy-twitter"><a href="http://www.twitter.com/home?status=RT+@talhadereci:+Medya+De%C4%9Ferlendirmeleri+%26%238211%3B+1+-+http://www.talhadereci.com/1138" rel="external nofollow" title="Tweet This!">Tweet This!</a></li><li class="sexy-google"><a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://www.talhadereci.com/medya-degerlendirmeleri-1.htmltitle=Medya+De%C4%9Ferlendirmeleri+%26%238211%3B+1" rel="external nofollow" title="Add this to Google Bookmarks">Add this to Google Bookmarks</a></li><li class="sexy-delicious"><a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.talhadereci.com/medya-degerlendirmeleri-1.html&amp;title=Medya+De%C4%9Ferlendirmeleri+%26%238211%3B+1" rel="external nofollow" title="Share this on del.icio.us">Share this on del.icio.us</a></li><li class="sexy-technorati"><a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.talhadereci.com/medya-degerlendirmeleri-1.html" rel="external nofollow" title="Share this on Technorati">Share this on Technorati</a></li><li class="sexy-mail"><a href="mailto:?&amp;subject=Medya%20De%C4%9Ferlendirmeleri%20%26%238211%3B%201&amp;body=Belki%20b%C3%BCy%C3%BCk%20bir%20iddiad%C4%B1r%20fakat%20fikrimce%3B%20bir%20%C3%BClkedeki%20medyan%C4%B1n%20%C3%BCslubu%2C%20duru%C5%9Fu%2C%20seviyesi%20ve%20kalitesi%20hem%20o%20gazeteyi%20okuyan%20okurun%20%C3%BCslup%2C%20seviye%20ve%20kalitesini%20g%C3%B6sterir%20hem%20de%20genel%20olarak%20%C3%BClkenin%20uluslar%20aras%C4%B1%20bazda%20de%C4%9Ferini%20g%C3%B6stermektedir.%20Elbette%20gazetenin%20%C3%BCslup%20ve%20seviyesi%20s%C3%BCbjektif%20 - http://www.talhadereci.com/medya-degerlendirmeleri-1.html" rel="external nofollow" title="Email this to a friend?">Email this to a friend?</a></li></ul><div style="clear:both;"></div></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/medya-degerlendirmeleri-1.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türk Solu Nereye Gidiyor?</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/turk-solu-nereye-gidiyor.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/turk-solu-nereye-gidiyor.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 21 Jan 2010 23:57:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyasi Yazılarım]]></category>
		<category><![CDATA[sol analizi]]></category>
		<category><![CDATA[talha dereci]]></category>
		<category><![CDATA[türk solu nereye gidiyor]]></category>
		<category><![CDATA[türk solunun analizi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1116</guid>
		<description><![CDATA[Bir arkadaşım başlığı kastederek “Neden sol nereye gidiyor?” diye yazmadın da Türk Solu ibaresini kullanmayı tercih ettin diye sorduğunda “asıl mesele burada işte” dedim içimden… At gözlüğünü çıkarıp, hayata biraz daha bilimsel ve objektif bakıldığında şu kanıya varacağız; “sol” dediğimiz kavram dünyanın çeşitli yerlerinde farklı şekillerde yaşansa veya uygulansa bile, ülkemizi göz önüne aldığımızda, Türkiye’deki [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-medium wp-image-1117" title="türk solu" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2010/01/türk-solu-206x300.jpg" alt="türk solu" width="206" height="300" />Bir arkadaşım başlığı kastederek “Neden sol nereye gidiyor?” diye yazmadın da Türk Solu ibaresini kullanmayı tercih ettin diye sorduğunda “asıl mesele burada işte” dedim içimden… At gözlüğünü çıkarıp, hayata biraz daha bilimsel ve objektif bakıldığında şu kanıya varacağız; “sol” dediğimiz kavram dünyanın çeşitli yerlerinde farklı şekillerde yaşansa veya uygulansa bile, ülkemizi göz önüne aldığımızda, Türkiye’deki Sol’un dünyadan apayrı bir konumda olduğunu görürüz…</p>
