<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Talha Dereci&#039;nin Blogu &#187; atatürk</title>
	<atom:link href="http://www.talhadereci.com/tag/ataturk/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.talhadereci.com</link>
	<description>Siyaset, Medya, Kitap, Edebiyat&#039;a Dair Okumalar ve Notlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 07:53:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.4</generator>
		<item>
		<title>Mustafa Kemal Etrafında Cumhuriyet Kurmak</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/mustafa-kemal-etrafinda-cumhuriyet-kurmak.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/mustafa-kemal-etrafinda-cumhuriyet-kurmak.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 02 Jun 2011 09:52:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Not Defterim]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet altan]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[cumhuriyet]]></category>
		<category><![CDATA[ordu]]></category>
		<category><![CDATA[taraf gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[tek parti dönemi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2142</guid>
		<description><![CDATA[Ahmet Altan &#8211; 31 Mayıs 2011 &#8211; Taraf Gazetesi Biz cumhuriyet kurup başına Mustafa Kemal’i getirmedik, Mustafa Kemal’i başa geçirip etrafına bir cumhuriyet kurduk. Tek partili bir diktatörlük de halktan destek alamadığı için desteğini ordudan aldı&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Ahmet Altan &#8211; 31 Mayıs 2011 &#8211; <a href="http://www.taraf.com.tr/ahmet-altan/makale-askeri-cumhuriyet.htm" target="_blank">Taraf Gazetesi</a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Biz cumhuriyet kurup başına Mustafa Kemal’i getirmedik, Mustafa Kemal’i başa geçirip etrafına bir cumhuriyet kurduk. Tek partili bir diktatörlük de halktan destek alamadığı için desteğini ordudan aldı&#8230;</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/mustafa-kemal-etrafinda-cumhuriyet-kurmak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>CHP Milletvekili Olma Şartları</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/chp-milletvekili-olma-sartlari.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/chp-milletvekili-olma-sartlari.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 30 Apr 2011 23:14:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Not Defterim]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[ikinci meclis]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2063</guid>
		<description><![CDATA[Mustafa Kemal, inkılâpların başarısı için önder kadro arasında tam bir uyumu zorunlu görmüştür. Bu nedenle, ikinci meclisten itibaren büyük ölçüde ve üçüncü meclisten sonra da tamamen milletvekillerinin seçimini bizzat gerçekleştirmiş ve milletvekili olmak için, parti ilkelerini kabul etmek ve parti lideriyle aynı görüşleri paylaşmak ön koşul olarak belirlenmiştir. İlyas Söğütlü, &#8220;Cumhuriyet Türkiyesi’nde Modernleşme ve Bürokratik Vesayet&#8221; [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>Mustafa Kemal, inkılâpların başarısı için önder kadro arasında tam bir uyumu zorunlu görmüştür. Bu nedenle, ikinci meclisten itibaren büyük ölçüde ve üçüncü meclisten sonra da tamamen milletvekillerinin seçimini bizzat gerçekleştirmiş ve milletvekili olmak için, parti ilkelerini kabul etmek ve parti lideriyle aynı görüşleri paylaşmak ön koşul olarak belirlenmiştir.</em></p>
