<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Talha Dereci&#039;nin Blogu &#187; akp</title>
	<atom:link href="http://www.talhadereci.com/tag/akp/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.talhadereci.com</link>
	<description>Siyaset, Medya, Kitap, Edebiyat&#039;a Dair Okumalar ve Notlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 07:53:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.4</generator>
		<item>
		<title>Ulusalcı Yazarların Kitap Kapaklarına Dair Bir İzlenim</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/ulusalci-yazarlarin-kitap-kapaklarina-dair-bir-izlenim.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/ulusalci-yazarlarin-kitap-kapaklarina-dair-bir-izlenim.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 13 Jul 2011 19:21:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[ABD]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[ergün poyraz]]></category>
		<category><![CDATA[fethullah gülen]]></category>
		<category><![CDATA[İsrail]]></category>
		<category><![CDATA[togan yayınları]]></category>
		<category><![CDATA[ulusalcı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2355</guid>
		<description><![CDATA[Bugün kitap almak için Dost Kitabevi’ne gittim. Kitaplara bakarken özellikle bazı kitapların kapakları hayli dikkat çekiciydi. Bu dikkat çekici kitap kapaklarının ortak özelliği “ulusalcı” diye tabir ettiğimiz yazarların kaleminden çıkmış olmaları. Diğer bir özellik ise; kitaplarda 3 kelime üzerine yoğunlaşılmış; ABD, Ak Parti ve Fethullah Gülen Hocaefendi. Üşenmeden hepsinin bir bir fotoğrafını çektim. Aşağıda bu fotoğrafları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bugün kitap almak için Dost Kitabevi’ne gittim. Kitaplara bakarken özellikle bazı kitapların kapakları hayli dikkat çekiciydi. Bu dikkat çekici kitap kapaklarının ortak özelliği “ulusalcı” diye tabir ettiğimiz yazarların kaleminden çıkmış olmaları. Diğer bir özellik ise; kitaplarda 3 kelime üzerine yoğunlaşılmış; ABD, Ak Parti ve Fethullah Gülen Hocaefendi. Üşenmeden hepsinin bir bir fotoğrafını çektim. Aşağıda bu fotoğrafları koydum. Şimdi bu kitaplara dair birkaç not;</p>
<p>Erdoğan&#8217;ın bulunduğu fotoğraflardan birinde Erdoğan Hitler&#8217;e benzetilerek bir diktatör olduğu vurgulanmaya çalışılmış. Erdoğan&#8217;ın diktatör olup olmadığını izah etmemize gerek bile yok lakin ülke gündemine dair pek bir şey bilmeyen ve ziyaret için ülkede bulunan ve çatpat Türkçe bilen bir insan Erdoğan bu ve buna benzer fotoğraflarını kitap kapaklarında gördükçe neler düşünür onu da bir düşünmek lazım bence. İçine açıp okusa bir şey anlamayacağı da aşikar. Fotoğrafta anlatılan tablodan uzakta olan bir ülke ve başbakanının, felaket tellalcısı bu kukla yazarlar tarafından bu denli resmedilmesi ve  &#8221;Tehlikenin farkında mısınız?&#8221; tarzında uyarılar yapması hayli gülünç&#8230;</p>
<p>Bazısı ise yine bir diktatörlüğe dikkat çekmek için İkinci Tek Parti Dönemi diye başlık atıp İsmet İnönü ile Erdoğan&#8217;ın resmini koyuyor olması. İyi yönden bakılırsa en azından İsmet İnönü&#8217;nün bir tek parti dönemi diktatörü olduğu kabul ediliyor. Lakin Mustafa Kemal bu noktada es geçiliyor. MHP kökenli yazarın Ak Parti&#8217;yi bu şekilde eleştirirken (!) MHP&#8217;deki vesayetten bir habermişçesine davranıyor. Genel başkanlarına &#8220;Reis&#8221; sıfatı takan ve ülkücülükten bir haber Devlet Bahçeli&#8217;nin arkasından koşan bu ve buna benzer müridlerin (!) Ak Parti&#8217;nin yıllardır tek başına iktidarda olmasını Tek Parti Dönemi diye açıklamaları tam anlamıyla mantıksızlık. Kendisinin akademik unvanı profesör olan Ümit Özdağ tek parti döneminin uygulamalarını, kısıtlamalarını günümüz ile aynı derecede tutabiliyorsa ya hakikaten kördür ya da bu tabloyu görecek derece kapasitesi yoktur. Aslında görmezlikten geldiği aşikar. Tek bir soru bile yeter kendisine; &#8220;İsmet İnönü&#8217;nü döneminde bir tek CHP vardı. 2002&#8242;den beri iktidarda olan Ak Parti döneminde MHP dahil bir çok parti vardı. Neden bu partiler iktidar olamadı?&#8221;</p>
<p>Bir diğer konu ise Ak Parti&#8217;nin yargıyı ele geçirdiğine dair. 1960 darbesinden sonra CHP&#8217;nin ordu gücüyle üniversiteleri, önemli kademedeki bürokratları ve yargıyı nasıl ele geçirdiği herkesin malumu. Bu olaylara hiç ses çıkarmayan ve aksine bunu destekleyen, demokrasi ve insan hakları gibi sözlerle süsleyen bu zihniyet şimdi kalkmış Ak Parti gibi derin devlet, futbol terörü gibi meselerlerde büyük bir kararlılıkla hukuk mücadelesi veren bir partiyi yargıya ele geçirmekle suçluyorlar. Üstünlerin hukuku benimseyen bu tip zihniyetlerin hukukun üstünlüğü konumuna geçildiğinde rahatsız olması normal. Buna biz kısaca kuyruk acısı diyoruz. Çünkü bu hukuk mücadelesinde kendilerinin de kuyruğuna basılıyor. Bugün dokunulamaz dediğimiz her kişi ve kuruma dokunuluyor ve adaletin önüne çıkartılıyor. Adalet karşısında hiçbir ayrım yapılmıyor. Rütbesiz bir erden küfür yiyen başbakanın olduğu ve başbakan ile bakanların asıldığı günlerden paşaların hapse tıkıldığı günlere geldik. Askeri vesayetin günden güne eridiği bu anlar ulusalcı tayfanın, darbe heveslilerinin son çırpınışları olarak kalacak akıllarımızda.</p>
<p>Ve malum, bu cephenin sık sık saldırdığı, üzerinden siyaset yaptığı, para kazandığı bir diğer konu ise Fethullah Gülen Hocaefendi ve cemaati. Özellikle Amerika&#8217;da kalmasından dolayı onu CIA ajanı ilan edenler, &#8220;o Müslüman değil apaçık Hristiyan&#8221; diyenler, siyonist diyenler&#8230; Halbuki hiçbirisinin ne Gülen Cemaatine dair ne de Fethullah Gülen&#8217;e dair bir bildiği var. Sanıyorlar ki Gülen oturduğu yerden yıllardır ülkeyi yönetiyor, o &#8220;Ol!&#8221; derse oluyor (!), her siyasetçi her bürokrat onun adamı&#8230; Sanıyorlar ki Gülen&#8217;in şahsına ait yatları katları milyon dolarları var. Gülen Hareketi&#8217;ni onlara anlatmak, anlatmaya çalışmak büyük bir vakit kaybı. &#8220;Çamur at izi  kalsın&#8221; mantığıyla yapmış oldukları yersiz ve doğruluğu olmayan her sözde, başta Gülen&#8217;in ve bu harekete gönül vermiş milyonlarca insanın kul hakkına giriyorlar ki bunun altından nasıl kalkacaklar bir kendileri bir Allah bilir&#8230;</p>
<p>Ve bazıları da Ergenekon Terör Örgütü&#8217;nün yapmış oldukları darbe planlarını, darbe teşebbüslerini, yer altından çıkan mühimmatları, şifreli konuşmaları, darbe günlüklerini hiçe sayıp olayları Ak Parti&#8217;nin ve Gülen Cemaati&#8217;nin bir &#8220;hınç alma&#8221; durumuna getirdiğini düşünen ve Ak Parti&#8217;nin arakasındaki millet gücünü yok sayıp ABD&#8217;nin ve İsrail&#8217;in &#8220;uşağı&#8221; olarak nitelendirenler de var ki bunlara da diyecek pek bir şey yok aslında. Hele hele &#8220;Musa&#8217;nın Çocukları, Gül&#8217;ü&#8221; gibi isimler ise bir fikir özgürlüğünün göstergesi değil düpedüz densizlik, hakaret, aşağılamadır.</p>
<p>Son olarak RED Dergisinin kapağı&#8230; Cumhuriyetin kuruluşundan beri bu zihniyetin karşısındaki insanları &#8220;şeriatçi, gerici&#8221; olarak nitelemesi&#8230; 2011&#8242;in sonuna yaklaşırken hala &#8220;şeriat geliyor&#8221; diye yırtınanların halleri acınası. Artık kendileri bile inanmakta zorlanıyorlar bu duruma. Ne diyelim Allah akıl fikir versin!</p>
<p>Talha Dereci<br />
13 Temmuz 2011</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/İlahi-Adalet.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2359" style="margin: 2px; border: 2px solid black;" title="İlahi Adalet" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/İlahi-Adalet-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /> <span style="color: #000000;"><img class="alignnone size-medium wp-image-2360" style="margin: 2px; border: 2px solid black;" title="Kuşatılan Yargı" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Kuşatılan-Yargı-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></span></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img class="size-medium wp-image-2362 alignleft" style="margin: 2px; border: 2px solid black;" title="Nurjuvazi" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Nurjuvazi-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
<p><img class="size-medium wp-image-2357 alignleft" style="margin: 2px; border: 2px solid black;" title="İkinci Tek Parti Dönemi" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/İkinci-Tek-Parti-Dönemi-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Teğmen-Çelebi.jpg"></a></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Nurjuvazi.jpg"></a><a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Kanla-Abdest-Alanlar.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2363" style="margin: 2px; border: 2px solid black;" title="Kanla Abdest Alanlar" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Kanla-Abdest-Alanlar-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /> <span style="color: #000000;"><img class="alignnone size-medium wp-image-2364" style="margin: 2px; border: 2px solid black;" title="Ergenekon ve Fethullah" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Ergenekon-ve-Fethullah-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></span> </a></p>
<p><a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Cemaatin-Copları.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2365" style="margin: 2px; border: 2px solid black;" title="Cemaatin Copları" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Cemaatin-Copları-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /> <span style="color: #000000;"><img class="alignnone size-medium wp-image-2366" style="margin: 2px; border: 2px solid black;" title="Amerikadaki İmam" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Amerikadaki-İmam-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></span></a></p>