<p>Evet, sol her tarafta aynı şekilde yaşanmıyor. Ve sol kavramı tıpkı diğer siyasi terimler gibi gün geçtikçe alt dallara ayrılıyor. Türkiye’ye bunun yansıması Kemalist sol, muhafazakâr sol, ideolojik sol, ulusal sol vb. şekildeki kavramlar şeklinde olmuştur.<span id="more-1116"></span></p>
<p>Dünyadaki görüşte bu kadar keskin midir bilmiyorum fakat ülkemizde “sol” ve sol’dan türeyen kelimelere karşı bir antipati olduğu aşikardır. Bunun sebebi de Türkiye’de birçok defa siyaset malzemesi olmuş ve Türk halkının çok hassas olduğu din konusudur.</p>
<p>Hâlbuki politika terimi olarak sol ile din terimi olarak kullanılan sol ayrı şeylerdir. Aslında üzerinde konuştuğumuz kavram basit bir oturma düzeninin sonucudur. Fransız İhtilali sonrası kurulan parlamentoda özgürlüklerin destekçisi olan burjuvalar genellikle başkan koltuğunun solunda oturmaktaydılar. Değişimlere karşı çıkmakta olan soylular ise sağda otururlardı. Bugün Fransız parlamentosunda bu gelenek hala devam ediyor. Politikadaki terimi bu iken, dini alanda sol kelimesi biraz daha ilginç yönde. Wikipedia’dan aldığım bilgiye göre; “dinlerde kötü, pis, ahlaksız kabul edilen şeyler sol taraf ile özdeşleştirilmiştir. Latince kökenli sinister (kötü) kelimesinin diğer anlamları, &#8220;sol&#8221; ve &#8220;şanssız&#8221;dır. Yine İbranice’de &#8220;smowl&#8221; (sol) kelimesi aynı zamanda &#8220;karanlık&#8221; anlamına gelir. İslam’da pis, kötü kabul edilen şeyler (taharetlenmek vb.) sol el, sol ayak ile yapılır.”</p>
<p>Yaftalamanın ve “çamur at izi kalsın” mantığının hüküm sürdüğü Türkiye&#8217;de “sol” dediğimiz gruplar “sağ” grupları “dinci, cemaatçi, tarikatçı, gerici, şeriatçı” gibi kelimelerle anarken; “sağ” gruplarda “sol”u “dinsiz, imansız, Allahsız, kitapsız” olarak görmüş ve o şekilde anmıştır.</p>
<p>Türkiye’de sol deyince aklıma CHP gelmiyor son 3-4 yıldır. Azınlıkta olan TKP, İP, DSP, ÖDP, EMEP ve adında sosyalist, Marksist, devrim ve Lenin kelimeleri geçen varlığı ve yokluğu bir olan gruplar geliyor aklıma daha çok. Hatta Wikipedia’da “Türkiye’de Sol Gruplar” adı altında CHP ismi yok. Ama maalesef yıllardır meclis çatısı altında, muhalefet olarak bulunan ve yerinden memnun olan, “sol” kesimin büyük oylarını almış CHP olunca, Türkiye’deki solu, o parti üzerinden konuşmak zorunda kalıyoruz. Yaptığı konuşmalar ve olaylara karşı koyduğu tavırlar doğrultusunda tartışabilme fırsatımız oluyor Türk Solu’nu…</p>
<p>İktidar ve muhalefet partilerinin ideolojik terimlerinin yer değiştirdiği şu zamanda CHP&#8217;yi anlayabilmek çok zor. Dünyanın neresine giderseniz gidin, aklıselim bir adama “sol” hakkında birkaç şey söyle deseniz, size; “eşitlik, özgürlük, kardeşlik, demokrasi, insan hakları” gibi klişe olmuş/oldurulmuş kelimeleri söyleyebilir. Bu kelimeler ile Tük Solu’nun şimdiki -teorikte- temsilcisini, yani CHP’yi, bir araya getiriyorum ve ikisini analiz etmeye, ortak noktalarını bulmaya çalışıyorum…</p>
<p>İnsan hakları… Mustafa Erdoğan Anayasal Demokrasi adlı kitabında bu kavramı şu şekilde tanımlamıştır; “İnsan hakkı; hangi ulus, etnik, dini, zümrevi veya mesleki topluluktan olursa olsun, her kişinin yalnızca insan olmak itibariyle sahip bulunduğu değeri korumaya dönük eylem potansiyelinin başkalarınca tanınmasını ve her çeşit dış müdahaleye karşı korunmasını gerektiren en üstün ahlakî iddia veya taleptir.” Tanım üzerinden gidersek; “sahip olduğu değeri korumaya dönük eylem potansiyelinin başkalarınca tanınması” tabirinde kişilerin