<p style="text-align: justify;">İlyas Söğütlü, <a href="http://kosbed.kocaeli.edu.tr/sayi19/sogutlu.pdf" target="_blank">&#8220;Cumhuriyet Türkiyesi’nde Modernleşme ve Bürokratik Vesayet&#8221;</a><br />
Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 19</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/chp-milletvekili-olma-sartlari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün 23 Nisan&#8217;ı Çocuklara Hediye Ettiği Efsanesi</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/ataturkun-23-nisani-cocuklara-hediye-ettigi-efsanesi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/ataturkun-23-nisani-cocuklara-hediye-ettigi-efsanesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 24 Apr 2011 13:25:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Not Defterim]]></category>
		<category><![CDATA[23 nisan]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[hürriyet bayramı]]></category>
		<category><![CDATA[ulusal egemenlik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=2034</guid>
		<description><![CDATA[Cemil Koçak &#8211; 24 Nisan 2011 &#8211; Star Gazetesi Atatürk’ün bayramı çocuklara armağan ettiği tamamen bir efsanedir. Armağan öyküsü ilk kez 1957 yılında duyulmaya başlamış olup, 27 Mayıs sonrasında yaygınlaşmıştır. 23 Nisan’ın resmi olarak ulusal egemenlik ve çocuk bayramı olarak kabul edilmesini ise 12 Eylül yönetimine borçluyuz! Bu arada; 23 Temmuz da 1935 yılına kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Cemil Koçak &#8211; 24 Nisan 2011 &#8211; <a href="http://www.stargazete.com/guncel/yazar/cemil-kocak/23-nisan-1876-nin-devamidir-haber-346438.htm" target="_blank">Star Gazetesi</a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Atatürk’ün bayramı çocuklara armağan ettiği tamamen bir efsanedir. Armağan öyküsü ilk kez 1957 yılında duyulmaya başlamış olup, 27 Mayıs sonrasında yaygınlaşmıştır. 23 Nisan’ın resmi olarak ulusal egemenlik ve çocuk bayramı olarak kabul edilmesini ise 12 Eylül yönetimine borçluyuz! Bu arada; 23 Temmuz da 1935 yılına kadar hürriyet bayramı olarak kutlanmaya devam edildi desem, acaba bana inanır mısınız?</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/ataturkun-23-nisani-cocuklara-hediye-ettigi-efsanesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tanrının Seçilmiş Kulu mu Yoksa Tanrının Kendisi mi?</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/tanrinin-secilmis-kulu-mu-yoksa-tanrinin-kendisi-mi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/tanrinin-secilmis-kulu-mu-yoksa-tanrinin-kendisi-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 09 Apr 2011 14:50:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Not Defterim]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk peygamber]]></category>
		<category><![CDATA[kemalizm]]></category>
		<category><![CDATA[seçilmiş kul]]></category>
		<category><![CDATA[tanrı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1904</guid>
		<description><![CDATA[Bir kimse, bir başka insanın, hiç yanılmadığına, hiçbir zaman yanlış yapmadığına, her şeyin en doğrusunu ezeli ve ebedi olarak bildiğine ve o olmasaydı kendisinin de olmayacağına inanıyorsa, bu meziyetler ve özellikler kendisine atfedilen insanın insan üstü bir varlık olmasını gerektirir. Dini inanışta, böyle bir kişi, ya tanrıdan devamlı rehberlik alan ve hataları hiç ortaya çıkmadan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;"><em>Bir kimse, bir başka insanın, hiç yanılmadığına, hiçbir zaman yanlış yapmadığına, her şeyin en doğrusunu ezeli ve ebedi olarak bildiğine ve o olmasaydı kendisinin de olmayacağına inanıyorsa, bu meziyetler ve özellikler kendisine atfedilen insanın insan üstü bir varlık olmasını gerektirir. Dini inanışta, böyle bir kişi, ya tanrıdan devamlı rehberlik alan ve hataları hiç ortaya çıkmadan veya çıktıktan hemen sonra tanrı tarafından düzeltilen bir kişidir, yani tanrının seçilmiş kuludur; ya da tanrının ta kendisidir.</em></p>