<p><a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Ak-Asker.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2369" style="margin: 2px; border: 2px solid black;" title="Ak Asker" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Ak-Asker-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a> <img class="alignnone size-medium wp-image-2370" style="margin: 2px; border: 2px solid black;" title="Musa'nın Çocukları" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Musanın-Çocukları-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></p>
<p><a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Musanın-Gülü.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2371" style="margin: 2px; border: 2px solid black;" title="Musa'nın Gül'ü" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Musanın-Gülü-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a> <a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Takunyalı-Führer.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2356" title="Takunyalı Führer" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Takunyalı-Führer-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/AKP-ve-Güleni-Kurtarma-Planı.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2367" title="AKP ve Gülen'i Kurtarma Planı" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/AKP-ve-Güleni-Kurtarma-Planı-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a> <a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Teğmen-Çelebi.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2361" title="Teğmen Çelebi" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Teğmen-Çelebi-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
<p><a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Cübbeli-Adalet.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2358" title="Cübbeli Adalet" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Cübbeli-Adalet-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a> <a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Geriye-Doğru-İlerleyelim-Beyler.jpg"><img class="alignnone size-medium wp-image-2372" title="Geriye Doğru İlerleyelim Beyler" src="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2011/07/Geriye-Doğru-İlerleyelim-Beyler-300x225.jpg" alt="" width="300" height="225" /></a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/ulusalci-yazarlarin-kitap-kapaklarina-dair-bir-izlenim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ak Partiye Oy Vermeme Sebebi</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/ak-partiye-oy-vermeme-sebebi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/ak-partiye-oy-vermeme-sebebi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 07 Jun 2011 18:17:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Not Defterim]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet altan]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[seçim 2011]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2152</guid>
		<description><![CDATA[Bizim gazetenin birçok yazarından ve elemanından farklı olarak ben bu seçimlerde AKP&#8217;ye oy vermeyeceğim. Oy verecek olanların nedenlerini anlıyorum, bu yapılanları başka bir partinin yapamayacağı görüşünün doğruluğunu da biliyorum, bazen sizin önünüzde, bazen sizin gözlerinizden uzakta aramızda kıran kırana yaşanan tartışmalardan da yararlanıyorum, bu tartışmaların yapılması gerektiğine de inanıyorum. Ama gene de oy vermemekte kararlıyım. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bizim gazetenin birçok yazarından ve elemanından farklı olarak ben bu seçimlerde AKP&#8217;ye oy vermeyeceğim. Oy verecek olanların nedenlerini anlıyorum, bu yapılanları başka bir partinin yapamayacağı görüşünün doğruluğunu da biliyorum, bazen sizin önünüzde, bazen sizin gözlerinizden uzakta aramızda kıran kırana yaşanan tartışmalardan da yararlanıyorum, bu tartışmaların yapılması gerektiğine de inanıyorum. Ama gene de oy vermemekte kararlıyım. Nedenim de çok karışık değil. Ben dayatmacılığın, tek adamlığın hiçbir türünden hoşlanmıyorum. Böyle bir gelişmenin ihtimaline bile karşıyım. Kemalizm&#8217;e, darbeciliğe, halk iradesinin küçümsenmesine bunun için itiraz ettim, AKP&#8217;yi bu dayatmacılığa karşı çıktığı için elimden geldiğince destekledim. Ama bir başbakan, bir şehirdeki Azeri oylarını alabilmek için tek bir &#8220;emirle&#8221; heykel yıktırabiliyorsa, ben orada dururum, benim için bu, &#8220;tek adam&#8221; yönetiminin kötü bir işaretidir. Oy için heykeli yıktırabiliyorsa, yarın başka oylar için ne yapacağını bilemezsin. Erdoğan&#8217;ın &#8220;bana güvenin, gerisine karışmayın&#8221; tavrından da hoşlanmıyorum, bu da halkın iradesini bir başka biçimde küçümsemek çünkü, seçim yaklaşıyor, Erdoğan&#8217;ın Kürt politikasını ya da nasıl bir anayasa yapacağını kim biliyor? Hiç kimse. Oy verecek olanlar, &#8220;iyi yapar inşallah&#8221; anlayışıyla verecekler. Erdoğan &#8220;367&#8242;yi bulursam referanduma gitmem,&#8221; diyor, &#8220;halkımdan zaten onay almış olacağım&#8221;, halk hangi anayasa için onay veriyor, anayasayı bilmiyoruz ki onay verebilelim, seçim sürecinde anayasa hiç tartışılmadı ki&#8230; 367 oyla anayasaya &#8220;başkanlık&#8221; düzenini koyarsa, buna halk iradesi &#8220;evet&#8221; ya da &#8220;hayır&#8221; nasıl diyecek? Diyemeyecek, halk iradesi mecburen susacak. Erdoğan da, AKP de bu ülkede müthiş işler yaptı ama yüzde 58 oy aldıkları referandumdan bu yana çok değiştiler, benim için fazla milliyetçi, fazla otoriter, az demokratlar. Benim oyumun eksikliği hiçbir fark yaratmayacak, büyük bir çoğunlukla kazanacaklar seçimi zaten ama sandığa gitmeyerek ben sadece kendimin duyabileceği bir şekilde de olsa &#8220;Yeniden demokrat olun&#8221; diyeceğim en azından. Ve, referandum günlerindeki reformculuklarına geri dönmelerini dileyeceğim.</p>
<p><a style="display:none;" id="ddetlink986490217" href="javascript:expand(document.getElementById('ddet986490217'))">(Kaynak)</a>
<div name="ddet" class="ddet_div" id="ddet986490217"><script>expand(document.getElementById('ddet986490217'));expand(document.getElementById('ddetlink986490217'))</script>Ahmet Altan &#8211; 7 Haziran 2011 &#8211; Taraf Gazetesi</div></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/ak-partiye-oy-vermeme-sebebi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>AK Parti ile HAS Partisine Dair Birkaç Komplo Teorisi</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/ak-parti-ile-has-partisine-dair-birkac-komplo-teorisi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/ak-parti-ile-has-partisine-dair-birkac-komplo-teorisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 26 Nov 2010 12:51:28 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[2011 genel seçimleri]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[has parti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1483</guid>
		<description><![CDATA[Başka ülkelerde de aynı şekilde midir bilmem lakin bizim ülkede siyaset konuşmaya başladın mı zaman su gibi akıp geçiyor. Hararetli tartışmalar, inceden inceden laf sokmalar, savunma mekanizmalarının dehşet derecede çalışma pozisyonu alması, ağzın yorulana kadar, hele ki sesli bir ortamdaysan sesinin kısıldığını ve boğazının acımaya başladığını hissedene kadar oturup sohbet eder, tartışır bir nevi beyin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Başka ülkelerde de aynı şekilde midir bilmem lakin bizim ülkede siyaset konuşmaya başladın mı zaman su gibi akıp geçiyor. Hararetli tartışmalar, inceden inceden laf sokmalar, savunma mekanizmalarının dehşet derecede çalışma pozisyonu alması, ağzın yorulana kadar, hele ki sesli bir ortamdaysan sesinin kısıldığını ve boğazının acımaya başladığını hissedene kadar oturup sohbet eder, tartışır bir nevi beyin fırtınası yaparsın… Üstelik güzelim memlekette bu durum için herhangi bir yaş ve bilgi birikimi olma koşulu da yok…<span id="more-1483"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Yine o siyasi muhabbetlerden birinde genel seçimi konuşuyorduk bir arkadaşla. Hararetli tartışmalar olmadı. Ders öncesi sıradan bir kantin muhabbeti… CHP-BDP ittifakı, MHP’nin durumu derken kendimizi; belki ileride gerçekleşmesi muhtemel ama şu an için “komplo teorisi” diyebileceğimiz bir durum içinde bulduk. O komplo teorisini anlatmadan önce konu hakkında bir şeyi ifade etmekte fayda var. Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı süresi hakkında birçok tartışma olmuştu hatırlayacaksınız. 5 yıl mı 7 yıl mı, 5+5 uygulanacak mı ikinci kez seçilebilir mi vesaire diye bir sürü muhabbet döndü durdu ortalıkta. Şu an için bu durumda kesin kararın ne olduğunu bilmemekle birlikte bu teoride Abdullah Gül’ün görev süresini 5+5 olarak kabul ettik… Gelin o komplo teorisine bir bakalım…<!--more--></p>
