Hulki Cevizoğlu ile 86.Yılında Türkiye Söyleşisi

18 Kasım 2009 akşamı KTÜ AKM’de bir topluluk… Çok değil 5 ay önce yine aynı topluluk Nihat Genç’i dinlemek için koltuklarındaki yerlerini almıştı. Atatürkçü Düşünce Kulübü yine ulusalcı tayfanın gözde isimlerinden birini getirmişti; Hulki Cevizoğlu… Nihat Genç kadar hararetli geçmeyeceğini bildiğim konferansta yerimi aldım ve söyleşinin başlamasını beklemeye başladım.
Trabzon’un ileri gelenleri ve Kemalist akademisyenlerimiz de oradaydı. Eski belediye başkanı Ce-Haş-Pe’li Volkan Canalioğlu’da oradaydı. Alkışlar ve ıslıklar eşliğinde geldi Hulki Cevizoğlu. Savaş sonrası başarı elde etmiş bir komutanın beden diliyle selamlıyor, seyircileri alkışlattıkça coşku verdirmeye devam ediyordu. Atatürk ve silah arkadaşları için 1 dakikalık saygı duruşunun ardından İstiklal Marşımız okundu ve sunucu bayan Hulki Cevizoğlu’nun kısa bir özgeçmişini okudu. Daha sonra ADK Başkanı’nı konuşma yapmak için sahneye çağırdı. Oldukça heyecanlı olan başkanın güzel bir metin (!) hazırladığını gördük her ne kadar iyi ezberleyemese de… Çiçek verme, fotoğraf faslından sonra nihayet Hulki Bey’i sahnede görebildik. “Kır bakalım ceviz kabuğunu da görelim içindekileri!” dedim içimden… Ve başladı… (daha fazla…)
Ergenekon Partisi ve Türkiye’de Siyasi Parti Olabilmek
Acaba her ülkede Türkiye’deki gibi bu kadar sık gündem değişir mi diye düşündüm bir an. Cevap veremesem de kendime, bu durumun bizim ülke için bir “kader” olduğu kanısına vardım. Ve bu kaderi değiştirmenin çok zor olduğu kanısına bir kez daha varmış oldum. O kadar çok şey olup bitiyor ki ülkede bir gecelik uykumuzda nelere uyanıyoruz… Ve öyle bir hâl almış ki yaşantımız, birkaç deli ortaya bir şey atıyor, tabir-i caizse 70 milyon bunu konuşuyor. Sürüye uyma psikolojisini o kadar iyi yansıtıyoruz ki aynı şeyleri aynı zamanda konuşuyor, aynı tartışmalara onlarca kanalda tartışıp yüzlerce yere yazıyoruz. Ve bu tartışmalar ile bir yere varamayınca veya kafa dank(!) edince ortaya konu atanlar yeni bir gündem oluşturuyor ve kaldığın yerden devam et… Vatanı kurtarmaya devam! (daha fazla…)
Derkenar : Soner Yalçın – Siz Kimi Kandırıyorsunuz!
Ulusalcı yazar kadrosunun önde gelen isimlerinden Soner Yalçın’ın “Siz Kimi Kandırıyorsunuz!” kitabını büyük bir merakla aldım doğrusu. Yalçın’ın bir şeylere sitemi vardı belli. Ve haykırmak veya kusmak istiyordu içindeki bilgileri. “Yakın tarihin gayri resmi notlarında gerçeklerle yüzleşmeye hazır mısınız” yazısını da görünce hiç beklemeden aldım ve okumaya başladım.
Soner Yalçın’ı ilk okumaya başladığımda ya 6.sınıfta ya da 7.sınıftaydım. Bay Pipo kitabıydı elimdeki. Kitap epey eskiydi. İlk basımı 1999 du. O zamanlar siyasete hiç mi hiç ilgisi olmayan ben ilk 15-20. Sayfadan sonra sıkıldım ve bıraktım. Şunu söyleyebilirim Soner Yalçın kitaplarını okumak büyük dikkat ve sabır gerektiriyor. Bu kitabı okuduktan sonra buna kesin karar verdim. Birçok inceleme-araştırma kitabı okudum ama Soner Yalçın’ı bu konuda sevemedim. Neden mi? (daha fazla…)
Ordu Göreve !
Türkiye 12 Haziran 2009’da Taraf Gazetesi’nin manşetiyle sarsıldı. İddiaya göre Genelkurmay’ın içerisinde birtakım rütbeli kimseler AK Parti ve Gülen cemaatini “bitirme” planları yapıyormuş… O günden beri yazmayım dedim hep kendime. Ne gerek vardı ki; bir sürü yazar, hukukçu, bürokrat, savcı, hakim, dernek başkanları, sendikalar ve bilim adamları her gün çarşaf çarşaf yazıyor, sabahlara kadar televizyonlarda tartışıyorlar. Onca sözüne bir şekilde güvenilen insan bir şeyler yazıp yorumlamasına rağmen insanlar yine de doğruyu göremeyince, bir üniversite öğrencisi bunları yazsa ne çıkar dedim kendi kendime. Ama yine de deli gönlüme söz geçiremedim, yine lafımı esirgemeden yazmaya başladım… (daha fazla…)
Yerel Seçimlere Doğru
Yerel seçimlere genel seçimler gibi hazırlanıldığı şu sıralarda AKP ve CHP’nin her zamanki “didişmelerini” izliyoruz ekranlardan. Genel seçimler gibi diyorum çünkü CHP aynı tas aynı hamam AKP de öyle.
Belediye seçimlerinde üzerinde durulması gereken nokta zannımca adayın “belediyecilik” görevini daha önce yerine getirmiş mi ya da bu görevi üstlenebilecek bir kişi mi olup olmamasına bakılmasıdır.
Ankara’ya bakıyorum. Yaşadığım şehirde “tahtından” 15 yıldır inmeyen veya indirilemeyen bir başkan var; Melih Gökçek. AKP’nin adayı… CHP’den ise daha önce başkentte emeği geçen ve bir dönem belediye başkanlığı yapan Murat Karayalçın var. SHP başkanlığından istifa ederek bu yarışa girdi. Ve Mansur Yavaş… MHP’den aday. Beypazarı ilçesinini müthiş bir şekilde geliştirerek uluslar arası platformda adını duyurmayı başardı. (daha fazla…)
Çoğumuz biliriz kuvvetler ayrılığı denilen kavramı. Ülke yönetimindeki çarkları bu üç kuvvet ( yasama, yargı, yürütme ) döndürmektedir. Ve üçü de birbirinden bağımsız durumdadır. Birinin aldığı karar diğerini etkilememektedir. Ve bu kuvvetler devlet organları arasında üstünlük sıralaması gibi bir duruma tabi değildir. Tabi bunlar teoriktedir. Haliyle Türkiye’de çoğu zaman teori uygulamaya/pratiğe dönüştürülemez. Kimi zaman yargı kararları yasamayı etkiler (bkz: Anayasa Mahkemesinin esasa bakarak anayasa değişikliğinin iptali ) kimi zaman yürütme yargıyı. Bu üç kuvvete bir de medyayı ekleyin. Bakmayın dördüncü kuvvet dediğime aslında birinci ve en önemli güçtür medya. Tabi bu Türkiye için geçerli bir durum. Ülkemizde medyanın yasamaya, yürütmeye, yargıya etkisini tartışmaya gerek yok.