<p style="text-align: justify;">Atilla Yayla, Kemalizm, Liberte Yayınları, 2008, s.38</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/tanrinin-secilmis-kulu-mu-yoksa-tanrinin-kendisi-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Atatürk&#8217;ün Bulunduğu Savaşları Birleştirmek</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/ataturkun-bulundugu-savaslari-birlestirmek.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/ataturkun-bulundugu-savaslari-birlestirmek.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 23 Mar 2011 15:08:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Not Defterim]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[çanakkale savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[engin ardıç]]></category>
		<category><![CDATA[kurtuluş savaşı]]></category>
		<category><![CDATA[sabah gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1716</guid>
		<description><![CDATA[Engin Ardıç &#8211; 23 Mart 2011 &#8211; Sabah Gazetesi Cumhuriyet eğitimi bir &#8220;beyin yıkama ve tornadan çıkarma&#8221; işlemidir. Resmi tarih, birkaç kuşağa, Çanakkale muharebelerini (içinde Atatürk geçtiği için) sanki Kurtuluş Savaşı&#8217;nın &#8220;bir parçasıymış gibi&#8221; öğretmiştir. Oysa arada beş yıl vardır. Çanakkale dünya savaşından koparılıp alınmış, Sakarya ve Dumlupınar&#8217;a &#8220;monte edilmiştir&#8221;&#8230; Gene aynı resmi tarih, Atatürk&#8217;ü [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Engin Ardıç &#8211; 23 Mart 2011 &#8211; <a href="http://www.sabah.com.tr/Yazarlar/ardic/2011/03/23/saman_sapi" target="_blank">Sabah Gazetesi</a></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Cumhuriyet eğitimi bir &#8220;beyin yıkama ve tornadan çıkarma&#8221; işlemidir. Resmi tarih, birkaç kuşağa, Çanakkale muharebelerini (içinde Atatürk geçtiği için) sanki Kurtuluş Savaşı&#8217;nın &#8220;bir parçasıymış gibi&#8221; öğretmiştir. Oysa arada beş yıl vardır. Çanakkale dünya savaşından koparılıp alınmış, Sakarya ve Dumlupınar&#8217;a &#8220;monte edilmiştir&#8221;&#8230; Gene aynı resmi tarih, Atatürk&#8217;ü Çanakkale&#8217;de &#8220;tek ve en yüksek rütbeli komutan&#8221; gibi göstermek istemiş ve bunda başarılı da olmuştur. Beyinler yıkandığı için de, bu konularda en küçük bir düzeltme hemen tepki görmektedir. Bu ülkede, Çanakkale&#8217;de çarpışmaların başlangıcında Atatürk&#8217;ün &#8220;albay&#8221; rütbesinde olduğunu hatırlatana küfür edilir. Ve de hemen &#8220;Atatürk düşmanlığıyla&#8221; suçlanır. &#8230; [H]içbir öğretim düzeyinde, ne ilkokulda, ne lisede, ne de üniversitenin o en önemsiz ve zorunlu dersi &#8220;devrim tarihi&#8221; dersinde, ne Süveyş Kanalı seferleri öğretilir bu ülkenin gençliğine, ne Irak cephesi, ne Galiçya, ne de Kafkasya operasyonları&#8230; Çünkü oralarda Atatürk görevli değildi!</em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/ataturkun-bulundugu-savaslari-birlestirmek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kılıçdaroğlu’nun Twitter’ı, Gülen’in Cumhurbaşkanlığı ve Atatürk’ün Ses Kaydı</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/kilicdaroglunun-twitteri-gulenin-cumhurbaskanligi-ve-ataturkun-ses-kaydi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/kilicdaroglunun-twitteri-gulenin-cumhurbaskanligi-ve-ataturkun-ses-kaydi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Nov 2010 16:58:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[devlet bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[kemal kılıçdaroğlu]]></category>