<p style="text-align: justify;">2011 genel seçimlerine yapılan siyasi partilerin hazırlıkları bir nevi 2010 referandum sürecinde başlamıştı. Ve referandum sonucunun AKP için bir güvenoyu sayılabileceğini düşünmüştük ki 2011 genel seçimlerinde de AKP tek başına iktidar olarak bunu kanıtladı. 8 yıldan beri tek başına iktidar olan bir hükümet bir 5 yıl daha bu ülkeyi tek başına yönetecekti. Kimilerinde göre “dünya lideri” 2016’ya kadar daha ülkemizi yönetecekti, kimilerine göre de 2016’ya kadar daha “şeriat tehlikesi” var olacak ve “yolsuzluklar diz boyu” olacaktı… Şüphesiz ki seçimin sürprizi MHP’nin baraj altında kalması ve Numan Kurtulmuş’un kurmuş olduğu HAS Parti’nin %6 gibi ciddi bir oy toplamasıydı. İster istemez 8 yıl tek başına iktidar olan bir partinin hele ki Türkiye gibi şartlarda yorulması, yıpranması normaldi. Erdoğan’daki yorgunluk ve “çöküş belirtileri” görülmeyecek gibi değildi. Zaten kendisi de bu seçimin kendisi için “son” olduğunu dile getirmişti. Genel seçim sonrası yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminde Abdullah Gül 5 yıl daha cumhurbaşkanı olarak kalacaktı…</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman çok çabuk geçti. Takvimler 2016 genel seçimlerini gösteriyordu. AKP hayli oy kaybına uğramasına rağmen hala yıkılmamıştı. 2011 seçimlerinde atak yapan HAS Partisi ise 2016’da büyük bir çıkış yakalayarak “İktidarın ortağı benim!” dedi… Türk siyaset hayatına damgasını vurmuş olan Erdoğan AK Parti genel başkanlığını bıraktı ve cumhurbaşkanlığına aday olduğunu dile getirdi. Abdullah Gül’ün de süresi dolduktan sonra koltuğunu “kardeşi” Erdoğan’a bıraktı. AKP’nin genel başkanı Suat Kılıç (ihtimal Davutoğlu veya Babacan da olabilir) ve HAS Parti’nin genel başkanı Numan Kurtulmuş koalisyon hükümeti olarak görev başında bulundular…</p>
<p style="text-align: justify;">1) AK Parti en nihayetinde zamanının dolacağını bildiği için kendi kültüründen yetişmiş olan bir partiyi ileride “iktidara taşıyabilmek” için ve “kendi kültürünün hakimiyetini koruyabilmek” için 2010 seçimlerinden önce HAS Partisini ve Kurtulmuş’u ön plana çıkarmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">2) Hiç şüphe yok ki hatipliği, konuşması ve hitabeti ile Erdoğan’dan sonra yine bu özellikleri taşıyabilen ve Erdoğan ile aynı kültürden gelen Numan Kurtulmuş 2016’nın iktidar ortağı ve sonraki seçimlerinde en güçlü ortağıydı…</p>
<p style="text-align: justify;">Komplo teorisi evet… Bir hocamın ders esnasında “İktidarların düşüşü başladığında, tabandan yeni bir gücün yükselişinin başlandığı her daim görülmüştür” demesi de kendimce bu fikrimi destekler nitelikteydi. Taşlar tam yerine oturmuştu. Hem cumhurbaşkanı hem hükümet zamanlamayla birlikte tam oturmuştu siyasete.</p>
<p style="text-align: justify;">Birilerinin “Sen bunlarla kendini tatmin et, peki ya CHP ne olacak MHP ne olacak hiç düşündün mü?” dediklerini duyar gibiyim… Lakin duymazlıktan gelmek işime geliyor… Bendeki bir komplo teorisi&#8230; Gerçekleşirse ve hatırlanırsam yıllar sonra “Talha demişti…” dersiniz… Bu durumun gerçekleşmesini/gerçekleşebilmesini engelleyecek olansa CHP’nin izleyeceği politikadır. Ki onu da başka bir gün dile getiririz…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Talha Dereci<br />
26 Kasım 2010</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/ak-parti-ile-has-partisine-dair-birkac-komplo-teorisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hulki Cevizoğlu ile 86.Yılında Türkiye Söyleşisi</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/hulki-cevizoglu-ile-86-yilinda-turkiye-soylesisi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/hulki-cevizoglu-ile-86-yilinda-turkiye-soylesisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 23 Nov 2009 15:26:23 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[art kanalı]]></category>
		<category><![CDATA[cevizkabuğu programı]]></category>
		<category><![CDATA[cevizkıran]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon]]></category>
		<category><![CDATA[hulki cevizoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal]]></category>
		<category><![CDATA[yeniçağ]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1081</guid>
		<description><![CDATA[18 Kasım 2009 akşamı KTÜ AKM’de bir topluluk… Çok değil 5 ay önce yine aynı topluluk Nihat Genç’i dinlemek için koltuklarındaki yerlerini almıştı. Atatürkçü Düşünce Kulübü yine ulusalcı tayfanın gözde isimlerinden birini getirmişti; Hulki Cevizoğlu… Nihat Genç kadar hararetli geçmeyeceğini bildiğim konferansta yerimi aldım ve söyleşinin başlamasını beklemeye başladım. Trabzon’un ileri gelenleri ve Kemalist akademisyenlerimiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">18 Kasım 2009 akşamı KTÜ AKM’de bir topluluk… Çok değil 5 ay önce yine aynı topluluk Nihat Genç’i dinlemek için koltuklarındaki yerlerini almıştı. Atatürkçü Düşünce Kulübü yine ulusalcı tayfanın gözde isimlerinden birini getirmişti; Hulki Cevizoğlu… Nihat Genç kadar hararetli geçmeyeceğini bildiğim konferansta yerimi aldım ve söyleşinin başlamasını beklemeye başladım.</p>
<p style="text-align: justify;">Trabzon’un ileri gelenleri ve Kemalist akademisyenlerimiz de oradaydı. Eski belediye başkanı Ce-Haş-Pe’li Volkan Canalioğlu’da oradaydı. Alkışlar ve ıslıklar eşliğinde geldi Hulki Cevizoğlu. Savaş sonrası başarı elde etmiş bir komutanın beden diliyle selamlıyor, seyircileri alkışlattıkça coşku verdirmeye devam ediyordu. Atatürk ve silah arkadaşları için 1 dakikalık saygı duruşunun ardından İstiklal Marşımız okundu ve sunucu bayan Hulki Cevizoğlu’nun kısa bir özgeçmişini okudu. Daha sonra ADK Başkanı’nı konuşma yapmak için sahneye çağırdı. Oldukça heyecanlı olan başkanın güzel bir metin (!) hazırladığını gördük her ne kadar iyi ezberleyemese de… Çiçek verme, fotoğraf faslından sonra nihayet Hulki Bey’i sahnede görebildik. “Kır bakalım ceviz kabuğunu da görelim içindekileri!” dedim içimden… Ve başladı…<span id="more-1081"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Sahnenin üst kısmında yazan “Ne mutlu Türküm diyene!” sözünü gösterdi. Bunu buraya asabilmeniz büyük cesaret dedi ve ekledi; “Sizi gidi Ergenekoncular!”. İlk dakikadan söyleşinin gidişatı belli olmuştu…</p>
<p style="text-align: justify;">Ergenekon’dan başladı… Erol Manisalı, Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay’ı savundu. Ergenekon diye Atatürkçü dava arkadaşlarımızı içeriye alıyorlar dedi. Belli ki fazlaca sinirliydi bu davaya. Ona göre böyle bir operasyon yoktu ve bunu AKP öç alma amaçlı yapıyordu. Ortadaki ıslak imzalı belgeyi, darbe girişimlerini, darbe günlüklerini hiçe saydı. Ama bir ortak noktamız vardı onu söylemeliyim. Cevizoğlu bu darbe girişimlerini bir yana bırakarak asıl darbeyi yapan kişileri neden yargılamadıklarını, onlarla kol kola görüntüleriniz var neden onları yargılamıyorsunuz diyerek Kenan Evren’e gönderme yaptı. Ona göre Bülent Arınç ve Abdullah Gül’ün Evren ile kol kola girdiği pozlar varmış. Bu pozu görmediğim ve açıkçası da araştırmadığım için bir şey diyemiyorum. Çünkü Hulki Cevizoğlu’nun halkı kandırma -yalan söyleme- ihtimali de var. Tıpkı Nihat Genç’in yaptığı gibi… (<a href="http://www.talhadereci.com/medya-kritik/nihat-genc-ve-saz-arkadaslari-toplulugu/" target="_blank">bkz. Nihat Genç’in Gülen hakkında söylediği Sızıntı Dergisi yalanı</a>) Ama Kenan Evren’in hala yargılanmadığı ve darbe anayasasının değişmediği 86.yılındaki Türkiye Cumhuriyeti’nde büyük bir hukuk boşluğunun olduğu, yüksek derecede bürokrasinin işlediği ve eskisi kadar olmasa da askerin yine siyaset üzerinde belli bir baskısının olduğu aşikâr. Bu noktada Hulki Bey ile aynı görüşteydik. Her ne kadar o anayasanın değişmesinden yana olmasa da…</p>
<p style="text-align: justify;">Şanssızdım ve yine yalnızdım… Söyleşilerdeki şanssızlığım yine devam etti. Ama sanırım bu seferki şanssızlığımı kendi kendime oluşturdum. Hulki Bey alkış alıyordu evet. Ama salondaki nabzı ölçerek ona göre söyleşisini devam ettirmek niyetindeydi. Kısa bir oylama ile kimlerin ne olduğunu görecekti. İlk olarak “AB hakkında bir fikrim yok girmeli miyiz girmemeli miyiz bilmiyorum.” diyenlerin ellerini kaldırmasını istedi; 2-3 kişi kaldırdı. Daha sonra, “AB’ye girmeliyiz.” diyenler el kaldırsınlar dedi. Ben dâhil koca salonda 6-7 kişi vardık. Arkama baktım o 6-7 kişiye dikkatlice baktım. Hepsinin simalarına dikkat ettim… Daha sonra Hulki Bey üçüncü şıkkı söyledi; “AB’ye girmemeliyiz.” diyenler el kaldırsın dedi. Ve geriye kalan tüm seyircilerden ıslıklar, alkışlar… Cevizoğlu “alkışlayın alkışlayın Ankara duysun!” dedikçe seyirci coştu, seyirci coştukça Hulki Bey rahatladı…</p>
<p style="text-align: justify;">Cevizoğlu soru cevap kısmında AB’ye girmeliyiz diyen o 6-7 kişiye asla söz vermedi. Ön taraflarda olmama rağmen, tabir-i caizse kendimi yırtmama rağmen yine de söz hakkı vermedi. Dedim ya şanssızlığımı kendi ellerimle yarattım… Fikirlerine ters olduğumdan, zor bir soru soracağımdan ve kendisinin orada terleyeceğini düşündüğünden olsa gerek soru sormam için izin vermedi. Hâlbuki körü körüne muhalefet edecek bir sorum da yoktu. Ergenekon’u sormayacaktım bile. Kalkıp da darbeci tayfayı dava arkadaşım diye savunan bir adama Ergenekon yapılanmasını açıklamak veya darbe ihtimali var demek boş olurdu. Medya hakkında ve Atatürk’ün sözleri hakkında bir sorum olacaktı… Zaten soru-cevap kısmı Hulki Bey için çok kolay geçti. Çünkü ortada soru yoktu! Mikrofonu eline alan her genç soru soracağı yerde, AKP şunu böyle yaptı, bunu böyle sattı diye başladı, Cevizoğlu’nu övdü, soru sormayı unuttu… Önceden kağıtlara yazılmış metni bile okuyamadılar. Kör siyasetin altında ezilmiş, kendini geliştirmektense durduğu yerde sayıklayan, iki cümleyi yan yana getiremeyen, bir laf edince hemen tedirgin olan ve heyecanlanan, ne yapacağını bilemeyen, her fırsatta Atatürk üzerinden siyaset yapan ve cevap veremediği ya da gücünün yetmediği anda direkt Atatürk’ü devreye sokan, yıllardır “izinde olan”, “unutmayan”, “unutturmayan” ve Atatürk’ü peygamberi olarak gören (<a href="http://www.talhadereci.com/dereci-tv/dereci-tv-kemalistlerin-ataturku-peygamberleri-ilan-ettikleri-an/" target="_blank">bkz.Cumhuriyet Mitingleri&#8217;ndeki video</a>) Kemalist gençleri ve zihniyetleri gördükçe acıdım hallerine…</p>