değerlerine her ne olursa olsun saygı gösterilmesini belirtir insan hakları. CHP’nin türban/başörtüsü konusundaki tutumunu düşününce çok rahatça “insan haklarından bir haber” diyebiliyorum. Hâlbuki insan haklarını savunan bir sol parti başörtüsü yasağına “hayır!” diyebilmelidir, yasağı getirmeye çalışan zihniyet olmamalıdır. Çünkü solun temelinde insan hakları vardır, özgürlük vardır, eşitlik vardır. Trajikomik bir durumdur;  üniversiteye giren bayanın başını açmasını istemek fakat vergi dairesine giden bayandan aynı şeyi beklememek… Hele ki bu durumun gerekçesi olarak da “laikliği” sebep göstermek!</p>
<p>Üniversite öğrencisi okuluna başörtüsü ile girerek laikliğe zarar veremez. Veya ülkedeki laiklik kavramını yıkmak için başörtüsü takmaz. Laikliğe veya sisteme zarar vermeye çalışan bir adam, mesela; şeriat hükümlerince yönetilmek ister. Türk Medeni Kanunu’nda İslami yorumlara ve görüşlere yer verilmesini ister. Veya anayasayı değiştirip Kur’an-ı Kerim&#8217;i anayasa yapmaya çalışır. Ya da daha da ileri gidip başörtüyü iktidar eliyle ve kanunlarla destekleyecek şekilde ülkede mecburi hâle getirtmeye çalışır. Durum bu noktadaysa elbet birileri çıkıp “laiklik elden gidiyor!” deyip bir şeylerin yapılmasını istemelidir. Ama üniversiteye başörtüsüyle girmek isteyen bir gencin zihniyeti ile bu saydığım zihniyetler/istekler arasında hiçbir ortak yön yoktur. Nasıl ki başörtülü bayan başı açık ve mini etekli bayanlara bir şey demiyorsa ve onlara saygı gösteriyorsa, aynı şekilde kendisine de davranılmasını ve saygı duyulmasını da istemektedir. Bu durum insan haklarının ve özgürlüğün gereğidir. Yani teorikte Sol’un temel taşları…</p>
<p>Demokrasidir ve ilerlemedir sol… Düşünüyorum da türban konusunda gayet demokratik (!) davranan CHP, aynı tavrını darbeci generalleri destekleyerek de yapmıştır! Darbelerle ve darbecilerle ilişkili olan bir parti asla “sol” olamaz. Solun değerleri buna uygun değildir, cuntacılıkla bağdaşmaz. 12 Eylül, 28 Şubat övünmek için kullanılamaz. Zamanın darbeci generallerini, kendi görüşlerindenmiş gibi gösterip başına “solcu”, “Atatürkçü” gibi kelimeler getirerek yere göğe çıkarılamaz.</p>
<p>Aynı tavır anayasa konusunda da karşımıza çıkmaktadır. Bu ülkede anayasa sorunu vardır. Evet, bir darbe anayasasıdır kullandığımız. Ve darbe zihniyetini kaldırmak gerekir, onu baş tacı yapmak değil. Onu kaldırmaya kalkışanları engelleyerek sadece geriye gidersiniz veya yıllardır yaptığınız gibi yerinizde sayarsınız. Ve buna da “istikrar” dersiniz. Hâlbuki “sol” hep ileri gitmektir. Çağdaş olmak, ilerleyen zamana ayak uydurabilmektir…</p>
<p>Sol; söylemlerle kalmak değil, icraatlar yapmaktır. CHP, her fırsatta muhalefet olmanın verdiği yetkiden olsa gerek sade ve sadece iktidara laf yetiştirmeye çalışmıştır. Bir günden bir güne elle tutulur bir proje ürettiği görülmemiştir. Her projeyi anayasa mahkemesine taşımıştır. Parti binası ile anayasa mahkemesi arasında mekik dokuyan bir muhalefet partisi görüntüsü&#8230; Ülke insanına hizmet için mi ordadır yoksa o vatandaşı zor duruma düşürmek için mi? Bu soruyu kendilerine samimi bir şekilde sormak ve cevabını bulmak durumundadırlar. İktidarın yanlışlarında muhalefet edeceği yerde susarken, yapılan olumlu şeylerde her daim sesini yükseltmiş ve kör muhalefetini yapmıştır. Fakat “sol” bununla uyuşmaz. Sol üretmektir, icraatlar gerçekleştirmektir.</p>
