// you're reading...

Medya

Gazete Hayatınızı Ne Kadar Değiştirebilir?

İnsanlar birbirini değerlendirirken belli kraterleri göz önünde bulundururlar. Kimisi için eğitim düzeyi, kimisi hayat tecrübesine bakar, kimisi direkt fiziki görünüşüne göre yorumlar yapabilir. Doğruluğu tartışılır…

Benim gözümde gazete okuyan insan ile okumayan arasında dağlar kadar fark vardır. Okuyan bir toplum değiliz bunu açıkça söylemek gerekir. Bir kitabı okumaktansa çok rahatça “onun filmi yakında çıkar merak etme” diyebiliyoruz… Buna çoğu defa şahit olmuşumdur. Örnekleri televizyonlardaki roman uyarlaması diziler…

Bir insan 24 saat gündemi televizyondan canlı canlı takip etse de gazeteden aldığı verimi alamaz bence. Gazete yorumdur çünkü. Televizyon sadece olup biteni anlatır. Gazetede farklı görüşten farklı kültürden onlarca alanında büyük kademelere gelmiş kişilerin görüş açılarını görürsünüz. Hayata tek pencereden bakabilmektense birden fazla pencereden bakabilmeyi öğretir gazete.

Her ne olursa olsun kokusu bile farklıdır gazetenin. Sabahın mahmurluğunda otobüste köşe yazarlarını okuyabilmektir zevkli yanı. Görüşe bakmaksızın sırf tek gözle değil yüzlerce gözle bakabilmek adına hep gazeteyi tercih etmişimdir…

Gazete okuma alışkanlığı küçüklükten aşılanmalı bence. Kendimden biliyorum çünkü… Evde gazeteyi en ince ayrıntısına kadar saatlerce başından kalkmayan annemden biliyorum. Küçüktüm ama aklıma yatıyordu hayat. Eve her gün gelen gazeteyi alır önce manşete bakar sonra direkt arka sayfasını açıp çok ilgilenmesem de spor haberlerine iki göz gezdirip anneme bırakırdım gazeteyi. Babam okumazdı ama nedense her gazete yazarını görüşleriyle bilirdi. Babamın bu huyunun bende de olmasını isterdim…

Lise hayatının sonlarına doğru “bilinçli” bir gazete okuyucusu oldum diyebilirim. Neyin eğri neyin doğru olduğuna karar verebiliyordum. Tek bir gazetede tıkılıp kalmıyordum. Her kesimden her görüşten yazar benim için önemliydi…

Hatırlıyorum sırf Can Dündar için Milliyet aldığımı bilirim. Daha sonraları o kafileye Taha Akyol da katılmıştı. Zaman gazetesinden gitmişti Milliyet’e… Bir yazar neden gazetesini değiştirir sorusunu belki de ilk o zaman düşünmüşümdür… Ve bu soruyu kendisine sormayan yüz binlerce insan vardır eminim…

Mavi kapaklı bir kitaptı kitapçıda dikkatimi çeken arka sıralardaki kitap. Yazarını daha önce duymamıştım. Aldım, okudum ve çok da hoşuma gitmişti. Yazarını araştırınca Radikal gazetesi yazarı İsmet Berkan olduğunu öğrenmiştim. Yazar şimdi Radikal’in genel yayın yönetmeni. O kitaptan sonra ara sıra Radikal’de İsmet Berkan’ı takip ettim. Ve haliyle Hakkı Devrim’le de tanışmıştım. Türkçe üzerine “yaşlı kurt” diyebileceğim nadir kişilerdendi…

NTV’de severek takip ettiğim bir programdı; “Yorum Farkı”. Emre Kongar ve Mehmet Barlas. Çoğu kesime göre Kongar solu temsil ediyordu Barlas sağı. Ama ben ikisinde de kendime çok şey çıkardım. Barlas’ı okumaya öyle başladım diyebilirim. Sabah gazetesine geçmesi yeni sayılır ama bazen sırf onun için Sabah’ı da alırdım.