		<category><![CDATA[serdar kaya]]></category>
		<category><![CDATA[talha dereci]]></category>
		<category><![CDATA[tarık akan]]></category>
		<category><![CDATA[twitter]]></category>
		<category><![CDATA[yıldıray oğur]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1478</guid>
		<description><![CDATA[Siyasetteki gündem hız kesmeden devam ederken, genel seçimlerin de yaklaşmasıyla parti liderleri ve yetkililer seçim çalışmalarını arttırdı. Şüphesiz ki onlardan biri de Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır geziydi.. Sivas’ın ötesine bile geçemeyen CHP seçim yaklaştıkça parti içindekileri bile hayrete düşerecek atılımlar veya açılımlar yapıyor… Bunda Kılıçdaroğlu’nun arkasına almış olduğu rüzgar elbette etkili lakin o rüzgarın sürekliliği ne kadar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Siyasetteki gündem hız kesmeden devam ederken, genel seçimlerin de yaklaşmasıyla parti liderleri ve yetkililer seçim çalışmalarını arttırdı. Şüphesiz ki onlardan biri de Kılıçdaroğlu’nun Diyarbakır geziydi.. Sivas’ın ötesine bile geçemeyen CHP seçim yaklaştıkça parti içindekileri bile hayrete düşerecek atılımlar veya açılımlar yapıyor… Bunda Kılıçdaroğlu’nun arkasına almış olduğu rüzgar elbette etkili lakin o rüzgarın sürekliliği ne kadar sürer aşikar…</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman ilerledikçe ve teknoloji geliştikçe haliyle iletişim olanakları da gelişiyor. Her seçim döneminde görmeye alıştığımız bu seçim yatırımı olan il ve ilçe gezmeleri ve “halkla kucaklaşma” sanki devrini kapatıyor gibi. Sosyal medya araçlarını kullanarak seçmenin nabzını tutmak isteyen siyasetçiler kendilerini Twitter’a atıyor… Twitter’da kimler mi var; Kılıçdaroğlu, Gürsel Tekin, Ahmet Davutoğlu, Mehmet Şimşek, Edibe Sözen, Abdullah Gül, Ufuk Uras, Devlet Bahçeli, Numan Kurtulmuş, Mustafa Sarıgül…<span id="more-1478"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Herbirini ayrı ayrı değerlendirmek de mümkünse de ben tercihimi Kılıçdaroğlu’ndan kullanıyorum. İlk başta şunu söylemekte fayda var; Kılıçdaroğlu’nun bir Twitter hesabı açması çok yerinde bir olay. Adında “halk” kelimesini barındıran ama halka her anlamda uzak mesafede olan bir parti liderinin bu hareketi bile halka yakınlaşmada bir adımdır. Lakin onun bu aleme alışması kolay gibi gözükse de bu alemin ona alışması ve onu “kendilerinden biri” olarak görmeleri hayli zor&#8230;  Nedenlerine gelince;</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Kılıçdaroğlu genel kurul toplantısı ile Twitter’ı karıştırıyor. Kurmaylarına söylemesi gereken şeyleri Twitter’da söylemeye çalışıyor. Ve Twitter sayfasını bir “nutuk atma” yeri olarak kullanıyor.</li>
<li>Sosyal Medya Uzmanı Taci Yalçın&#8217;a göre Twitter&#8217;ı verimli kullanabilmenin yollarından bir tanesi de sosyal medyaya bürokrasinin karıştırılmaması gerektiği. Çünkü bürokrasi, sosyal medyanın hızına yetişemez. Lakin Kılıçdaroğlu bunun aksine Twitlerinde çok da önemsenmeyen istatistiklere yer veriyor… Yine seçim havasında ve nutuk atarken… Üstüne üstlük vermiş olduğu istatistiklerle AKP’yi hedef alırken; kendi partisinin iktidar olduğu zamanlardaki –fi tarihi- istatistiklerin nasıl olduğunu dile getirmiyor.</li>