<p>Şu noktada üzerinde durulması gereken önemli bir noktadır; siyasetin alternatifi… Ülkemizde siyasetin alternatifi çoğu zaman asker olarak görülmüştür. Ortalama olarak 10-15 yılda bir, bir şekilde darbe yapan veya darbeye teşebbüs eden zihniyetler, demokratik ortamlarda yapamadıklarını veya onları yapmaya hakları olmadığı için (üniforma ile siyaset yapmak/yapmaya çalışmak) siyasete alternatif olarak başka yollara başvurmuşlardır. Hâlbuki sol veya sağ fark etmez, olması gereken şey; siyasetin alternatifinin siyaset, siyasetçinin alternatifinin siyasetçi olmasıdır. Fakat ülkemizde ne zaman olması gereken olmuştur o da ayrı bir mevzudur. Siyasetçileri sevmeyen zihniyet onları asarsa ve asanları da destekleyen zihniyetler varsa, zaten burada ister sağ olsun ister sol fark etmez, o ülkenin daha alacağı çok yol vardır…  Bu noktada siyasette yapamadığı veya gücünün yetmediği durumlarda “askere sığınan zihniyet”i de unutmamak gerekir. Bu durumdaki kişiler, yıllarca birilerinin pohpohlaması ve desteğiyle o makam ve koltuklara geldiği için, zorlarına giden bir şeyler olduğunda veya güçlerinin yetmediği bir durumla karşılaştığında; laikliği bahane ederek, orduyu göreve çağırmışlardır. Bu zihniyet de onların ne kadar aciz olduğunun göstergesidir.</p>
<p>Atatürk üzerinden siyaset yapmak da CHP’nin en iyi başardığı şeydir. Türk siyasetinde iki kavram her daim kuvvet göstergesi olmuştur; Atatürk ve din. Cumhuriyet tarihi boyunca her parti bir şekilde ya Atatürk üzerinden ya da din üzerinden siyaset yapmış ve oy toplamaya çalışmıştır. Hâlbuki bu iki kavram da siyaset üstü kavramlar olarak kalmalıdır. Yıllardır “Atam İzindeyiz!” diyerek yerinde saymamalıdır CHP. Atatürk kendi zamanında yapılması gerekenden fazlasını yapmıştır zaten. Artık o yapılanları üzerine bir şeyler ekleme zamanı çoktan geldi de geçmiştir… Ata’nın izinde gitmek değil, izinin gösterdiği yolda onu geçmektir mühim olan. Sol’dan da beklenen ve ona yakışacak olan da budur.</p>
<p>Durum bundan ibarettir. Ülkede “sen solcu musun?” gibi tuhaf bir şekilde sorulan sorular varken ve cevaba göre hemen arkasından bir “ötekimiz” konumuna sokturan zihniyetler olduğundan dolayı; Sol’un gerçek değerleri ile pratiğe yansımış halini dilim döndüğümce belirtmeye çalıştım. Türk Solu dünyadaki sollardan bambaşka bir soldur. Ve doktrinde solun özelliklerini taşıyan kavramların asla yakınından geçmemiştir. Bunun olmasındaki temel etken, CHP’nin yanlış/kör muhalefeti ve ülke zemininin büyük bir kısmının sola uymaması, onun tabanına zıt düşmesidir. Buna rağmen; solun gerçek değerlerini başarılı ve objektif bir şekilde yapabilecek/uygulayabilecek bir parti, Türk siyasetinde uzun soluklu olabilir.</p>
<p><strong>Talha Dereci<br />
22.12.2009<br />
Trabzon</strong></p>
<p>&#8212;</p>
<p>Bu yazı aynı zamanda aylık düşünce dergisi olan <a href="http://www.tevatur.net/" target="_blank">Tevatûr E-Dergi</a>si&#8217;ne kapak konusu olmuştur&#8230;</p>
<p><object style="width:600px;height:434px" ><param name="movie" value="http://static.issuu.com/webembed/viewers/style1/v1/IssuuViewer.swf?mode=embed&amp;documentId=100112213528-aeb7625d771f4f16aed1a317b25d914e&amp;docName=tevatur0110&amp;username=karbonizma&amp;loadingInfoText=Tevat%C3%BCr%20Ocak%202010&amp;showFlipBtn=true&amp;layout=http%3A%2F%2Fskin.issuu.com%2Fv%2Flight%2Flayout.xml&amp;pageNumber=12" /><param name="allowfullscreen" value="true"/><param name="menu" value="false"/><embed src="http://static.issuu.com/webembed/viewers/style1/v1/IssuuViewer.swf" type="application/x-shockwave-flash" style="width:600px;height:434px" flashvars="mode=embed&amp;documentId=100112213528-aeb7625d771f4f16aed1a317b25d914e&amp;docName=tevatur0110&amp;username=karbonizma&amp;loadingInfoText=Tevat%C3%BCr%20Ocak%202010&amp;showFlipBtn=true&amp;layout=http%3A%2F%2Fskin.issuu.com%2Fv%2Flight%2Flayout.xml&amp;pageNumber=12" allowfullscreen="true" menu="false" /></object></p>