<p style="text-align: justify;">Hulki Bey genel seçimlerde Ankara’dan bağımsız adaydı. Çevresinin yoğun isteği üzerine girmişti bu işe. Başarısız olmuştu. Ama bu başarısızlığı yedirememiş olacak ki suçu AKP ve CHP’ye yükledi. Güya CHP karşısına çıkmış ve Hulki Bey’in kendilerinin oylarını böleceğini düşünmüşler. AKP de seçimde oy vereceğimiz pusulada Hulki Bey’in ismini küçük ve kenarda bir yerde yazmış! Hatta Hulki Bey bile kendisinin ismini zor bulmuş. Şaşırdım! Meğer Hulkicim Ankara’da ne cevizkıranmış da haberimiz yokmuş… Baksanıza iki büyük parti bağımsız birinden bu kadar korktuklarına göre…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada gençlere çok kızdığını belirtti. Sebebi ise 11 milyon gencin sandık başına gitmemesiydi. Haklı olabilir bu konuda. Sandık başına gitmeyen bir sürü genç var ben de dâhil. Her birimizin bir sebebi olabilir. Sebebi olmak zorunda da değildir. Ama bir kişinin sebebi ilginçti. Hulki Bey oy vermeye gitmediniz diye söylenirken biri kalktı ve şunları söyledi; “Ben Bulgar göçmeniyim. Çifte vatandaşlığım var. Bulgaristan’daki seçimlerde bir tane Türk partisi vardı ve gittim ona verdim oyumu. Ama Türkiye’de oy verecek bir tane Türk partisi var mı ki -ya da kaldı mı ki- ona oy verelim?”… Alkış alan bir sözdü… Ama keşke aldığı alkış kadar düşünülen bir konu olsaydı. Hulki Bey buna cevap veremedi…</p>
<p style="text-align: justify;">Cevizoğlu’na göre AKP’nin “darbelere karşıyız” söylemi boşta kalan bir söz. Onların asıl amacı darbelere karşıyız derken darbecileri desteklemek ve Türklerin DNA’sını değiştirmekmiş… Bunu iki üçü gündür düşünüyorum. Gündemi sıkı sıkıya takip eden biriyim. Ama AKP’nin darbecileri desteklediklerine dair bir şey görmedim. Gören varsa lütfen bana mantıklı açıklamalar doğrultusunda bildirsin. DNA değiştirme konusunda ne demek istediğini tam anlayamasam da “Kürt Açılımı” hakkında iğneleme yaptığı belliydi…</p>
<p style="text-align: justify;">Ve yine Hulki Bey’e göre AKP’nin amacı; Ergenekon’dan içeriye alınanları cezalandırmak değil, o süreci kullanmak ve dışarıdaki Atatürkçülere korku salmakmış. AKP’nin amacını bilmem ama dışarıdaki Atatürkçü adama bir şey yapmadığı sürece kimse de bir şey diyemez. Hulki Bey bir şeyler yapmış olacak ki korku meselesine her daim yazılarında, programlarında değinmekte. Bu korku; bir şeyler yapmış olan, Atatürk’ün gölgesine sığınan darbeci zihniyetteki kişilere uzun bir süre daha yeter…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Talha Dereci<br />
23 Kasım 2009<br />
TRABZON</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/hulki-cevizoglu-ile-86-yilinda-turkiye-soylesisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;deki IV. Kuvvet Medya Üzerine Değerlendirmeler</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/turkiyedeki-iv-kuvvet-medya-uzerine-degerlendirmeler.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/turkiyedeki-iv-kuvvet-medya-uzerine-degerlendirmeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 11:06:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[1 milyon ttiraj]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet altan]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet hakan]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[ayşeözyılmazel]]></category>
		<category><![CDATA[can dündar]]></category>
		<category><![CDATA[elif şafak]]></category>
		<category><![CDATA[ertuğrul özkök]]></category>
		<category><![CDATA[fatih altaylıi murat bardakçıi serdar turgut]]></category>
		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>
		<category><![CDATA[habertürk]]></category>
		<category><![CDATA[haydar dümen]]></category>
		<category><![CDATA[hülya avşar]]></category>
		<category><![CDATA[ıslak imza]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[medya müfettişi]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin yazıcıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[müjde ar]]></category>
		<category><![CDATA[new york times]]></category>
		<category><![CDATA[nihal bengisu karaca]]></category>
		<category><![CDATA[ntv]]></category>
		<category><![CDATA[oray eğin]]></category>
		<category><![CDATA[pelin batu]]></category>
		<category><![CDATA[ruşen çakır]]></category>
		<category><![CDATA[sabah gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[taraf]]></category>
		<category><![CDATA[uğur dündar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşar nuri öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit bulut]]></category>
		<category><![CDATA[zaman gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1054</guid>
		<description><![CDATA[Çoğumuz biliriz kuvvetler ayrılığı denilen kavramı. Ülke yönetimindeki çarkları bu üç kuvvet ( yasama, yargı, yürütme ) döndürmektedir. Ve üçü de birbirinden bağımsız durumdadır. Birinin aldığı karar diğerini etkilememektedir. Ve bu kuvvetler devlet organları arasında üstünlük sıralaması gibi bir duruma tabi değildir. Tabi bunlar teoriktedir. Haliyle Türkiye’de çoğu zaman teori uygulamaya/pratiğe dönüştürülemez. Kimi zaman yargı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çoğumuz biliriz kuvvetler ayrılığı denilen kavramı. Ülke yönetimindeki çarkları bu üç kuvvet ( yasama, yargı, yürütme ) döndürmektedir. Ve üçü de birbirinden bağımsız durumdadır. Birinin aldığı karar diğerini etkilememektedir. Ve bu kuvvetler devlet organları arasında üstünlük sıralaması gibi bir duruma tabi değildir. Tabi bunlar teoriktedir. Haliyle Türkiye’de çoğu zaman teori uygulamaya/pratiğe dönüştürülemez. Kimi zaman yargı kararları yasamayı etkiler (bkz: Anayasa Mahkemesinin esasa bakarak anayasa değişikliğinin iptali ) kimi zaman yürütme yargıyı. Bu üç kuvvete bir de medyayı ekleyin. Bakmayın dördüncü kuvvet dediğime aslında birinci ve en önemli güçtür medya. Tabi bu Türkiye için geçerli bir durum. Ülkemizde medyanın yasamaya, yürütmeye, yargıya etkisini tartışmaya gerek yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkenin yoğun gündemleri devam ederken medyaya her alanda büyük iş düşüyor şüphesiz. Yazılı ve görsel basın ülke gündemini topluma vermek amacıyla elinden geleni yapıyor. En azından öyle düşünüyoruz. Bu noktada basın yalan haber yazmış, uydurma haberler dile getirmiş, haksızı desteklemiş, komplo teorileri ortaya atmış, mazlumun ahını almış, güçlünün yanında olmuş vs vs… Hemen hepsini gördük şu ana kadar. Gördüklerimizi yazdık, görmediklerimizi okuduk, tartıştık… Bu yazıda Türkiye’deki IV. Kuvvet olan medya üzerine bazı değerlendirmeleri ve gelişmeleri fikirlerim doğrultusunda açıklamaya çalışacağım…<span id="more-1054"></span></p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran 2009 günü Taraf Gazetesi’nin sarsıcı haberler muhabiri Mehmet Baransu’nun “AKP’yi ve Gülen’i Bitirme Planı” manşetli haberine göre ordu içinde bir takım kimseler hükümeti eskiden olduğu gibi tekrardan ele geçirmek, milyonlarca gönüllüsü olan bir sivil toplum hareketini bitirmek istiyordu. Öğrenci evlerine mühimmat yerleştirip terör örgütü süsü verilecek, milliyetçi partilerin tabanı genişletilerek AKP’nin zor durumda kalması sağlanacak, Kurtlar Vadisi, Kollama ve Tek Türkiye gibi diziler hakkında olumsuz haberler yapılarak medyadaki imajları silinecek, Ergenekon sanığı olan subaylar savunulacaktı. Çok ses getiren bu haberdeki fotokopi belge genelkurmay başkanı tarafından “kâğıt parçası” olarak görülmüştü. Muhalefet partisi Ce-Haş-Pe her zamanki “ordu destekli siyasetini” sürdürmüştü. Belge fotokopi diye konuyu geçiştirdiler ama aylar sonra belgenin orjinali de ortaya çıktı. Fazla ayrıntısına girmeye gerek yok. “Ordu Göreve” adlı yazımda bunları belirtmiştim.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi soru: Onca kriminal rapora rağmen ordunun kaynaklarına “emredersiniz!” diyen köşe yazarları özür dileyecek mi bu durum karşısında? Ce-Haş-Pe’de özür diler mi? Ya da önce şunu sormak lazım; Ce-Haş-Pe hataları karşısında özür dileyebilecek kadar erdemli bir parti mi? Bu haber Türk medyasının yine ne kadar objektif(!) habercilik yaptığını gösterdi. Bu haber karşısında duyarsız kalanlar ve “güçlü olanın” yanında olanlar &#8211; ya da ordu yanında olanlar &#8211; bir kez daha tarih önünde rezil duruma düşmüşlerdir. Yapılan büyük habercilik sebebiyle de Taraf gazetesini tekrardan tebrik etmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Taraf gazetesi dedim ve onunla devam edeyim. Çıktığı ilk günden beri gündemi belirleyen habercilik örnekleriyle, cesur ve dürüst bir tavır takınan Taraf belirli okur kitlesine sahip oldu ve yaptığı haberciliğin semeresini dünyanın en prestijli basın ödüllerinden Leipzig Özgürlük ve Medyanın Geleceği Ödülü ile aldı. AKP’ci, Tayyipçi diye yaftalandı ama onlar; “AKP’nin yolsuzluk dosyası elinizde varsa ve basamıyorsanız verin biz basarız!” diyerek yaptıkları haberin tarafsız ve cesur habercilik olduğunu gösterdiler. Ahmet Altan yazılarını takip edenler ne demek istediğimi daha iyi anlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakın zamanda Taraf yine gündemi karıştıran bir haber attı ortaya. Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterindeki kişileri helikopter kalkışından düşene kadar yüzlerce kez arayan NTV santralinin haberi… Taraf Gazetesi NTV’yi bir şekilde suikast ile suçluyordu. Ve ertesi günü yine manşetten Telekom’un kayıtları verildi. Sonradan gerçek ortaya çıktı. GMT ve TSİ saati arasındaki 2 saatlik fark bu habere sebep olmuştu. Çıkarılması gereken iki sonuç var. Birincisi; hiçbir haber tam anlamıyla doğruluğu ispatlanmadan veya gerçekliği sağlama alınmadan yayınlanmamalıdır. Ki bu durum Türk medyasında çok oluyor. İkincisi, gerçek gazeteci hata yaptığında hatasını dile getirebilmeli ve özür de dileyebilmelidir. Nitekim Taraf bunu yaptı. Darısı bundan sonra bunu yapmayan, yıllarca yalan haberleri ispatlanan ama yine de kıllarını kıpırdatmayan Doğan Grubu gazetecilerine!</p>