<li>En önemli meselelerden bir tanesi ise Kılıçdaroğlu’nun inandırıcılığı… Yazmış olduğu twitler ve söylemlerine bazen “kendisi de inanıyor mu acaba?” diye sormadan edemiyorum… AKP yandaşlığı yapmak değil benimkisi –ki AKP yandaşı da değilim- ama gözle görülen belirli ilerlemeler varken, bunu CHP’nin içinde bile kabul edenler dahi varken Kılıçdaroğlu’nun bunu kabullenmemesi ve muhalefetlik yapmak için bin bir yolu denemesi… Söylemleriyle halkı kendine inandıramayan bir lider…</li>
<li>Diğer önemli bir mevzu ise Kılıçdaroğlu’nun ciddiye alınmaması. Bunda çok açık yüreklilikle söyleyebilirim ki ispatı da vardır Kılıçdaroğlu’nun twitlerini ciddiye alan ve olumlu yönde karşılık veren kişi sayısı çok azdır… Twitter’da dalga konusudur desem yalan olmaz. Çünkü söyledikleri ile çelişen, dün dediğini bugün inkar eden, inandırıcılığı olmayan bir lider profili çiziyor. <a href="http://twitter.com/#!/search/%40kilicdarogluk" target="_blank">Buradaki</a> adrese girerek Kılıçdaroğlu’na yapılan yorumları görmeniz mümkün…</li>
<li>Şunu da söylemek lazım birileri acilen Kılıçdaroğlu’na Twitter’ı nasıl kullanacağını daha doğrusu Twitter’ın mantığını anlatması gerekir. Geçen akşam 21 tane ard arda tweet atan Kılıçdaroğlu’na bu yönde çok eleştiri geldi. Eğer bir lider bu sosyal medya aracını kullanıyorsa kullandığı aracın mantığını da bilmesi gerekir. Durumu iyi izah eden bir kelamı dile getirdi Serdar Kaya; “Twitter&#8217;da destan yazılmaz. Uzun yazılarınızı CHP sitesine yazıp buradan linkleyin. 21 ardışık KK kellesi çok gereksiz.” [KK: Kemal Kılıçdaroğlu]</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;">Kemal Kılıçdaroğlu’nda durum bu iken geçenlerde Devlet Bahçeli’nin de bu aleme katılması beni önce epey güldürmüştü… Twitter epey canlı olur dedim… Bahçeli’nin ilk tweetlerine baktığımda “Twitter ailesine katılımım yaklaşık 7 saat oldu. Alaka çok yüksek. Anlaşılıyor ki bu aile beni benimsedi. Biliniz ki her kelime bana aittir.” yazıyordu. Kılıçdaroğlu’na göre benimsediği sayıabilir. Lakin yine hesaplar yapıyordu birin yanına üç sıfır yaz biri çıkar ne kalır vesaire diye… Çok resmi konuşuyor ve bu kendisi yazıyor imajı vermiyor bence kendisinin yazdığını bilsek bile… En azından Twitter’da daha samimi olabilir liderler… Radikal’den Volkan Şahin’in Bahçeli hakkındaki tesbitiyle bu faslı kapatıyorum; “Hem kendisinin hem de partililerinin bu alana ısınması için biraz zamana ihtiyaç var gibi. Zira twitter’ın temelde bir web sitesi olmasına rağmen MHP&#8217;nin resmi sitesinde &#8220;Twitter nasıl kurulur&#8221; başlıklı bir bölüm hazırlanması da bu görüşü doğruluyor.”</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Fethullah Gülen’in Cumhurbaşkanlığı</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Nereden çıktı bu konu demeyin ciddi manada bir tartışma konusu bu sosyal medya sitelerinde. Konajans.Com adlı sitede köşe yazarlığı yapan Samim Türe bir yazısında genel seçimler sonrasında Fethullah Gülen’in Türkiye’ye geleceğini ve AKP gerekli teknik şartları sağlarsa (yüksek okul mezunu olmak) Fethullah Gülen’i cumhurbaşkanı adayı gösterebileceğini dile getiriyor. Bunu herhangi bir yerde görsem Zaytung haberidir derim lakin ciddi manada konuşulduğunu, yazıldığını görünce şaşırdım açıkçası. Fethullah Gülen’in cumhurbaşkanı olacağına inanan bir zihniyetin ben aklından şüphe ederim. Tartışma konusu olması bile saçma. Bunun altında bir “Anti-Fethullahçılık” yatmasının yanında Fethullah Gülen ve cemaatinden “korku” duyulduğunu ve cemaatteki büyümenin kendilerini rahatsız ettiğini dile getirmek yerinde olur.