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-center sexy-bookmarks-bg-sexy"><ul class="socials"><li class="sexy-facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.talhadereci.com/turk-solu-nereye-gidiyor.html&amp;t=T%C3%BCrk+Solu+Nereye+Gidiyor?" rel="external nofollow" title="Share this on Facebook">Share this on Facebook</a></li><li class="sexy-twitter"><a href="http://www.twitter.com/home?status=RT+@talhadereci:+T%C3%BCrk+Solu+Nereye+Gidiyor?+-+http://www.talhadereci.com/1116" rel="external nofollow" title="Tweet This!">Tweet This!</a></li><li class="sexy-google"><a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://www.talhadereci.com/turk-solu-nereye-gidiyor.htmltitle=T%C3%BCrk+Solu+Nereye+Gidiyor?" rel="external nofollow" title="Add this to Google Bookmarks">Add this to Google Bookmarks</a></li><li class="sexy-delicious"><a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.talhadereci.com/turk-solu-nereye-gidiyor.html&amp;title=T%C3%BCrk+Solu+Nereye+Gidiyor?" rel="external nofollow" title="Share this on del.icio.us">Share this on del.icio.us</a></li><li class="sexy-technorati"><a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.talhadereci.com/turk-solu-nereye-gidiyor.html" rel="external nofollow" title="Share this on Technorati">Share this on Technorati</a></li><li class="sexy-mail"><a href="mailto:?&amp;subject=T%C3%BCrk%20Solu%20Nereye%20Gidiyor%3F&amp;body=Bir%20arkada%C5%9F%C4%B1m%20ba%C5%9Fl%C4%B1%C4%9F%C4%B1%20kastederek%20%E2%80%9CNeden%20sol%20nereye%20gidiyor%3F%E2%80%9D%20diye%20yazmad%C4%B1n%20da%20T%C3%BCrk%20Solu%20ibaresini%20kullanmay%C4%B1%20tercih%20ettin%20diye%20sordu%C4%9Funda%20%E2%80%9Cas%C4%B1l%20mesele%20burada%20i%C5%9Fte%E2%80%9D%20dedim%20i%C3%A7imden%E2%80%A6%20At%20g%C3%B6zl%C3%BC%C4%9F%C3%BCn%C3%BC%20%C3%A7%C4%B1kar%C4%B1p%2C%20hayata%20biraz%20daha%20bilimsel%20ve%20objektif%20bak%C4%B1ld%C4%B1%C4%9F%C4%B1nda%20%C5%9Fu%20kan%C4%B1ya%20 - http://www.talhadereci.com/turk-solu-nereye-gidiyor.html" rel="external nofollow" title="Email this to a friend?">Email this to a friend?</a></li></ul><div style="clear:both;"></div></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/turk-solu-nereye-gidiyor.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hulki Cevizoğlu ile 86.Yılında Türkiye Söyleşisi</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/hulki-cevizoglu-ile-86-yilinda-turkiye-soylesisi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/hulki-cevizoglu-ile-86-yilinda-turkiye-soylesisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 15:26:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medya Kritik]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[art kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[cevizkabuğu programı]]></category>
		<category><![CDATA[cevizkıran]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[hulki cevizoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1081</guid>
		<description><![CDATA[
18 Kasım 2009 akşamı KTÜ AKM’de bir topluluk… Çok değil 5 ay önce yine aynı topluluk Nihat Genç’i dinlemek için koltuklarındaki yerlerini almıştı. Atatürkçü Düşünce Kulübü yine ulusalcı tayfanın gözde isimlerinden birini getirmişti; Hulki Cevizoğlu… Nihat Genç kadar hararetli geçmeyeceğini bildiğim konferansta yerimi aldım ve söyleşinin başlamasını beklemeye başladım.