<p style="text-align: justify;">Medyamıza yeni bir gazete eklendi. Belki herkes okumasa da ülkedeki gazetelerin her birisinden daha kaliteli ve okunulacak bir gazete. Ülke gündeminden bir an olsun kurtulan ve Türkiye’ye değil dünyaya bir bakış açısı sağlayan, sorgulatan, düşündüren bir gazete; The New York Times. 26 ülkede çeşitli gazetelerle birlikte her Pazar günü verilen İngilizce ve yayınlandığı ülke dilinde olan haftalık gazete… Şu ana kadar çıkan tüm sayılarını takip ettim. Harikulade bir gazete… Ülkemize bu gazeteyi okutma imkânı sunan Sabah gazetesine yürekten bir teşekkür…</p>
<p style="text-align: justify;">Habertürk Gazetesi Türkiye’nin en çok okunan 5.gazetesi olarak medyadaki yerini aldı. Kanalı ise yapılan iyi reklamlar ve tasarımlarıyla bir ara NTV ile yarışır hale gelmişti fakat NTV farkını koydu ortaya. Fatih Altaylı her ne kadar gazete kurulurken haber ağırlıklı olacak köşe yazarı ağırlıklı bir gazete olmayacak dediyse de tam tersini yaptı ve sağdan soldan köşe yazarları toplamayı başladı. Bünyesine Yaşar Nuri Öztürk, Nihal Bengisu Karaca, Elif Şafak, Yiğit Bulut’u kattı. Can Dündar’a da teklif götürmüşlerdi. Bekir Coşkun Hürriyet’ten kovulduktan sonra -burayı bilinçli bir şekilde yazıyorum- kendini hemen Habertürk gazetesinde buldu. Fatih Altaylı Yaşar Nuri Öztürk’ü “din hocam” diye görüyor ve yere göğe sığdıramıyordu. Turgay Ciner Yaşar Nuri Öztürk’ü kovunca bir anda Altaylı-Öztürk muhabbeti de bozuldu. Demek ki ne oldum değil ne olacağım demeli. Yaşar Nuri’nin kurduğu HYP başkanlığından istifa etmesinin sebebi de pek garip; “yoğun akademik çalışmalarım”…</p>
<p style="text-align: justify;">Habertürk kanalı aslında iyi bir yöntem kullanıyor izlenmek için; manken gibi güzel kadınlara program yaptırarak. Pelin Batu, Hülya Avşar vs vs… Ama keşke hem güzel hem konudan anlayan birilerini koysalar… Pelin Batu ne siyasetten anlıyor ne tarihten. Murat Bardakçı ile tarih programına çıkıyor ama sadece söylenenlere evet deyip geçiyor. Siyaset yazan tarih tartışan (!) program yapan bu kadın, sonra erkek dergilerinin kapaklarına medya deyimiyle şok pozlar veriyor. Bu mudur habercilik, medyacılık, gazetecilik, köşe yazarlığı?</p>
<p style="text-align: justify;">Televizyonlardaki bayanlardan açılmışken konu NTV’ye de gelmeli. Önceden 4-5 tane kadın çıkar NTV’nin akşam saatlerinde sözüm ona gündemi konuşurlardı. Gündem resmen mahalle karısı muhabbetlerine, magazine, dedikoduya dönerdi. NTV şikâyetler almış olacak ki programı yayından kaldırdı. Ama o bayanlardan biri olan Müjde Ar NTV yayınlarına devam ediyor. Müjde Ar’ı Yeşilçam’dan gayet iyi tanıyoruz. İzleyen ve dinleyen de hak verir ki Müjde Ar’ın NTV gibi bir kanalda gündem, siyaset, medya üzerine bir program yapması ne kadar doğrudur? Koca NTV kala kala Müjde Ar’a mı kaldı?</p>
<p style="text-align: justify;">TRT yıllardır içine saklandığı kalıbı kırmaya çalışıyor sanırım. Bunu bir ölçüde başardı bence. Gözle görülür bir şekilde ilerleme, çağa ayak uydurma (!) durumu var. Kendi çizgisinden de kopmadan değişebilmek ve bu değişikliği hissedebilmek zor bir şeydir. Bunu başardığı için TRT’yi kutlamak lazım. Bir dipnot; “Medya Müfettişi” programı da izlenmeye değer bir program.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman Gazetesi geçen sene olduğu gibi 1 Milyon tirajı yakalayabilmek için yine kolları sıvadı. Hedef koyabilmek güzel… Geçen sene 950 bin yakalanmıştı. Japonya’da günlük bir gazetenin 2-3 milyon tirajı varken, yine Japonya’da kişi başına düşen kitap yılda 6 iken ve bu sayı Türkiye’de 6 yılda 1 kitap iken… Zaman gazetesinin 1 Milyon’u hedeflemesi ve buna ulaşmaya çalışmak için elinden geleni yapması takdire şayan bir durum. Darısı diğer gazetelere… Geçen seneki “yaftalamak ve yaftalanmak” üzerine yapılan gazete reklamları ses getirmişti. Bu sene de bir benzer şekilde “önyargılarımız duvarlarımız” şeklindeki bir sloganla reklamlarını yapıyorlar. Bu iki reklamla “cemaat gazetesi” tabirini yıkmaya çalıştıkları kesin. Ki bunu eski yıllara nazaran başardılar gibi. Akademisyen ve yorum ağırlıklı yazarlarla dolu gazetenin içeriğinden veya haberciliğinden bahsetmeme gerek yok. Bilmeyenler alıp yaşayarak öğrenebilirler…</p>
<p style="text-align: justify;">Magazin Gazetecileri Derneği üyesi Amiral Gemi dediğimiz Hürriyet’in genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, Türk yazılı basını için sit-com tarifini kullanıyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Sabah Gazetesi yazarı Ayşe Özyılmazel kalkıp tek gecelik ilişkiler yaşıyorum diye itiraf ediyor ve bunu 1.sayfaya taşıyan gazete “habercilik” yaptığı için övünüyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Uğur Dündar çok önceden ortaya çıkan bir haberi “şimdi aldığımız bir habere göre” diye anlatırken aslında kendini kandırdığının farkına varamıyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Akşam gazetesinin eski genel yayın yönetmeni ve halen köşe yazarı olan Serdar Turgut kafayı yemiş durumda. Habertürk kanalındaki bir program sunucusu kadına “bacaklarınız çok güzel” diye başlayan iltifatlar edebiliyor ve devamını abartabiliyor. O da yetmemiş gibi her gün köşesinde penis ve vagina muhabbetleri yapıyor! Bu mudur gazetecilik?</p>
<p style="text-align: justify;">Yine aynı nadide (!) gazetemizin bir köşe yazarı “bir gün herkes eşcinsel olacak” diye iddialı cümleler kuruyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Oray Eğin programına davet ettiği başı kapalı bir bayana “çok seksi bir türbanlısın” deyip göz göre göre asılabiliyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Posta Gazetesi sırf Haydar Dümen yazılarından dolayı Türkiye’nin en çok satan 2. Gazetesi olabiliyor… ( gazete okur kitlesinin kalitesi! )</p>
<p style="text-align: justify;">Ahmet Hakan’ın gazetede o kadar aldığı köşe yetmiyor Twitter’da millete laf yetiştiriyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun lafın kısası iyisiyle kötüsüyle Türk Medya’sının günden güne suyu çıkmaya başlıyor… Ve her yeni bir gün Türk medyası için sınav niteliğinde… Bir günde vezir olanlar aynı günün akşamında rezil olabiliyor. Bu durumda aydın insan diye gördüğümüz, fikirlerini okuduğumuz, her gün yatak odamıza soktuğumuz bu insanların; daha seviyeli, başarılı, yalan söylemeyen, uydurma haber yapmayan, orasını burasını açarak değil aklı ve fikirleriyle bir yerlere gelen kişiler olmasını istiyorum. Bunları istemeyen yüz binlerce insan var (bkz: gazete tirajları). Allah onlara da akıl fikir versin…</p>
<p style="text-align: justify;">Talha Dereci<br />
29 Ekim 2009<br />
TRABZON</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/turkiyedeki-iv-kuvvet-medya-uzerine-degerlendirmeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenekon Partisi ve Türkiye&#8217;de Siyasi Parti Olabilmek</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/ergenekon-partisi-ve-turkiyede-siyasi-parti-olabilmek.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/ergenekon-partisi-ve-turkiyede-siyasi-parti-olabilmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 24 Oct 2009 14:23:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[avukat tarcan ülük]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[er parti]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon davası]]></category>
		<category><![CDATA[ergenekon partisi]]></category>
		<category><![CDATA[masum türker]]></category>
		<category><![CDATA[mhpi dtp]]></category>
		<category><![CDATA[nuri öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[osman pamukoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[parti mezarlığı]]></category>
		<category><![CDATA[rahşan ecevit]]></category>
		<category><![CDATA[tansu çiller]]></category>
		<category><![CDATA[yeni parti]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1027</guid>
		<description><![CDATA[Acaba her ülkede Türkiye’deki gibi bu kadar sık gündem değişir mi diye düşündüm bir an. Cevap veremesem de kendime, bu durumun bizim ülke için bir “kader” olduğu kanısına vardım. Ve bu kaderi değiştirmenin çok zor olduğu kanısına bir kez daha varmış oldum. O kadar çok şey olup bitiyor ki ülkede bir gecelik uykumuzda nelere uyanıyoruz… [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Acaba her ülkede Türkiye’deki gibi bu kadar sık gündem değişir mi diye düşündüm bir an. Cevap veremesem de kendime, bu durumun bizim ülke için bir “kader” olduğu kanısına vardım. Ve bu kaderi değiştirmenin çok zor olduğu kanısına bir kez daha varmış oldum. O kadar çok şey olup bitiyor ki ülkede bir gecelik uykumuzda nelere uyanıyoruz… Ve öyle bir hâl almış ki yaşantımız, birkaç deli ortaya bir şey atıyor, tabir-i caizse 70 milyon bunu konuşuyor. Sürüye uyma psikolojisini o kadar iyi yansıtıyoruz ki aynı şeyleri aynı zamanda konuşuyor, aynı tartışmalara onlarca kanalda tartışıp yüzlerce yere yazıyoruz. Ve bu tartışmalar ile bir yere varamayınca veya kafa dank(!) edince ortaya konu atanlar yeni bir gündem oluşturuyor ve kaldığın yerden devam et… Vatanı kurtarmaya devam!<span id="more-1027"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de “parti çöplüğü” veya “parti mezarlığı” diye bir tabir vardır. Kimler gelmiş kimler geçmiştir şu ülke siyasetinde. Herkes kafasına göre parti kurmuştur. Kimisi “takılacak bir mekân olsun” mantığıyla yürütmüştür işi, kimisi de “bu işte değirmen dönüyor yararlanmak lazım” mantığıyla… Kimileri ise mantık kelimesinden bir haber!</p>