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Atatürk’ün Ses Kaydı</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Gündemde bir Atatürk’ün sesi muhabbetidir sürüp gidiyor. Her telden bir ses çıkıyor. Tarık Akan bir programda çıkıp sadece kendisinde bulunduğunu iddia ettiği bir ses kaydını yayınlamıştı. Ondan sonra Can Dündar ortaya çıkarak Tarık Akan’ın bahsetmiş olduğu ses kaydındaki kişinin kendi kameramanı olduğunu dile getirdi. Bu zaten traji komik bir durum… Tarık Akan türküyü dinlerken nasıl ağladığını dile getirmişti. Bunun hakkında güzel bir kelam etti Safa Zengin; “Atatürk’ün söylediği türkü meselesi paravan çıktı ama o türküyü dinlerken ağlayanlara ne olacak..” Ses kaydı olayı fıs çıktı ve Tarık Akan söylediğini yutmak zorunda kaldığında tekrar gündeme gelmek için midir bilinmez elinde bir mont ile kamera karşısına çıkıp; bu montun Atatürk’e ait olduğunu ve her 10 Kasım’da onu çıkartıp öğrencilerine gösterdiğini dile getirdi.<br />
Sorulması gereken 3 soru var;</p>
<ol style="text-align: justify;">
<li>Atatürk’ün eşyaları Tarık Akan’da olsa ne olur olmasa ne olur? Onun eşyalarını “putlaştırırcasına” önem vermekle elinize ne geçiyor?</li>
<li>Her 10 Kasım günü Tarık Akan türküde ağladığı gibi monta da sarılıp ağlıyor mudur?</li>
<li>Yıldıray Oğur’un deyimiyle Tarık Akan’ın son iddiası Atatürk’ün paltosu da Can Dündar’ın ışıkçısının çıkarsa?!</li>
</ol>
<p style="text-align: justify;"><strong>Talha Dereci<br />
21 Kasım 2010</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/kilicdaroglunun-twitteri-gulenin-cumhurbaskanligi-ve-ataturkun-ses-kaydi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Senin Atatürk&#8217;ün Hangisi?</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/senin-ataturkun-hangisi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/senin-ataturkun-hangisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 15:01:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[can dündar]]></category>
		<category><![CDATA[dersimiz atatürk]]></category>
		<category><![CDATA[mustafa]]></category>
		<category><![CDATA[talha dereci]]></category>
		<category><![CDATA[turgut özakman]]></category>
		<category><![CDATA[veda filmi]]></category>
		<category><![CDATA[zülfi livaneli]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1189</guid>
		<description><![CDATA[Daha başlığı okur okumaz bana kızacak bir sürü insan var biliyorum. Nasıl yani senin Atatürk’ün hangisi de ne demek? Kaç tane Atatürk var ki gibisinden sitemkâr sorular… Ve ardından başlayacak olan tipik Atatürk tartışmaları… Can Dündar yaptığı Mustafa filmine dair bir yığın eleştiri almıştı. Bütün eleştirileri dinledikten sonra Abbas Güçlü ile Genç Bakış programına çıkıp [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Daha başlığı okur okumaz bana kızacak bir sürü insan var biliyorum. Nasıl yani senin Atatürk’ün hangisi de ne demek? Kaç tane Atatürk var ki gibisinden sitemkâr sorular… Ve ardından başlayacak olan tipik Atatürk tartışmaları…</p>