Trabzon’un ileri gelenleri ve Kemalist akademisyenlerimiz de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignright size-full wp-image-1086" title="hulki cevizoglu" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2009/11/hulki_cevizoglu.jpg" alt="hulki cevizoglu" width="206" height="200" /></p>
<p>18 Kasım 2009 akşamı KTÜ AKM’de bir topluluk… Çok değil 5 ay önce yine aynı topluluk Nihat Genç’i dinlemek için koltuklarındaki yerlerini almıştı. Atatürkçü Düşünce Kulübü yine ulusalcı tayfanın gözde isimlerinden birini getirmişti; Hulki Cevizoğlu… Nihat Genç kadar hararetli geçmeyeceğini bildiğim konferansta yerimi aldım ve söyleşinin başlamasını beklemeye başladım.</p>
<p>Trabzon’un ileri gelenleri ve Kemalist akademisyenlerimiz de oradaydı. Eski belediye başkanı Ce-Haş-Pe’li Volkan Canalioğlu’da oradaydı. Alkışlar ve ıslıklar eşliğinde geldi Hulki Cevizoğlu. Savaş sonrası başarı elde etmiş bir komutanın beden diliyle selamlıyor, seyircileri alkışlattıkça coşku verdirmeye devam ediyordu. Atatürk ve silah arkadaşları için 1 dakikalık saygı duruşunun ardından İstiklal Marşımız okundu ve sunucu bayan Hulki Cevizoğlu’nun kısa bir özgeçmişini okudu. Daha sonra ADK Başkanı’nı konuşma yapmak için sahneye çağırdı. Oldukça heyecanlı olan başkanın güzel bir metin (!) hazırladığını gördük her ne kadar iyi ezberleyemese de… Çiçek verme, fotoğraf faslından sonra nihayet Hulki Bey’i sahnede görebildik. “Kır bakalım ceviz kabuğunu da görelim içindekileri!” dedim içimden… Ve başladı…<span id="more-1081"></span></p>
<p>Sahnenin üst kısmında yazan “Ne mutlu Türküm diyene!” sözünü gösterdi. Bunu buraya asabilmeniz büyük cesaret dedi ve ekledi; “Sizi gidi Ergenekoncular!”. İlk dakikadan söyleşinin gidişatı belli olmuştu…</p>
<p>Ergenekon’dan başladı… Erol Manisalı, Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay’ı savundu. Ergenekon diye Atatürkçü dava arkadaşlarımızı içeriye alıyorlar dedi. Belli ki fazlaca sinirliydi bu davaya. Ona göre böyle bir operasyon yoktu ve bunu AKP öç alma amaçlı yapıyordu. Ortadaki ıslak imzalı belgeyi, darbe girişimlerini, darbe günlüklerini hiçe saydı. Ama bir ortak noktamız vardı onu söylemeliyim. Cevizoğlu bu darbe girişimlerini bir yana bırakarak asıl darbeyi yapan kişileri neden yargılamadıklarını, onlarla kol kola görüntüleriniz var neden onları yargılamıyorsunuz diyerek Kenan Evren’e gönderme yaptı. Ona göre Bülent Arınç ve Abdullah Gül’ün Evren ile kol kola girdiği pozlar varmış. Bu pozu görmediğim ve açıkçası da araştırmadığım için bir şey diyemiyorum. Çünkü Hulki Cevizoğlu’nun halkı kandırma -yalan söyleme- ihtimali de var. Tıpkı Nihat Genç’in yaptığı gibi… (<a href="http://www.talhadereci.com/medya-kritik/nihat-genc-ve-saz-arkadaslari-toplulugu/" target="_blank">bkz. Nihat Genç’in Gülen hakkında söylediği Sızıntı Dergisi yalanı</a>) Ama Kenan Evren’in hala yargılanmadığı ve darbe anayasasının değişmediği 86.yılındaki Türkiye Cumhuriyeti’nde büyük bir hukuk boşluğunun olduğu, yüksek derecede bürokrasinin işlediği ve eskisi kadar olmasa da askerin yine siyaset üzerinde belli bir baskısının olduğu aşikâr. Bu noktada Hulki Bey ile aynı görüşteydik. Her ne kadar o anayasanın değişmesinden yana olmasa da…</p>
