RSS Feed
May 31

Kitaplı Hayaller Vadisi Üzerine

31 Mayıs Pazar 2009 | Hayata Dair

Abartmamalıyım belki ama Trabzon için son yıllarda yapılan en iyi organizasyon ve bir bakıma yatırım sayılabilecek bir şeydi bu yıl ilki düzenlenen kitap fuarı. “Kitaplı Hayaller Vadisi” sloganıyla Trabzon Zağnos Vadisi’nde 52 yazar ve şair okuyucularıyla buluştu. Kitaplar imzalandı, fotoğraflar çekildi, söyleşiler yapıldı. Amaç okuyan bir Trabzon oluşturmaktı. Ve bu amaç doğrultusunda atılan büyük bir adımdı bu bence bu organizasyon. Devamı geldikçe Trabzon ve geleceği için büyük bir yatırım olduğu anlaşılacaktır.

Gazetedeki yazılarını severek okuduğum ve sabırsızlıkla beklediğim Ahmet Turan Alkan ile yüz yüze konuşabilmenin ve muhabbet edebilmenin verdiği mutlulukla başladı fuar günlerim. Şu bir gerçek ki;  Ahmet Turan Alkan okuyucusu belli bir yazardır. Herkese hitap eden bir yazar olabilir ama okuyucuları – ki bunlar bir nevi hayranlarıdır – belli bir yazardır. Ve bu durum bir bakıma okuyucu için iyidir. Herkesin konuşmak istediği herkesin kalbinde olan, herkesin sevdiği bir yazarı sevmek ile “sadece senin yazarınmış” gibi sevmenin verdiği farktan oluşan bir mutluluk vardır artık sende. Sözcükler ile çok iyi oynayabilen, hiciv sanatının günümüzdeki nadir yazarlarından diyebilirim. Onu anlatabilmek benim kalemimim hakkı değildir. Bizzat okuyarak yaşamanız tavsiyemdir. Arkadaşlar çoğu zaman “eleştirilerin çok ağır ve çok iğneleme yapıyorsun” diyorlar. Bunda Ahmet Abi’nin etkisi çoktur. Zamanla onun kadar profesyonel iğneleme sanatını becerebiliriz inşallah.

Kitaplı Hayaller Vadisi’nin onur konuğu Hilmi Yavuz’du. Yıllara sığdırabilmeyi başarmış birçok anısıyla dimdik karşımızda duran bir çınar. Olabildiğine entelektüel, mütevazı, etkileyici ve sözü geçen bir adam… Fotoğraf sergisindeki pozlardan bahsediyor yazar ve akademisyen Nazan Bekiroğlu’na. İsmet Paşa zamanında Vatan Gazetesindeki yıllarını… Londra anılarını… Çok rahat bir şekilde etrafına insanları alıp senli benli şakalaşarak konuşarak üslubunu koruyarak konuşan ve karşındakine “bizden biri” hissi verebilen bir insan… Canım ne var ki bunda demeyin! Yurdum insanı BBG evinde 2–3 günde meşhur olan birini dışarıda görünce kendini yırtıp onunla fotoğraf çektirmeye çalışır. Bize severek okuduğumuz bir yazar ile karşılıklı çay içerek sohbet imkânı nasip olmuş daha ne olsun…

Laf döndü dolaştı Necip Fazıl’a geldi. Trabzon Lisesi’nden bir edebiyat öğretmeni Necip Fazıl’ın enaniyetli duruşuna dikkat çekip Hilmi Yavuz’dan laf almaya çalışıyor. Ama Hilmi Hoca güzel bir tespitte bulunuyor; “ Necip Fazıl hidayete erdikten sonra –bu hidayete erme lafı edebiyat öğretmenine aittir- üslubunda büyük bir değişiklik yaptı ve yazılarında emir kipi kullanmaya başladı. Kalk! Eğil! Övün! Bunun sebebi ise ilginçtir. Emir kipi 2 yerde kullanılır; askerlik ve din. Türk milleti asker bir millettir ve bu konuda çok hassastır. Ve Türk insanı tam anlamıyla yaşamasa da dine önem verir. Onu hep ayrı bir kefede tutar. Bu sebeple Necip Fazıl Türk insanının can alıcı noktasını yakalamıştır ve ona göre bir şair olmuştur. Bu yönü ve daha birçok dikkate değer,  etkileyici ve harika anlatımları onu “üstat” yapmıştır.” Bu güzel tespiti okul kitaplarında kimse bulamaz. Bunu birinci ağızdan dinleyen şanslı insanlardanım…

