Türk Solu Nereye Gidiyor?
Bir arkadaşım başlığı kastederek “Neden sol nereye gidiyor?” diye yazmadın da Türk Solu ibaresini kullanmayı tercih ettin diye sorduğunda “asıl mesele burada işte” dedim içimden… At gözlüğünü çıkarıp, hayata biraz daha bilimsel ve objektif bakıldığında şu kanıya varacağız; “sol” dediğimiz kavram dünyanın çeşitli yerlerinde farklı şekillerde yaşansa veya uygulansa bile, ülkemizi göz önüne aldığımızda, Türkiye’deki Sol’un dünyadan apayrı bir konumda olduğunu görürüz…
Evet, sol her tarafta aynı şekilde yaşanmıyor. Ve sol kavramı tıpkı diğer siyasi terimler gibi gün geçtikçe alt dallara ayrılıyor. Türkiye’ye bunun yansıması Kemalist sol, muhafazakâr sol, ideolojik sol, ulusal sol vb. şekildeki kavramlar şeklinde olmuştur. (daha fazla…)
Hulki Cevizoğlu ile 86.Yılında Türkiye Söyleşisi

18 Kasım 2009 akşamı KTÜ AKM’de bir topluluk… Çok değil 5 ay önce yine aynı topluluk Nihat Genç’i dinlemek için koltuklarındaki yerlerini almıştı. Atatürkçü Düşünce Kulübü yine ulusalcı tayfanın gözde isimlerinden birini getirmişti; Hulki Cevizoğlu… Nihat Genç kadar hararetli geçmeyeceğini bildiğim konferansta yerimi aldım ve söyleşinin başlamasını beklemeye başladım.
Trabzon’un ileri gelenleri ve Kemalist akademisyenlerimiz de oradaydı. Eski belediye başkanı Ce-Haş-Pe’li Volkan Canalioğlu’da oradaydı. Alkışlar ve ıslıklar eşliğinde geldi Hulki Cevizoğlu. Savaş sonrası başarı elde etmiş bir komutanın beden diliyle selamlıyor, seyircileri alkışlattıkça coşku verdirmeye devam ediyordu. Atatürk ve silah arkadaşları için 1 dakikalık saygı duruşunun ardından İstiklal Marşımız okundu ve sunucu bayan Hulki Cevizoğlu’nun kısa bir özgeçmişini okudu. Daha sonra ADK Başkanı’nı konuşma yapmak için sahneye çağırdı. Oldukça heyecanlı olan başkanın güzel bir metin (!) hazırladığını gördük her ne kadar iyi ezberleyemese de… Çiçek verme, fotoğraf faslından sonra nihayet Hulki Bey’i sahnede görebildik. “Kır bakalım ceviz kabuğunu da görelim içindekileri!” dedim içimden… Ve başladı… (daha fazla…)
Ergenekon Partisi ve Türkiye’de Siyasi Parti Olabilmek
Acaba her ülkede Türkiye’deki gibi bu kadar sık gündem değişir mi diye düşündüm bir an. Cevap veremesem de kendime, bu durumun bizim ülke için bir “kader” olduğu kanısına vardım. Ve bu kaderi değiştirmenin çok zor olduğu kanısına bir kez daha varmış oldum. O kadar çok şey olup bitiyor ki ülkede bir gecelik uykumuzda nelere uyanıyoruz… Ve öyle bir hâl almış ki yaşantımız, birkaç deli ortaya bir şey atıyor, tabir-i caizse 70 milyon bunu konuşuyor. Sürüye uyma psikolojisini o kadar iyi yansıtıyoruz ki aynı şeyleri aynı zamanda konuşuyor, aynı tartışmalara onlarca kanalda tartışıp yüzlerce yere yazıyoruz. Ve bu tartışmalar ile bir yere varamayınca veya kafa dank(!) edince ortaya konu atanlar yeni bir gündem oluşturuyor ve kaldığın yerden devam et… Vatanı kurtarmaya devam! (daha fazla…)
Cesurca Gidebilmek ve Kalmanın Anlamı

Uzun bir zaman sonra yine yazıyorum. Sahi ne kadar oldu yazmayalı? Bir sebebi var mıydı? Hem yazmalı mıydım sanki? Ne fark edecekti? “Yine başladın sorular sormaya” dediğini hissediyorum… Ne sen değiştin ne de ben…
Sondan başlayım istersen. Bu sefer bilinenlerin dışına çıkalım ne dersin? Sınırları aşalım. Yıkalım tabularımızı. Ne varsa açıklayalım. Açıksa da yazalım, günahsa da… En can alıcı sorudan başlayalım; “Mutlu muyuz?” (daha fazla…)
Medya İletişim Bölümü & New Jersey’e Türk Valisi
2009-2010 Eğitim Öğretim yılı bugün açıldı. Herkeste bir telaş… Çocuklarını okula yazdırma uğraşları var velilerde ve çocukların da içten içe yeni bir ortama gireceği ve uzun yıllar bu tip ortamlarda bulunacağının korkusu… Kırtasiyeler ağzına kadar dolu. 1.sınıfa başlarken ki anlar aklıma geldi. Okulun ilk günü deyince aklıma ellerinde beslenme çantası ve suluk, sırtlarda kendi ağırlıklarından daha ağır bir çanta taşıyan, ütülü önlükler giymiş gözyaşı döken 6-7 yaşlarındaki çocuklar topluluğu geliyor. Ve velilerin mutlaka sınıfın içinde çocuklarını beklediği ve o ortama alıştırmaya çalıştığı günler… Her çocuğun birbirine şüpheli gözlerle baktığı anlar ve bir an önce eve gitsem diye düşünülen ve bu isteği belli etmek için daha da avazı çıktığı kadar ağlayan çocuklar… Ben hiç ağlamadım aksine anne babamın da yanımda olmasını istemezdim… Güzeldi… (daha fazla…)
Çoğumuz biliriz kuvvetler ayrılığı denilen kavramı. Ülke yönetimindeki çarkları bu üç kuvvet ( yasama, yargı, yürütme ) döndürmektedir. Ve üçü de birbirinden bağımsız durumdadır. Birinin aldığı karar diğerini etkilememektedir. Ve bu kuvvetler devlet organları arasında üstünlük sıralaması gibi bir duruma tabi değildir. Tabi bunlar teoriktedir. Haliyle Türkiye’de çoğu zaman teori uygulamaya/pratiğe dönüştürülemez. Kimi zaman yargı kararları yasamayı etkiler (bkz: Anayasa Mahkemesinin esasa bakarak anayasa değişikliğinin iptali ) kimi zaman yürütme yargıyı. Bu üç kuvvete bir de medyayı ekleyin. Bakmayın dördüncü kuvvet dediğime aslında birinci ve en önemli güçtür medya. Tabi bu Türkiye için geçerli bir durum. Ülkemizde medyanın yasamaya, yürütmeye, yargıya etkisini tartışmaya gerek yok.
“Anlarsa uzağım yakınımdır anlamazsa yakınım uzağımdır.”
“Aziz Türk Milleti,