“Şeytanın Gör Dediği” köşesiyle tanımıştım Çetin Altan’ı. Benim için koca bir çınardı ilk zamanlar. Cumhuriyet ile aynı yaştaydı. Ve yazar bir ailenin en büyüğüydü. İki oğlu da ülkenin kaliteli yazarlarındandı. Beyaz uzun saçlar ve o kirli sakallarıyla Mehmet Altan’ı tanımıştım babası sayesinde. Star gazetesi başyazarı şimdi… Ve diğer kardeş Ahmet Altan… Daha çok erotik romanlarıyla bilinen ve Allah inancı olmayan biriydi. En azından biz öyle öğrenmiştik. Yanlış hatırlamıyorsam Hürriyet’te yazıyordu. Alkım Yayınları’nın sahibi… Daha sonra yeni gazete kurdu. Kimsenin cesaret edemediği bir işe kalkıştılar ekibiyle. Taraf gazetesini çıkardı. “Düşünmek taraf olmaktır” dedi. İlk sayısından itibaren epey zaman takip ettim. Hâlâ ara sıra alır okurum…

Sevgiliden Senai Demirci’yi, romanına verdiği farklı isimden dolayı Elif Şafak’ı, pervane gibi ortalıkta dolaşan bir arkadaştan İskender Pala’yı, İstanbul aşkından Selim İleri’yi, sırf ODTÜ’de profesör diye İhsan Dağı’yı, okudukça okuyasım geldiği için Ahmet Turan Alkan’ı, bugün ne saçmalamış diye merak ettiğimden Ahmet Hakan’ı, Barlas’ın yerini doldurabilir mi diye takip ettiğim için Cengiz Çandar’ı, Kürtlerin gözünden Türkiye nasıl diye bakmak istediğimden Bejan Batur’u, Gazi Üniversitesi’nde bir arkadaşın dersine girdiği için Mümtaz’er Türköne’yi, “Bir Deliyle Evlendim” kitabının etkisiyle Hekimoğlu İsmail’i, dershanedeki felsefe hocamın abisi diye Yenişafak yazarı Yasin Aktay’ı, Anayasa Hukuku dersinden Ergün Özbudun’u tanıdım… Ve daha nice yazar benim için bir şekilde beyin süzgecimden geçti…

Diyeceksiniz ki ne gerek var her yazar için bir gazete almaya; gir internete hepsine ulaşırsın. Benim için gazete başka bir heyecandı. Hiçbir zaman ekranın yerine geçemeyecek bir heyecan…

Yani diyeceğim zamanla babam gibi olmuştum. Her gazete hakkında bilgiye ulaşmış ve hangi yazar nasıl yazar, neleri savunur, hangi gazetede kalem oynatır öğrenmiştim.

Tabi beni gazetelerle bu kadar haşır neşir eden bir gazete vardı ki onun yeri günden güne benim gözümde hep artıyor. Ve bütün gazeteler bir yana bu bir yana diyebiliyorum; Zaman. İyi reklam yaptın diyenleri duyabiliyorum…

İnsan büyüdükçe neyin kaliteli olup neyin olmadığını anlıyor. Ve bunca gazete geçmişinden sonra son karar kıldığım gazeteydi Zaman. Hani şu bir zamanlar sadece manşet ve spor haberlerine baktığım gazete…

Üniversite okuyan bir genç için yorum ne kadar önemlidir aşikâr. Bunu bilenleri Zaman’ın “Yorum” sayfasına davet etmeden geçemem. Resmen bir akademi bölümü desem yeridir. Hepsi alanında uzmanlaşmış, köklü üniversitelerde profesör yazarlar… Köşe yazısının hakikaten orada yazıldığını gördüm. 30 cümleyi geçmeyen senli benli konuşan ve okura hiçbir katkı sağlamayan resimlerle dolu köşeler gördüm nice gazetede. “ Bu adam da iki üç cümle yazıyor, koca gazetede köşe yazarı oluyor” diyorsun kendi kendine. Çünkü onlar yerinden kalkamayan bir unvanı bile olmayan, sadece yıllardır gelip geçen iktidarları eleştiren, sözüm ona, yazarlardır. Sadece muhalefet olmaktır amaçları. “Çarşı” nasıl her şeye karşıysa bunlar da öyledir…

Gel gör ki bir de “yalan haber” mevzusu vardır ki çoğu okuru çılgına döndürmüştür. Bizzat ben “nasıl bu kadar gurursuz olabiliyorlar” diyorum bazen. Göz göre göre yapılan bir yalan haber vardır. Bu ispatlanır ve her şeyiyle yalan haber olduğu gözler önüne serilir ama gel gör ki adamlar yine bildiklerinde ısrar ederler. Baktı böyle olmuyor konuyu saptırıp yine geçmişe dönerler ve ısıtıp sunarlar eski laflarını. Ve bu şekilde yıllarca aynı kesimin gazetelerinde sayıklayıp dururlar. Ve gazete yazarı olarak geçinirler. Bu sebeptendir ki her daim “gerçek” haberi okumak istediğimden Zaman’ı tercih etmişimdir.