<p style="text-align: justify;">Can Dündar yaptığı Mustafa filmine dair bir yığın eleştiri almıştı. Bütün eleştirileri dinledikten sonra Abbas Güçlü ile Genç Bakış programına çıkıp tüm eleştirilere cevap vermiş ve bence çok da kaliteli, zevkli ve faydalı bir program olmuştu. Dün bir sitede o programın videosundan bir kısmı kesilerek yayına sürülmüş. Ve reklam olarak da videonun üzerine Doğu Perinçek’in web sitesinin adresi konulmuştu. Videoya yorum yaparken; “<em>Can Dündar’ın Atatürk’ü ile Perinçek’in Atatürk’ü birbirine uymaz”</em> demiştim. Tevafuk bu ya, ertesi gün bir gazetenin Pazar ekinde bu konu haber yapılmış. <em>“Herkes kendi Atatürk’ünü mü izlemek istiyor?”</em> diye… Son yıllarda çıkan Atatürk filmlerinden bahseden haber <em>“Herkes perdede kendi Atatürk&#8217;ünü mü izlemek istiyor?”</em> diye de sormadan edemiyor…<span id="more-1189"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Aslında yapılan Atatürk filmlerinden çok gelinen nokta önemlidir. Çünkü filmler sonrası yapılan tartışmalar bizim şu anda nasıl bir yerde bulunduğumuzu, yaşadığımız olaylara ne gibi duyarlıklarla baktığımızı iyi anlatıyor. Ve bu önemi belirleyen birçok tartışma konuları var. Ama tüm bu tartışmaların asıl çıkış noktasını sinema eleştirmeni Atilla Dorsay çok iyi bir şekilde özetliyor; <em>&#8220;Bir yandan Atatürk, Türk toplumu için ikonlaştırılmış, heykelleştirilmiş, adeta dokunulmaz kılınmış bir kişilik. Ama öte yandan üzerinde tam anlamıyla ittifaka varılmamış, hâlâ her gün yeniden tanımlanmaya çalışılan, yaptığı ve yapmadığıyla yeniden tartışmaya açılan bir isim. Bu iki yanlı bakış, Atatürk filmlerinin yapılmasını zorlaştırıyor.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Evet, bu durum tüm bu tartışmaların altında yatan sebeplerin kökenidir. O yüzden de başlık “Senin Atatürk’ün Hangisi?” ya… Can Dündar’ın mı, Zülfi Livaneli’nin mi yoksa Turgut Özakman’ın mı?</p>
<p style="text-align: justify;">Aslında mesele herkesin farklı Atatürk’ü olması değil. Mesele; herkes kafasında hayal ettiği şekilde olan Atatürk’ü sinema perdesinde görmek istemesi&#8230; Ve filmlerde bir şekilde anlatılan Atatürk karakterinin, yıllarca izleyicinin kafasında hayal ettiği veya o şekilde görmek istediği karaktere uymaması… İşte bu uyumsuzluk anında kıyamet kopuyor… Hatırlayınız Can Dündar’ın Mustafa filmine aldığı eleştirileri… Öyle saçma eleştiriler vardı ki… Atatürk’ün bir bayanla mektuplaşması bile birtakım çevreleri o kadar rahatsız etti ki! Atatürk o kadar ulaşılamaz biriydi ki o asla âşık olamazdı. O içki içemezdi… Arkadaşlarıyla eğlenip şarkı söyleyen, dans eden bir Atatürk olamazdı! Böyle bir şey mümkün değildi… Neden? Çünkü ilkokuldan beri bize öğretilen şeyler hep aynıydı. Atatürk şurada şu tarihte doğdu, bu savaşları yaptı, burada bu madalyaları ve rütbeleri aldı, şu zamanlarda bu ilkeleri yaptı ve şu tarihte vefat etti… Koca bir nesle sadece bu öğretildi. Ve bu nesil ile bazı sözüm ona Atatürkçü olanlar, Atatürk’ü bu şekilde dans ederken, aşk mektubu yazarken -yani gayet insanî durumlar- görünce şoka uğradılar ve başladılar bağırıp çağırmaya… Mehmet Ali Birand’ın bu konudaki şu sözleri aslında demek istediğimi çok daha iyi anlatır; <em>“Bu film 70 yıldır ilk defa bize bronz heykellerdeki sert bakışlı, at üstünde uçar gibi giden veya siyah-beyaz fotoğraflardaki çok ciddi, hatta katı bakışlı bir lideri değil, Atatürk’ün insan tarafını gösterdi.” </em></p>
<p style="text-align: justify;">Olay sadece zihinlerimizdeki Atatürk (bize öğretilen Gazi Mustafa Kemal Atatürk) ile gerçekteki Atatürk’ün birbiri ile kesişememesi. Dediğim gibi sebebi de zihinlerimize sokulan Atatürk’ün yıllarca aynı kalıplar içinde anlatılması. Livaneli’nin Veda filmi Can Dündar’ın Mustafa’sından daha çok beğenildiyse (!) bunun sebebi de; Veda filminin baştan aşağı bir lise tarih kitabından farkı olmamasıdır. Kitaplarda okuduklarını izleyen okur; <em>“İşte budur film, Can Dündar’a kapak olsun!”