<p>Şanssızdım ve yine yalnızdım… Söyleşilerdeki şanssızlığım yine devam etti. Ama sanırım bu seferki şanssızlığımı kendi kendime oluşturdum. Hulki Bey alkış alıyordu evet. Ama salondaki nabzı ölçerek ona göre söyleşisini devam ettirmek niyetindeydi. Kısa bir oylama ile kimlerin ne olduğunu görecekti. İlk olarak “AB hakkında bir fikrim yok girmeli miyiz girmemeli miyiz bilmiyorum.” diyenlerin ellerini kaldırmasını istedi; 2-3 kişi kaldırdı. Daha sonra, “AB’ye girmeliyiz.” diyenler el kaldırsınlar dedi. Ben dâhil koca salonda 6-7 kişi vardık. Arkama baktım o 6-7 kişiye dikkatlice baktım. Hepsinin simalarına dikkat ettim… Daha sonra Hulki Bey üçüncü şıkkı söyledi; “AB’ye girmemeliyiz.” diyenler el kaldırsın dedi. Ve geriye kalan tüm seyircilerden ıslıklar, alkışlar… Cevizoğlu “alkışlayın alkışlayın Ankara duysun!” dedikçe seyirci coştu, seyirci coştukça Hulki Bey rahatladı…</p>
<p>Cevizoğlu soru cevap kısmında AB’ye girmeliyiz diyen o 6-7 kişiye asla söz vermedi. Ön taraflarda olmama rağmen, tabir-i caizse kendimi yırtmama rağmen yine de söz hakkı vermedi. Dedim ya şanssızlığımı kendi ellerimle yarattım… Fikirlerine ters olduğumdan, zor bir soru soracağımdan ve kendisinin orada terleyeceğini düşündüğünden olsa gerek soru sormam için izin vermedi. Hâlbuki körü körüne muhalefet edecek bir sorum da yoktu. Ergenekon’u sormayacaktım bile. Kalkıp da darbeci tayfayı dava arkadaşım diye savunan bir adama Ergenekon yapılanmasını açıklamak veya darbe ihtimali var demek boş olurdu. Medya hakkında ve Atatürk’ün sözleri hakkında bir sorum olacaktı… Zaten soru-cevap kısmı Hulki Bey için çok kolay geçti. Çünkü ortada soru yoktu! Mikrofonu eline alan her genç soru soracağı yerde, AKP şunu böyle yaptı, bunu böyle sattı diye başladı, Cevizoğlu’nu övdü, soru sormayı unuttu… Önceden kağıtlara yazılmış metni bile okuyamadılar. Kör siyasetin altında ezilmiş, kendini geliştirmektense durduğu yerde sayıklayan, iki cümleyi yan yana getiremeyen, bir laf edince hemen tedirgin olan ve heyecanlanan, ne yapacağını bilemeyen, her fırsatta Atatürk üzerinden siyaset yapan ve cevap veremediği ya da gücünün yetmediği anda direkt Atatürk’ü devreye sokan, yıllardır “izinde olan”, “unutmayan”, “unutturmayan” ve Atatürk’ü peygamberi olarak gören (<a href="http://www.talhadereci.com/dereci-tv/dereci-tv-kemalistlerin-ataturku-peygamberleri-ilan-ettikleri-an/" target="_blank">bkz.Cumhuriyet Mitingleri&#8217;ndeki video</a>) Kemalist gençleri ve zihniyetleri gördükçe acıdım hallerine…</p>
<p>Hulki Bey genel seçimlerde Ankara’dan bağımsız adaydı. Çevresinin yoğun isteği üzerine girmişti bu işe. Başarısız olmuştu. Ama bu başarısızlığı yedirememiş olacak ki suçu AKP ve CHP’ye yükledi. Güya CHP karşısına çıkmış ve Hulki Bey’in kendilerinin oylarını böleceğini düşünmüşler. AKP de seçimde oy vereceğimiz pusulada Hulki Bey’in ismini küçük ve kenarda bir yerde yazmış! Hatta Hulki Bey bile kendisinin ismini zor bulmuş. Şaşırdım! Meğer Hulkicim Ankara’da ne cevizkıranmış da haberimiz yokmuş… Baksanıza iki büyük parti bağımsız birinden bu kadar korktuklarına göre…</p>
<p>Bu noktada gençlere çok kızdığını belirtti. Sebebi ise 11 milyon gencin sandık başına gitmemesiydi. Haklı olabilir bu konuda. Sandık başına gitmeyen bir sürü genç var ben de dâhil. Her birimizin bir sebebi olabilir. Sebebi olmak zorunda da değildir. Ama bir kişinin sebebi ilginçti. Hulki Bey oy vermeye gitmediniz diye söylenirken biri kalktı ve şunları söyledi; “Ben Bulgar göçmeniyim. Çifte vatandaşlığım var. Bulgaristan’daki seçimlerde bir tane Türk partisi vardı ve gittim ona verdim oyumu. Ama Türkiye’de oy verecek bir tane Türk partisi var mı ki -ya da kaldı mı ki- ona oy verelim?”… Alkış alan bir sözdü… Ama keşke aldığı alkış kadar düşünülen bir konu olsaydı. Hulki Bey buna cevap veremedi…</p>