Bir gazeteye 7 yaşındaki çocuk da göz gezdirebilir 70 yaşındaki ihtiyar adam da. Bu sebepten okuduğum gazetede arka sayfa güzelleri olsun istemem. Veya 4-5 sayfa magazin haberleri… Kim nerde kiminle ne yapmış banane… Ülke ne durumdadır bunu bilmeliyim. Yaşıtlarım geleceğin liderleri olacaktır ve şimdiden kendilerine katabildikleri kadar artılar katmalıdır. Bu sebepten Zaman’ı tercih etmişimdir.

Her kesime ulaşabilmeli bir gazete… Şüphesiz beni en iyi anlatabilecek kişi benim yaşadıklarımı taze taze yaşamış olan veya yaşayan biri olmalıdır. Benimle aynı şeyleri yaşamış olsun ki biz gençlerin sesi olabilsin. Sorarım kaç gazetede üniversite okuyan bir öğrenci köşe yazarıdır? Kaç gazetede bir Nurettin Özdoğan vardır? Kaç gazetenin geniş arşivli gençlik eki vardır? Kaç gazeteyi “Pazar gelsin de gazetemi keyif alarak okuyabileyim” diye iple çekerek ararsınız? Her kesimin arayıp da bulduğu şeyler bu gazetede olduğu için Zaman’ı tercih etmişimdir.

Yaşam biçiminizdir bunlar. Bir gazete hayata bu kadar girebilir mi demeyin… Mahremiyettir diye girilmeyen yatak odalarına dahi rahatlıkla sokulabilen bir gazetedir. Göze hoş geldiğindendir kimi zaman seçilme sebebi… Birçok sebebi vardır Zaman’ı seçmemin…

Şimdilerde 22.yaşını kutluyor Zaman.  “1 Milyon Zaman” başlığı altında bir kampanya başlattı. Kimsenin cesaret edemeyeceği bir işe kalkıştılar. Gerçeklere abone olmaya çağırıyorlar… Tirajı yapar veya yapmaz çok da ilgilenmiyorum aslında. Daha önce de yaptılar. Yapamazlarsa da sorun değil… Bir gazete birinin hayatını bu denli değiştirebiliyorsa, evlere yataklara rahatlıkla girebiliyorsa o zaman gerçek gazetedir. Ve ben her gün gazetem gelsin de okuyayım diyebiliyorsam işte gerçek gazetedir. Hayata binlerce gözle bakabiliyorsam gerçek gazetedir.

Gerçekler “zaman”  ile anlaşılırmış… Evet, zaman geçtikçe anladım… İyi ki tanımışım… İyi ki okumuşum… Teşekkürler… Nice mutlu yıllara Zaman…

Talha Dereci
05.11.2008
Trabzon

Discussion

One Response to “Gazete Hayatınızı Ne Kadar Değiştirebilir?”

  1. sevgili kardeşimiz, can yoldaşımız, büyük ve muhterem yazarımız. ııı… yazılarını büyük bir zevkle okuyor ve yeni yazılarını 4 gözle bekliyoruz. biz zaten 4 kişiyiz :) gazete konusuna gelince ııı… gerçekten hayatın akışını değiştiren bir etken..bu yüzden zaman okuyarak ııı.. hem zaman kazanıyoruz hem de hayatımıza renk katıyoruz.. tabi yeni oluşumlara ve farklı gazetelere kapalı değiliz ııı… ama birgün herkes zamanın değerini bilecek diyoruz.. ve haa haa habertürk ise hayırlı olsun :) ))

    Posted by kölemenoğlu grubu | 09 Mart 2009, 21:14

Post a comment