<p style="text-align: justify;">Geçenlerde okuduğum bir habere göre ülkemizdeki partilerin sayısını az bulan bir avukatımız yeni bir parti kurduğunu basına açıklamış. Olayımızın kahramanı İzmir Barosu’ndan Tansu Çiller’in eski avukatlarından Tarcan Ülük. Ülük yakın zamanda Ergenekon Davası doğrultusunda gözaltına alınmış ve serbest bırakılmıştı. Tarcan Ülük gözaltından epey etkilenmiş olacak ki yeni bir parti kurmaya başlamış ve ismine de Ergenekon Partisi demiş. 29 Ekim’e yetiştirmeyi düşündüğü partisinin manevi lideri Atatürk’müş. Ve lidere ihtiyacı olmayan bir partiymiş. Parti amblemi olarak da Anadolu Aslanı olarak bilinen Pars’ın başı olduğu, sloganının ise &#8220;Türkiye Türklerindir&#8221; sözü olduğu belirtmiş. Bu slogan -hala öyle mi bilmiyorum- Hürriyet Gazetesi’nin sloganıydı. Kısaltması ER Parti olacakmış. Ergenekon kelimesinin asıl anlamına bakılması gerektiğini düşünüyormuş vs vs…</p>
<p style="text-align: justify;">Anlamakta güçlük çekiyorum açıkçası başarısızlığa bile bile koşmak hangi aklın ürünüdür? Ülkede zaten bir sürü parti var varlıkları bir işe yaramayan… Diyelim ki hiçbiri sizin görüşünüzü yansıtmıyor ve son çare olarak -ve ülke geleceği için(!)- yeni bir parti kurmaya karar verdiniz. Yeni birisiniz nerelerden ne tür destekleriniz var. Neyinize güvenerek bu işe kalkıştınız? Muhalefet olmak bu ülkede hiçbir işe yaramıyor. Evet, büyük bir muhalefet sorunu var ülkede. Belki bu açıdan bakıldığında kurulması mantıklı olabilir. Ama bir parti “muhalefet olmak” amaçlı yola çıkarsa zaten baştan kaybetmiştir demektir. Muhalefet çoktur ki bunu yapabilmek için parti kurmaya da gerek yoktur. Bakınız; sivil toplum kuruluşları, sendikalar.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi ben bunları söyleyince ismimizin başına Tayyipçi, AKEPECİ getirilecek ama dert değil alıştık yaftalanmaya. Efendim teorik düşünelim ve pratiğe de dökelim bu işi. Bakınız nerede olursanız olun iktidar olabilmek için o anki mevcut iktidara alternatif bir parti veya güç olmanız gerekir. Bu da demektir ki o partinin yapmış olduğu olumlu tavırlar yine yapmaya devam edip üzerine günden güne bir şey katabilmek ve olumsuzluklarını bitirebilmek.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’de sevseniz de sevmeseniz de şu an için alternatifi olmayan bir parti tek başına 8.yılına girdi. Şimdi bu partiye alternatifleri düşünüyorum.</p>
<p style="text-align: justify;">CHP? Kendi seçmen kitlesiyle küskün olan bir Baykal partisinin iktidar alternatifi olacağını söyleyen bir adam varsa aklından şüphe ederim. Bu zihniyet ve kişilerle iktidar alternatifi olması bir yana her yıl başarıyla (!) taşıdığı muhalefet işinden de olacak CHP. Antalya’dan ötesini göremeyen, halktan kopuk, solun değerlerini alt-üst eden, partinin ismini karalayan, her defasında yapıcı olmak yerine yıkıcı davranan bir Baykal ile iktidar alternatifi olamazsınız. Partiye iyi bir temizlik gerekiyor.</p>
<p style="text-align: justify;">MHP? Son zamanlardaki oy artışları kimseyi kandırmasın. Oy alacakları gündem o kadar çoktu ki. İktidar alternatifi olmak amacıyla alınmış oylar değildi. AKP’nin Kürt açılımına kızan MHP’ye verir, şehit haberleriyle yıkılıp gider milliyetçilik damarı tutar MHP’ye verir. Gençlik yıllarında mazisi vardır MHP’ye verir. Ama asla “MHP iyi bir hükümet veya iktidar partisi olabilir oyum onlara” diye bir cümle duymazsınız.</p>
<p style="text-align: justify;">DTP? Yazmana bile gerek yok diyenleri duyuyorum sanki. Türkiye Cumhuriyeti’nin iktidarı olmayacağını söyleyebilirim. Gerisini siz anlayın…</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi bu üç köklü parti iktidar alanında da muhalefet alanında bir şey yapamıyor da ER Parti mi yapacak?  Yoksa 90 yaşına vurmuş Rahşan Ecevit’in yeni kuracağı Demokratik Sol Halk Partisi mi yapacak? Apo ile sarmaş dolaş olan Ergenekon’un baş adamlarından Perinçek’in İşçi Partisi mi yapacak? Gaza gelip AK Parti treninden inen ama sonradan bunun yanlış olduğunu anlayan Abdüllatif Şener’li Türkiye Partisi mi yapacak? Mücahit diye diye işin siyasi boyutundan bir haber Milli Görüşçülerden Saadet Partisi mi yapacak bir şeyler? “Ben sizin babanızım!” deyip de milleti soyan, darbeye götüren Demirel’in adamı Cindoruk’lu Demokrat Parti mi yapar? Fransa’ya sığınan ve Türkiye’yi soyamadığı için içinde ukte kalan Cem Uzan’lı Genç Parti mi yapar? Siyasetin bir kenara bırakıldığı, ideolojilerin havada uçuştuğu ÖDP mi yapar bir şeyler? Yaşar Nuri Öztürk mü yapar? Karayalçın mı yapar? Masum Türker mi yapar? “Bir yılda terörü bitiririm” diyen Osman Pamukoğlu’lu Hak ve Eşitlik Partisi yapar mı dersiniz bir şeyler…</p>
<p style="text-align: justify;">Bu listeyi o kadar uzatabilirsiniz ki… Nitekim canı sıkılan parti kurunca sonuç da bu oluyor. Parti kurmak sorunları çözseydi, dertler halledilseydi şu an dünyadaki en dertsiz tasasız, sorunsuz ülke Türkiye olurdu hiç şüphesiz. Evet, siyasete yeni kan lazımdır. Hele ki Türkiye gibi bir ülkede… Sileceksin tüm parlamentoyu en baştan, kimsenin tanımadığı genç kuşaklardan parti çıkaracaksın. Mustafa Kemal Atatürk isminden rant sağlayanlarla, paşaların iteklemeleriyle, cemaatlerin dualarıyla olmaz bu işler.  Bunu göremeyen yeni parti liderlerine ve parti kurma zihniyetindekilere şöyle bir arkalarına bakmalarını ve geleceklerini de düşünmelerini tavsiye ederim. Arkalarında gördükleri ile geleceklerinin aynı olmaması dileğiyle…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Talha Dereci<br />
24 Ekim 2009<br />
TRABZON</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/ergenekon-partisi-ve-turkiyede-siyasi-parti-olabilmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siz Kimi Kandırıyorsunuz! &#124; Soner Yalçın</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/siz-kimi-kandiriyorsunuz-soner-yalcin.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/siz-kimi-kandiriyorsunuz-soner-yalcin.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 27 Aug 2009 21:05:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kitap]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[aydınlık ddergisi]]></category>
		<category><![CDATA[bay pipo]]></category>
		<category><![CDATA[beyaz türkler]]></category>
		<category><![CDATA[doğan kitap]]></category>
		<category><![CDATA[doğu perinçek]]></category>
		<category><![CDATA[ecevit]]></category>
		<category><![CDATA[efendi]]></category>
		<category><![CDATA[hrant dink]]></category>
		<category><![CDATA[hürriyet yazarı]]></category>
		<category><![CDATA[nakibendi]]></category>
		<category><![CDATA[odatv]]></category>
		<category><![CDATA[siz kimi kandırıyorsunuz]]></category>
		<category><![CDATA[soner yalçın]]></category>
		<category><![CDATA[soyağacı]]></category>
		<category><![CDATA[türk che guevara]]></category>
		<category><![CDATA[ufuk güldemir]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=832</guid>
		<description><![CDATA[Ulusalcı yazar kadrosunun önde gelen isimlerinden Soner Yalçın’ın “Siz Kimi Kandırıyorsunuz!” kitabını büyük bir merakla aldım doğrusu. Yalçın’ın bir şeylere sitemi vardı belli. Ve haykırmak veya kusmak istiyordu içindeki bilgileri. “Yakın tarihin gayri resmi notlarında gerçeklerle yüzleşmeye hazır mısınız” yazısını da görünce hiç beklemeden aldım ve okumaya başladım. Soner Yalçın’ı ilk okumaya başladığımda ya 6.sınıfta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ulusalcı yazar kadrosunun önde gelen isimlerinden Soner Yalçın’ın “Siz Kimi Kandırıyorsunuz!” kitabını büyük bir merakla aldım doğrusu. Yalçın’ın bir şeylere sitemi vardı belli. Ve haykırmak veya kusmak istiyordu içindeki bilgileri. “Yakın tarihin gayri resmi notlarında gerçeklerle yüzleşmeye hazır mısınız” yazısını da görünce hiç beklemeden aldım ve okumaya başladım.</p>
<p style="text-align: justify;">Soner Yalçın’ı ilk okumaya başladığımda ya 6.sınıfta ya da 7.sınıftaydım. Bay Pipo kitabıydı elimdeki. Kitap epey eskiydi. İlk basımı 1999 du. O zamanlar siyasete hiç mi hiç ilgisi olmayan ben ilk 15-20. Sayfadan sonra sıkıldım ve bıraktım. Şunu söyleyebilirim Soner Yalçın kitaplarını okumak büyük dikkat ve sabır gerektiriyor. Bu kitabı okuduktan sonra buna kesin karar verdim. Birçok inceleme-araştırma kitabı okudum ama Soner Yalçın’ı bu konuda sevemedim. Neden mi? <span id="more-832"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Kitabı okurken sanırsınız ki yazar nüfus müdürü. Birkaç hareket ile herkesin soy ağacına ulaşabiliyor. Yazıda konuyla pek alakası olmayan bir kişinin dahi ismi geçsin hemen onun soy ağacını çıkarıp halası böyle amcası şöyle vs. Ve sonunda o kişinin akrabalarından biri mutlaka şeyh çıkıyor, cami imamı çıkıyor falan. Buradan hareketle bu adam ve soyu hareketleri ile laikliğe aykırı şeyler yapıyor veya yapmaya meyilli görüşünü çıkartabiliyor. Veya şu okuldan mezun olunca sabetaycı bu okuldan mezun olunca cemaatçi damgasını vuruyor hemen. Bir araştırmacı bu şekilde mi olmalıdır? Veya bir araştırmacı yazar önyargısız yazı yazması gerekmez mi? Taraf tutulabilir ve bu şekilde yazılabilir ama inceleme-araştırma türü kitaplarda bu konuda hassasiyet gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın içerisinde yok yok! AK Partili milletvekili eşlerinin türbanından, okul yıllarından, Nakşibendi tarikatından, İran’dan girip Türk Che Guevara’larından çıkmış. Çok samimi bir şekilde söyleyebilirim ki elde tutulur somut bir şey yok. Sade ve sadece şüphelerden yola çıkarak kendi tahminlerince “karşı mahalleyi” kirletmek adına yazılmış şeyler… Zaten her zaman yapılan şeyler de bu değil mi? Mesela Bülent Ecevit’in anneannesinin teyzesi Şeyh Ziyaüddin Efendi denilen bir adamla evlenmişte o adam da Gümüşhanevi Dergâhı’nın kurucusu Ahmet Ziyaüddin’in uzaktan akrabasıymış. Gümüşhanevi Dergâhı Nakşibendi tarikatının bir kolu. Buradan yola çıkarak Ecevit bir Nakşibendi tarikatı mensubu oluyor! Komik… Sen kimi kandırmaya çalışıyorsun Soner Efendi! İnanın bu kitaptaki her oldu bu şekilde cıcığının cıcığı çıkarılıp bir yerden tutturup damga yapıştırılıyor. Onun yaptığı gibi hemen bir şey söyleyeyim. Soner Yalçın’ın dedesi Beşiktaş Mevlevi Tekkesi’nden Zeynel Abidin adında birinin kızıyla evlenmişti. O zaman Soner Yalçın Mevlevi tarikatına mensup!</p>