Bir sürü kitap standı. Çimenlerde top oynayan koşan bir sürü çocuk. Tam bir şenlik havası… Akşamları çeşitli aktiviteler, canlı müzikler, oyunlar vs vs. ( oyunun hangi oyun olduğunu söylememe gerek yok zaten! ) Fuarın orta yerinde bir yere poşetle dergi konulmuş. Ücretsiz alınabilir yazısı da üzerine yapıştırılmış. Dikkatli bakıldığında fuar alanındaki herkeste o dergiden vardı. Aldım baktım. Derginin ismi; İyi Kitap. Aylık okul öncesi çocuk ve gençlik kitapları gazetesi… Mayıs 2009 eki. Güzel, sade ve hoş bir tasarımı var. Sayfaları değiştirdikçe bir konu başlığı dikkatimi çekti; “Anne ben maymundan gelmedim senden geldim!”. Altta şu meşhur evrim teorisinin resmi… Sürüngen bir hayvandan elinde sopa olan bir hayvan sonra maymun ve insan bedeni… Bu dönüşümün (!) resmi… Yazının sahibi; Şiirsel Taç. Yazıyı okumaya başladım. Hemen başlangıçta “genç arkadaşıma kısacık bir not” başlığıyla şu satırlar yazılmış; “Bu yazının geri kalan bölümü sana belki de sıkıcı ya da biraz karmaşık gelecektir (belki de gelmeyecektir). Yazının tamamını okumasan bile, adı geçen kitapları bulup bir göz atar mısın? Kitaplar evrimle ilgili. Bu sözcüğün anlamını belki biliyorsun belki bilmiyorsun. Bunun bir önemi yok. Sadece merak etmen bile yeterli! Ve sorman… Ve sana verilen her yanıta karşılık başka bir soru sorma alışkanlığından asla vazgeçmemen.” Güzel bir kısa not! Yazıda çocukların kafasına evrim denilen şey sokulmaya çalışılıyor. Kitaplar öneriliyor ailelere bu konuda baskı yapılması isteniyor… Bu yazıdan sonraki gelen konu başlığı da bir başka âlem… Başlık; “ Evrim öğretilmeden biyoloji öğrenilmez!”. Dergi yazarlarından Ceylan Uslu Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Biyoloji Öğretmenliği Ana Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Sema Ergezen ile bir röportaj yapmış. Ergezen evrimin ne kadar önemli (!) olduğunu ve mutlaka ilkokuldan başlayarak öğrencilere öğretilmesi gerektiğini söylüyor. Ve sonuna eklemeden de edemiyor; “ Gelecek için umutluyum. Genç nüfusumuzla birlikte Atatürk’ün izinde akıl ve bilim yolunda yürümeye devam edeceğiz…” Bu düpedüz beyin yıkamadır. İnsanın bir sürüngen hayvandan geldiğini söyleyebilmek ne kadar akla uygun bir durumdur? Gençlere evrimi anlatmanın ve evrimi aşılamanın mantığı nedir? Ya da soru şu; evrimin mantığı nedir? Göz var nizam var. İstediğiniz kadar dayanaklarınız olsun. Bir insan ana babasına atasına nasıl maymun diyebilir. Nasıl hayvandan geldiğini söyleyebilir? Bir nevi kendisine de hayvan demektedir… Hayvana insan gibi davranıp buraya yazmak bile fazla…

Yıllar önce yâre bir kitap hediye edildi. İlk kitap hediyesi… Kitabın ismi “Ve Aşk Evliliğin Ellerinden Tuttu”. Senai Demirci’ye ait bir kitap. Pembe hayaller ile yaşayan iki gencin ilerideki rehberleri olacak bir yazardı. Ve yıllar sonra tekrardan görebilmenin sevinci vardı. Saçlarını uzatmış, bıyık bırakmış. Bu kadar uzun değildi. Türkiye’nin Montaigne’i desek yeridir. Kelimeleri dize getirebilmesi… Kitabından herhangi bir sayfayı açıp orada önemli gördüğü cümleyi etrafındakilere açıklıyor. Nelere önem verilmesi gerektiğini söylüyor. Sorulan soruları cevaplıyor. Uzun bir süre soru-cevap ve ders şeklinde geçti. Bayan okurlarından bize sıra geldiğinde “Nihayet bir erkek okur görebildik” dedi. Hak vermemek elde değil. 3 sıra hâlinde oluşmuş bayan okurlardan sıra bana zor gelmişti. Canan Tan ile sohbeti de dinlemeye değerdi. Ayaküstü birkaç konuşma ve fotoğraftan sonra uçağına yetişmek üzere ayrıldı fuardan…

Birbirini tanımayan yazarlar burada tanıştılar. Kitaplarını aldılar, sohbet ettiler. Trabzon sohbete, muhabbete, edebiyata, kültüre doydu 1 hafta boyunca. Eğlendi, düşündü, sorguladı, okudu… Aslında uzun zamandır bunları yapmadığının da farkına vardı. Kitaplı Hayaller Vadisi iyi bir başlangıçtı. Ve devamı geldikçe daha da iyi olacağa benziyor. Bu organizasyonda emeği geçen herkese samimi bir teşekkürler…

Talha Dereci
30.05.2009

İlk yorumu sen yazmak ister misin?

Bu Konudaki Fikirlerini Paylaş