<p>Cevizoğlu’na göre AKP’nin “darbelere karşıyız” söylemi boşta kalan bir söz. Onların asıl amacı darbelere karşıyız derken darbecileri desteklemek ve Türklerin DNA’sını değiştirmekmiş… Bunu iki üçü gündür düşünüyorum. Gündemi sıkı sıkıya takip eden biriyim. Ama AKP’nin darbecileri desteklediklerine dair bir şey görmedim. Gören varsa lütfen bana mantıklı açıklamalar doğrultusunda bildirsin. DNA değiştirme konusunda ne demek istediğini tam anlayamasam da “Kürt Açılımı” hakkında iğneleme yaptığı belliydi…</p>
<p>Ve yine Hulki Bey’e göre AKP’nin amacı; Ergenekon’dan içeriye alınanları cezalandırmak değil, o süreci kullanmak ve dışarıdaki Atatürkçülere korku salmakmış. AKP’nin amacını bilmem ama dışarıdaki Atatürkçü adama bir şey yapmadığı sürece kimse de bir şey diyemez. Hulki Bey bir şeyler yapmış olacak ki korku meselesine her daim yazılarında, programlarında değinmekte. Bu korku; bir şeyler yapmış olan, Atatürk’ün gölgesine sığınan darbeci zihniyetteki kişilere uzun bir süre daha yeter…</p>
<p><strong>Talha Dereci<br />
23 Kasım 2009<br />
TRABZON</strong></p>
<div class="sexy-bookmarks sexy-bookmarks-expand sexy-bookmarks-center sexy-bookmarks-bg-sexy"><ul class="socials"><li class="sexy-facebook"><a href="http://www.facebook.com/share.php?u=http://www.talhadereci.com/hulki-cevizoglu-ile-86-yilinda-turkiye-soylesisi.html&amp;t=Hulki+Cevizo%C4%9Flu+ile+86.Y%C4%B1l%C4%B1nda+T%C3%BCrkiye+S%C3%B6yle%C5%9Fisi" rel="external nofollow" title="Share this on Facebook">Share this on Facebook</a></li><li class="sexy-twitter"><a href="http://www.twitter.com/home?status=RT+@talhadereci:+Hulki+Cevizo%C4%9Flu+ile+86.Y%C4%B1l%C4%B1nda+T%C3%BCrkiye+S%C3%B6yle%C5%9Fisi+-+http://www.talhadereci.com/1081" rel="external nofollow" title="Tweet This!">Tweet This!</a></li><li class="sexy-google"><a href="http://www.google.com/bookmarks/mark?op=add&amp;bkmk=http://www.talhadereci.com/hulki-cevizoglu-ile-86-yilinda-turkiye-soylesisi.htmltitle=Hulki+Cevizo%C4%9Flu+ile+86.Y%C4%B1l%C4%B1nda+T%C3%BCrkiye+S%C3%B6yle%C5%9Fisi" rel="external nofollow" title="Add this to Google Bookmarks">Add this to Google Bookmarks</a></li><li class="sexy-delicious"><a href="http://del.icio.us/post?url=http://www.talhadereci.com/hulki-cevizoglu-ile-86-yilinda-turkiye-soylesisi.html&amp;title=Hulki+Cevizo%C4%9Flu+ile+86.Y%C4%B1l%C4%B1nda+T%C3%BCrkiye+S%C3%B6yle%C5%9Fisi" rel="external nofollow" title="Share this on del.icio.us">Share this on del.icio.us</a></li><li class="sexy-technorati"><a href="http://technorati.com/faves?add=http://www.talhadereci.com/hulki-cevizoglu-ile-86-yilinda-turkiye-soylesisi.html" rel="external nofollow" title="Share this on Technorati">Share this on Technorati</a></li><li class="sexy-mail"><a href="mailto:?&amp;subject=Hulki%20Cevizo%C4%9Flu%20ile%2086.Y%C4%B1l%C4%B1nda%20T%C3%BCrkiye%20S%C3%B6yle%C5%9Fisi&amp;body=%0D%0A%0D%0A18%20Kas%C4%B1m%202009%20ak%C5%9Fam%C4%B1%20KT%C3%9C%20AKM%E2%80%99de%20bir%20topluluk%E2%80%A6%20%C3%87ok%20de%C4%9Fil%205%20ay%20%C3%B6nce%20yine%20ayn%C4%B1%20topluluk%20Nihat%20Gen%C3%A7%E2%80%99i%20dinlemek%20i%C3%A7in%20koltuklar%C4%B1ndaki%20yerlerini%20alm%C4%B1%C5%9Ft%C4%B1.%20Atat%C3%BCrk%C3%A7%C3%BC%20D%C3%BC%C5%9F%C3%BCnce%20Kul%C3%BCb%C3%BC%20yine%20ulusalc%C4%B1%20tayfan%C4%B1n%20g%C3%B6zde%20isimlerinden%20birini%20getirmi%C5%9Fti%3B%20Hulki%20Cevizo%C4%9Flu%E2%80%A6%20Nihat%20Gen%C3%A7 - http://www.talhadereci.com/hulki-cevizoglu-ile-86-yilinda-turkiye-soylesisi.html" rel="external nofollow" title="Email this to a friend?">Email this to a friend?</a></li></ul><div style="clear:both;"></div></div>]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/hulki-cevizoglu-ile-86-yilinda-turkiye-soylesisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