<p style="text-align: justify;">Üslubundan olsa gerek sık sık “Neyse bunu geçelim!” lafını kullanıyor Soner Yalçın. En önemli noktalarda tam yaptığı onca araştırma ve tahmini fikirlerden sonra sıkıştığında veya cümlenin sonu gelmediğinde “Neyse bunu geçelim!” diyor ve devam ediyor. Okuyanlar bana hak verecektir.</p>
<p style="text-align: justify;">Kafa karıştırmak da çok iyi Soner Yalçın… Bir yazar okuyucusunu elbette sorguya itmeli, soru sordurmalı, şüphe duydurmalı ama Yalçın’ın yaptığı düpedüz kafa karıştırmak. Soner Yalçın’ı kısa kısa kelimelerle ifade etmek gerekirse; kuşkuculuk, her işin altında olumsuzluk arama, herkesi düşman görme, sürekli bir tehtid algılaması, komplo teorileri… Kitap baştan aşağı bu şekilde… İnternette kitap satan bir sürü site var. Girin bir tanesine yorumları okuyun. Kitapyurdu.com idealdir çünkü farklı seslerden yüzlerce yorum vardır. Soner Yalçın’ı seven ve kitaplarını da severek okuyan çoğu kişi aynı ortak paydada buluşuyor; tarafsızlık ve sıkılma derecesindeki ayrıntı.</p>
<p style="text-align: justify;">Aydınlık dergisindeki Doğu Perinçek ile ilişkileri de çok karanlık ve şaşırtıcı. Bunların ayrıntısına girmeyelim. Aydınlık’ın, 1987 ile 1995 yılları arasındaki eski çalışanı Soner Yalçın hakkında bir general; Soner Yalçın, Aydınlık gazetesinden ayrıldıktan uzun bir zaman sonra şunları söylemişti: ‘Biz, Yüzbaşı Cem Ersever’i Aydınlık’a hayatını kurtarması için gönderdik. Ancak Aydınlık önemli bir hata yaparak, Yüzbaşı Cem Ersever’le görüşme işine Soner Yalçın’ı da kattı. Bu yanlış, Cem Ersever’in hayatına mal oldu.” Neyse geçelim…</p>
<p style="text-align: justify;">Kitabın hiç mi iyi yanı yok? Boyutu ve kapak tasarımı güzel. Doğan Kitap’ın vermiş olduğu entelektüel bir hava var. Orijinal alanlar için iyi (!) fiyatı var. Tanıtım için güzel sloganları var. Hrant Dink ve Ufuk Güldemir’e ithaf edilmiş olma özelliği var. Okuyanlar ve elinde bulunduranlara “adam ciddi şeyler okuyor” yorumunu söylettiren bir hava var. Daha ne olsun?!</p>
<p style="text-align: justify;">Son olarak… Tarihin gerçekleri mi, tarihçiyi bir yargıya ulaştırır yoksa tarihçi mi önyargılarına uygun bir tarih ortaya çıkarır? Cevabınız ikinci şık ise bu kitabı mutlaka okumalısınız!</p>
<p style="text-align: justify;"><span style="color: #3366ff;"><strong>Talha Dereci<br />
27.08.2009<br />
ANKARA</strong></span></p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Not :</strong> Yazıda kısaca bahsettiğim Soner Yalçın &#8211; Perinçek ilişkileri ve Aydınlık Dergisi anıları hakkında elimde ilginç ve kapsamlı bir dosya var. Bu dosyayı incelemek için <a href="http://www.talhadereci.com/wp-content/uploads/2009/08/Bilinmeyen-Yönleriyle-Soner-Yalçın.pdf" target="_blank">tıklayınız</a>!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/siz-kimi-kandiriyorsunuz-soner-yalcin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ordu Göreve !</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/ordu-goreve.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/ordu-goreve.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 30 Jun 2009 13:48:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[AK Parti ve Gülen cemaatini “bitirme” planları]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[fethullah gülen cemaati]]></category>
		<category><![CDATA[ordu göreve]]></category>
		<category><![CDATA[talha dereci]]></category>
		<category><![CDATA[talha derecinin siyasi yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[taraf gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[taraf manşet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=568</guid>
		<description><![CDATA[Türkiye 12 Haziran 2009’da Taraf Gazetesi’nin manşetiyle sarsıldı. İddiaya göre Genelkurmay’ın içerisinde birtakım rütbeli kimseler AK Parti ve Gülen cemaatini “bitirme” planları yapıyormuş… O günden beri yazmayım dedim hep kendime. Ne gerek vardı ki; bir sürü yazar, hukukçu, bürokrat, savcı, hakim, dernek başkanları, sendikalar ve bilim adamları her gün çarşaf çarşaf yazıyor, sabahlara kadar televizyonlarda [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türkiye 12 Haziran 2009’da Taraf Gazetesi’nin manşetiyle sarsıldı. İddiaya göre Genelkurmay’ın içerisinde birtakım rütbeli kimseler AK Parti ve Gülen cemaatini “bitirme” planları yapıyormuş… O günden beri yazmayım dedim hep kendime. Ne gerek vardı ki; bir sürü yazar, hukukçu, bürokrat, savcı, hakim, dernek başkanları, sendikalar ve bilim adamları her gün çarşaf çarşaf yazıyor, sabahlara kadar televizyonlarda tartışıyorlar. Onca sözüne bir şekilde güvenilen insan bir şeyler yazıp yorumlamasına rağmen insanlar yine de doğruyu göremeyince, bir üniversite öğrencisi bunları yazsa ne çıkar dedim kendi kendime. Ama yine de deli gönlüme söz geçiremedim, yine lafımı esirgemeden yazmaya başladım… <span id="more-568"></span></p>
<p>Açıkçası böyle bir eylem planını duyunca normal bir şekilde karşıladım. Çünkü artık o kadar alışmıştık veya alıştırılmıştık ki ordunun siyasete bulaşmasına, darbe yapmasına, oraya buraya laf atmasına, ülkede kendini bir numaralı hakim güç olduğunu sanmasına… Kolay değil başbakan asıldı, darbeler yapıldı, muhtıralar yayınlandı, ülkeyi kaostan (!) kurtarmak için yönetime el konuldu ama daha fazla kaos ortamı yaratıldı. Bunlara bir şekilde alıştırdılar. Ve bunları yapan azınlık tayfa – ki bu azınlık ekmeğini yediği kurumun haysiyetini zedeleyen birkaç rütbeli kişidir &#8211; günden güne bu milleti keriz sandı…</p>
<p>Askerî savcılığın albayına sahip çıkması çok normaldi. Bunda şüphe yoktu. Ne yani hangi askeri savcı karargâha yönelik soruşturma başlatabilirdi ki? Bunu bekleyenler varsa kendilerine Türkiye’nin o kadar gelişmediğini ve demokrasi yolunda hala daha çok yolu olduğunu söylemeliyim. Bunu normal karşıladık. Bundan sonrası sivil yargının işi. Peki ya imzalar? Yahu akıl var mantık var. Albay Dursun Çiçek denilen şahıs 20 yıldır her yerde aynı imzayı kullanıyor da birdenbire bir şey oluyor da Ergenekon savcısına ifade verirken imzasını değiştiriyor. Jandarma Kriminal, Adlî Tıp, TÜBİTAK ve Emniyet Kriminal imzaların aynı olduğunu raporlarında sundular ama Askeri Savcıyı bu raporlar kesmedi. Ya hakikaten ŞU Emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın dediği gibi bu imzayı değiştiren ve bunu destekleyenler “salak” ya da bu milleti salak zannediyorlar. Göz var nizam var. Kimi kandırmaya çalışıyorsunuz? İşin içinden kurtulabilmek için bir anda bu kadar dönebilmek albayın  kişiliğinden ve amaçladığı kirli tezgâhtan başka bir şeyi göstermez…</p>
<p>Peki ya askeri savcılığın bahanesine ne demeli! Belgenin aslı nerede deyip durdular… Fotokopi olduğu için kesin bir hükme varamıyoruz dediler. Akla hayale sığmıyor bu basit ve mantıksız bahaneler. Sonra da çıkıp o belgeye “kağıt parçası” deniliyor… Bu insanlar neden bu kadar “keriz” yerine konuluyor? Artık yedi sekiz yaşındaki bir çocuk bile neyin ne olduğunu anlıyor bu ülkede. Evet siyaset bizim ülkemizde bu kadar gelişmiştir (!).</p>
<p>Aslında çok da sitem etmemeliyim… Genelkurmay Başkanlığı’nın yaptığı soruşturmalar ne zaman adam akıllı sonuçlandı ki? Şemdinli olayını hatırlayın. Sivil mahkeme bu davadaki sanıklara 39’ar yıl hapis cezasına çarptırırken, askeri mahkeme ilk duruşmada tahliye etmişti…</p>
<p>Darbe günlüklerine ne demeli? Özden Örnek’e ait darbe günlüklerine ilişkin soruşturma bile açılmadı. Oysa bilirkişi Ayışığı ve Sarıkız darbe girişimlerinin anlatıldığı günlüklerin Örnek’in bilgisayarından çıktığını tespit etmişti…</p>
<p>Nokta Dergisi’nde ki baskını hatırlayın… Nisan 2007’de “Sivil eylemler ne kadar sivil?” kapağıyla Genelkurmayın STK’lar ile işbirliği planını açıklamıştı. Bu haberden dolayı askeri savcılık dergiye baskın düzenlemişti. Hani nerede o çok savunulan ve bahsedilen demokrasi?</p>
<p>Dağlıca baskınını da hatırlatayım size… Dağlıca Piyade Taburu’na 21 Ekim 2007’de yapılan baskında 16 askerimiz şehit olmuştu ve 8 askerimiz PKK’lılarca kaçırılmıştı. Taraf Gazetesi, baskın bilgilerinin 9 gün önceden askeri birimlere ulaştırıldığını iddia etmişti. Askeri savcılık ise hangi akla hizmet ise kaçırılan 8 askere dava açmıştı…</p>
<p>Yetmedi ya Aktütün baskınındaki ihmale ne demeli? 3 Ekim 2008’de PKK’nın gerçekleştirdiği saldırıda 17 askerimiz şehit olmuştu. Saldırı hazırlığının Genelkurmay Başkanlığı tarafından bilindiği ortaya çıkmıştı. Genelkurmay’ın bu konu hakkında ne gibi bir işlem yaptığı kamuoyuna açıklanmadı&#8230;</p>
<p>Hikayemizin kahramanı yine o Albay Çiçek! Taraf Gazetesi Genelkurmay’ın 2006 yılında Koç ailesi dahil iş dünyası ve sivil toplum örgütlerine yönelik hazırladığı andıcı yayımlamıştı. Belgenin altındaki imza Dursun Çiçek’e aitti. Genelkurmay herhangi bir soruşturma açmadı…</p>
<p>20 Haziran 2008’de Genelkurmay’ın Türkiye’yi biçimlendirme planı olduğu iddia edilen “Lahika” yayımlandı. Aradan bir yıl geçmesine rağmen Genelkurmay’ın soruşturma açıp açmadığına dair bir bilgi bile paylaşılmadı kamuoyu ile…</p>
<p>Eee durum ortada… Böyle davranan bir askeri savcılığın ve Genelkurmay’ın bu imza olayında objektif davrandığını veya demokrasiyi savunduğunu ne kadar söyleyebiliriz ki? Korunması gereken demokrasiyken darbeci albay korunuyor. Sağlanılması gereken bu ülkenin güvenliğiyken darbeci paşaların kendi hastanelerinden tahliye edilmesi sağlanıyor. Karışılmaması gereken yer siyaset iken her daim siyaset içinde olan ve bu siyasete yön vermek isteyen bir takım kimseler var bu ordunun  içinde. Ordu ne zaman kendi işini yapacak? Halk bu orduya saygı duyuyor. Peygamber Ocağı olarak görüyor. Bu orduya evlatlarını gönderiyor. Her ölüm haberinde feryat figan etse de “Vatan sağ olsun!” diyebiliyor. Halk ordunun üzerinde bu kadar titrerken artık ordu da gerekeni yapmalıdır. Ordunun içindeki bu ne yaptığını bilmeyen ve hala mantıksız hevesler peşinde koşan ve oradan buradan destek bulmaya çalışan aciz azınlık ortaya çıkarılmalı ve günden güne zedelenen Peygamber Ocağı’nın şerefi ve haysiyeti temizlenmelidir. O rütbeler, o üniformalar o darbeci zihniyetlerin vücudunda kirlenmemelidir…</p>