</em> demekten kendini alamamıştır. Hâlbuki Veda filmi harcanmış bir projeden ibaret… Daha iyi yapılabilirdi. Ama Livaneli buna cesaret edebilecek biri değildi. Anlaşılan o ki Livaneli’nin zihnindeki Atatürk de kitaplardan ibaretti. Filmdeki olayları kendi ideolojisine göre biçimlendirmesi ve tarihi kendine göre yorumlaması onun ne kadar kaliteli (!) bir senarist ve Atatürkçü olduğunu da gösterdi. Veda filmindeki yanlışlıkları anlatma lüzumu bile duymuyorum. Livaneli’nin alkış aldığı bir nokta ise; filmde bir sahnede Atatürk “ben diktatör değilim” veya “diktatörlük getirmek istemiyorum” gibisinden bir cümle söyleyerek Can Dündar’a laf sokmaya çalışmasıdır. Ki bu noktayı alkışlayan bir yığın insan vardı. Ve bu insanlar Can Dündar’ın filmde o konu hakkında anlatmak istediklerini anlamayan veya anlamak istemeyenlerdi…</p>
<p style="text-align: justify;">Diğer sorunlardan bazıları ise; filmdeki Atatürk’ü canlandıran karakterin ona benzeyip benzememesi meselesi, belgesel mi yoksa sinema filmi mi yapılması, bilindik resmi tarihin içinden mi yoksa gayri resmi kaynaklardan da yararlanılması mı, askeri ve lider özellikleri olarak mı yoksa daha halkın içinden insanî yönleriyle anlatılması gerektiği konuları mı… Bu noktalarla birlikte değinmek istediğim bazı konular var;</p>
<ul>
<li>Koca bir yaşam bir filme sığmaz. Birkaç filme de… Yapılacak olan eserin ne anlatmak istediği daha iyi belirlenmeli. Yani genel bir Atatürk filmindense Atatürk’ün hayatından özel kesitleri ayrıntılı biçimde tek bir filmde anlatmak çok daha iyi olur. Mesela sadece Latife Hanım’ı anlatan bir film olabilir. Emin olun daha çok ilgi görür ve daha verimli bir film olur. Her şeyi anlatayım derdine düşmez en azından senarist. Bir Çanakkale filmimizin, bir İstanbul’un Fethi filmimizin olmaması bu konuda çok büyük bir acı&#8230;</li>
</ul>
<ul>
<li>Anlatılacak olan film izleyici kitlesine yeni bir şeyler öğretebilmeli… Oturup internet başından 2 dakikada öğrenebileceğimiz bir bilgiyi milyonlar harcayıp bir filmde vermeye çalışmak hiç akıl işi değildir. Bundan sonra yapılacak her projede bu kıstas mutlaka dikkate alınmalı.</li>
</ul>
<ul>
<li>Atatürk’ü anlatacak olan senarist bir kısım çevrelerce alkışlanmak istendiği için yapmamalı o projeyi… Çünkü o şekilde düşündüğünde birçok şeyi görmemezlikten gelmek veya gerçeği değiştirmek zorunda kalabilir.</li>
</ul>
<ul>
<li>Atatürk her haliyle yansıtılabilir. İllaki insanî yönleri ile lider ve asker özellikleri birbirinden ayrı tutulması gerekir diye bir şart yok ki! Yeter ki doğal hali ve gerçekler yansıtılsın yeter</li>
</ul>
<ul>
<li>Yer yer resmi tarih dışına çıkılmalıdır. En büyük gereklerden birisi budur.</li>
</ul>
<p style="text-align: justify;">Bu noktada izleyiciye düşen vazife ise; olaylara önyargılı yaklaşmamak… Ve artık ilköğretim kitaplarından çıkmak&#8230; Atatürk’ü olduğu haliyle kabul etmek… Zihnindeki gibi olmadığını görünce isyan etmemek… Onu Tanrısallaştırmamak… Ve en önemlisi onun da tüm başarılarına ve yaptıklarına rağmen bizim gibi bir insan olduğunu unutmamak…</p>
<p style="text-align: justify;">Özakman’ın Dersimiz Atatürk filmine gitmedim. O bakımdan bu konuyla ilgili bir şey diyemem. Umarım herkese hitap edebilecek olan gerçekçi bir Atatürk filmi olur. Yoksa uzun bir süre benim Atatürk’üm Livaneli’nin ki benimkisi Can Dündar’ın ki diye tartışmalar sürecektir… Ve bu tartışmaların bu millete bir arpa boyu yol ilerletmeyeceği çok aşikârdır…</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Talha Dereci<br />
21.03.2010</strong></em></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/senin-ataturkun-hangisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