<p><strong><span style="color: #ff0000;">Talha Dereci<br />
30.06.2009<br />
Trabzon &#8211; Karemar</span></strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/ordu-goreve.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yerel Seçimlere Doğru</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/yerel-secimlere-dogru.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/yerel-secimlere-dogru.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2009 15:13:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[chp]]></category>
		<category><![CDATA[kemal alemdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[mansur yavaş]]></category>
		<category><![CDATA[melih gökçek]]></category>
		<category><![CDATA[mhp]]></category>
		<category><![CDATA[talha dereci]]></category>
		<category><![CDATA[talha derecinin siyasi yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[yerel seçimler 2009]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=293</guid>
		<description><![CDATA[Yerel seçimlere genel seçimler gibi hazırlanıldığı şu sıralarda AKP ve CHP’nin her zamanki “didişmelerini” izliyoruz ekranlardan. Genel seçimler gibi diyorum çünkü CHP aynı tas aynı hamam AKP de öyle. Belediye seçimlerinde üzerinde durulması gereken nokta zannımca adayın “belediyecilik” görevini daha önce yerine getirmiş mi ya da bu görevi üstlenebilecek bir kişi mi olup olmamasına bakılmasıdır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yerel seçimlere genel seçimler gibi hazırlanıldığı şu sıralarda AKP ve CHP’nin her zamanki “didişmelerini” izliyoruz ekranlardan. Genel seçimler gibi diyorum çünkü CHP aynı tas aynı hamam AKP de öyle.</p>
<p>Belediye seçimlerinde üzerinde durulması gereken nokta zannımca adayın “belediyecilik” görevini daha önce yerine getirmiş mi ya da bu görevi üstlenebilecek bir kişi mi olup olmamasına bakılmasıdır.</p>
<p>Ankara’ya bakıyorum. Yaşadığım şehirde “tahtından” 15 yıldır inmeyen veya indirilemeyen bir başkan var; Melih Gökçek. AKP’nin adayı… CHP’den ise daha önce başkentte emeği geçen ve bir dönem belediye başkanlığı yapan Murat Karayalçın var. SHP başkanlığından istifa ederek bu yarışa girdi. Ve Mansur Yavaş… MHP’den aday. Beypazarı ilçesinini müthiş bir şekilde geliştirerek uluslar arası platformda adını duyurmayı başardı. <span id="more-293"></span></p>
<p>Çekişmeli bir seçim olacağına inanıyorum. Zira yıllardır başkentte Melih Gökçek’e kimse dur diyemedi. Ve karşısına da güçlü bir rakip çıkmadı. Gökçek de çıkarttırmamış olabilir. İhtimal…</p>
<p>Ankara’ya aday olan bu üç siyasetçinin de belediyecilik tecrübeleri var. Gönlümden isim olarak Mansur Yavaş geçiyor. O koltuğu hak ettiğini düşünüyorum. Sebebi; geçmişiyle değil yaptıklarıyla ortaya çıkıyor. Ve bu işi becerebilir diye düşünüyorum. Gökçek ne kadar bu şehre iyi projeler katsa da artık O’nun saltanatının bitmesinin gerektiğini düşünüyorum. Hukukta mahkeme kararıyla sonuçlanmadıkça kişi suçlu olarak kabul edilmez ya Gökçek’in de durumunu öyle görüyorum. Bir şekilde kendisini temize çıkartmasına rağmen yaptığı “karanlık işleri” çoğu Ankaralı biliyor. Allah’tan Erdoğan Çankaya için aday olan bıyıkları yeni terleyen oğluna “evet” demedi… Neden Karayalçın’ı istemiyorsun diye sorarsanız çok açık bir yanıtım var; “CHP’ye verecek kadar önemsiz bir oyum yok!”</p>
<p>Başa döneyim… CHP aynı derken kastettiğim ne? CHP genel seçimlerde de “yapacağı şeylerden” veya “seçim vaatleri” adı altında projelerinden hiç bahsetmedi. Sadece iktidara yüklendi ve suçlamalarda bulundu. CHP’de durum hep böyle işledi. Hep suçlamalarla çamur atmalarla. Erdoğan’ın dediği gibi çamur at izi kalsın. Nitekim CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olan Kılıçdaroğlu nasıl aday oldu? Belediyecilik mi yaptı? Hayır. Herhangi bir milletvekiliyken, çıktı kameralar karşısına ellerinde dosyalarla AKP’den şu vekil böyle yapmıştır bu böyle yürütmüştür falan filan… Amacına da ulaştı. AKP Adana Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli görevlerinden uzaklaştırıldı. Sadece “popülerlik”ten dolayı bu yarışa girdi. Ki açıkçası Baykal’ın da İstanbul için başka şansı yoktu. Elinde aday olmayınca hangisi popüler ise onu öne sürdü ve piyon Kılıçdaroğlu seçildi.</p>
<p>AKP İstanbul’da başarılı projelere imza atmış olan Dr. Mimar Kadir Topbaş ile “yola devam” dedi. Büyük ihtimal AKP İstanbul’da alır diye düşünüyorum.</p>
<p>Açılım mevzusuna gelince… Baykal’ın yaptığı Kur’an kursu ve çarşaf açılımlarının samimi olmadığını partinin kendi vekilleri söylüyor. Halkı göz göre kandırmaya çalışması Baykal’ın alıştığı bir durum. Artık millet bunlara kanmıyor. AKP’nin yardımları seçim yatırımı oluyor da daha önce başörtüyü mahkemeye götüren CHP daha da ileri gidip kara çarşaflılara rozet takmak mı seçim yatırımı olmuyor? Kur’an kursuna destek vermek seçim yatırımı değil mi? Gülüyorum sadece gülüyorum. Ve acıyorum… Adam akıllı bir muhalefet partisi olamadıkları için. Ve acıyorum Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk partisine, Atatürk’ün partisine bu hallere düştüğü için. Ve bir yandan da böyle gitmesini istiyorum. Çünkü bu gidiş sade ve sadece AKP’ye yarar.</p>
<p>Bu seçimlerde dikkatleri çeken şüphesiz ki bir parti var o da DSP. İstanbul’un Esenler ve Üsküdar için öne sürdükleri adaylar. Esenler için Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, Üsküdar için ünlü tiyatrocu Levent Kırca. Öncelikle Zekeriya Hoca’dan başlamak isterim. Bu kişinin seçilmesi de CHP’nin Kılıçdaroğlu’nu seçmesindeki sebep ile aynı; popülerlik. Zekeriya Beyaz’ı hangi kanal bilgilerinden yararlanmak için çağırıyor ki. Tamam bilgisi olabilir ama adamın yaptıkları da gözler önünde. Bu adamı sırf millet gülmek için izliyor. Zeki Sezer hiç mi halkın gözüyle bakamıyor anlamıyorum. Yani koca DSP bir semte hiç mi aday bulamadı. Ya da bu işler bu kadar basit mi? Adam daha hangi partiden aday olduğunu söyleyemiyor… Belediye başkanı mı olacak…</p>
<p>Levent Kırca’ya gelince. Kendisini siyasi kimliği ile ilk kez gördüğümde partisini bilmiyordum. ÖDP olarak düşünmüştüm. Ama DSP’den adaymış. Yıllarca siyasileri eleştirerek halkın gönüllerine yerleşen Kırca bu sefer işin içine girdi. Gençlere ilk tavsiyesi başkan olduğumda hata yaparsam benim de taklidimi yapın. Mizahı bırakmayacağını söyleyen Kırca onca adayların arasında bana daha samimi geldi. Herkesin seçim vaatleri gibi onun da başa geldiğinde yapacağı şeyler vardı. Ağırlıkta sosyal kapsamlı projeler ve mesleğine uygun yapılacak işler. Geçenlerde Can Dündar’ın sunduğu “Canlı Gaste” adlı programa konuk olan Kırca bir kez daha halkın beğenisini topladı. Programın sonlarına doğru “Her siyasetçinin bir zaman sonra &#8220;kirli çamaşır&#8221; iddiaları ortaya çıkar. Ve ben kimse ortaya çıkarmadan kendim kirli çamaşırlarımı herkes önünde gösteriyorum&#8221; dedi ve sarı bir dosyanın içinde beyaz kağıda tutturulmuş &#8220;gri bir boxer&#8221; gösterdi. Ve &#8220;Bu önceden beyazdı şimdi gri. Bu da benim kirli çamaşırım.&#8221; diyerek herkesi güldürdü. Hakikaten o anı izlemenizi tavsiye ederim. Nitekim Levent Kırca ile Zekeriya Beyaz aynı yerde aday olmasalar da Levent Kırca’nın belli bir kitlesinin olacağını ve Zekeriya Beyaz’dansa daha şanslı olacağını düşünüyorum.</p>
<p>Son olarak Trabzon için bir şeyler söylemeliyim. Aslında bahsedeceklerim Trabzon’u da içine alan belli başlı Karadeniz illeri ve ilçelerinden oluşan bir konu. Mevzu bahis olan konu; “Karadeniz Sahil Yolu Projesi”dir. Nedir bu proje? Başlangıçta 800 milyon dolar olarak hesaplanan ancak 2.5 milyar dolara bitirilen bir proje. Başlangıcı yapan Mesut Yılmaz, bitiren Erdoğan. Yaklaşık 2.5 milyar dolara mal olan 542 kilometrelik bu yol Samsun’dan başlıyor Sarp’a kadar devam ediyor. 6 il, 63 ilçe, 17 bucak merkezi, 9 liman, 2 havaalanı ve bir çok yerleşim birimine hizmet verecek bir yol. Bunun yapılması elbette büyük bir şey ve bu yol AKP’ye Karadeniz Bölgesi’nde büyük oranda oy kazandırabilir. Fakat işin bir de başka boyutu var. Öncelikle hesaplanandan fazla maliyete yapılmış olması. Bu arada “kaynayan” para kime gittiği belli değil. İkinci olarak; hırçın Karadeniz&#8217;in dalgalarının sürekli yolu dövmesi ile bir şekilde &#8220;onarma-bakım&#8221; çalışması hiç bitmeyen bir kâr kapısı olacak iktidardaki parti için. Üçüncü faktör de doğa katliamıdır. Sahile paralel vadilerden yol yapmak yerine, &#8220;daha ucuza geliyor&#8221; diye, denizi kayalarla doldurup doğayı katleden bir yönetim anlayışı da ön planda. Ayrıca denizdeki ve kıyıdaki bütün canlı türlerini etkileyen ve ekolojik dengeyi de alt üst etmesi cabası.</p>
<p>Sonuç olarak otoyoldan memnun olan ve doğa katliamı ile “yolsuzlukları” hiçe sayan vatandaş AKP’ye oy verir. Yol önemli değil, doğa bu kadar tahrip edilmemeliydi ve bu dudak uçurtan fiyatların nerelere gittiği açık açık söylenmeli diyen vatandaş AKP’ye oy kaybettirir. Karadenizli vatandaşların oy verirken bunu da göze almalarını isterim.</p>
<p>Ben Trabzon’da yaşayan, evi sahil yolu üzerinde olan bir öğrenciyim. Sahil yolundan gayet memnunum ama işin diğer kısmını da düşünmek gerekir diye düşünüyorum. Son söz milletin olacak…</p>
<p><strong>Talha Dereci<br />
19.02.2009 </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/yerel-secimlere-dogru.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

