<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Talha Dereci&#039;nin Blogu &#187; başörtüsü yasağı</title>
	<atom:link href="http://www.talhadereci.com/tag/basortusu-yasagi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.talhadereci.com</link>
	<description>Siyaset, Medya, Kitap, Edebiyat&#039;a Dair Okumalar ve Notlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 07:53:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.4</generator>
		<item>
		<title>Asıl Başı Örtülü Kim?</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/asil-basi-ortulu-kim.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/asil-basi-ortulu-kim.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Nov 2010 22:39:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[başörtüsü sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[başörtüsü yasağı]]></category>
		<category><![CDATA[türban sorunu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1453</guid>
		<description><![CDATA[Bu ülkede senelerdir tartışılan ve bu tartışmalar sonunda bir adım ileri atılamayan bir konu türban mevzusu… Ya da siz başörtüsü deyin hiç fark etmez. Isıtılıp ısıtılıp meclisin ve halkın önüne konulan bu mevzuda yeni bir şeyler yazmak artık mümkün değil. Bundan 3-4 yıl önce yazılmış olan bir başörtüsü sorunu hakkındaki yazıyı alıp altına günümüzün tarihini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bu ülkede senelerdir tartışılan ve bu tartışmalar sonunda bir adım ileri atılamayan bir konu türban mevzusu… Ya da siz başörtüsü deyin hiç fark etmez. Isıtılıp ısıtılıp meclisin ve halkın önüne konulan bu mevzuda yeni bir şeyler yazmak artık mümkün değil. Bundan 3-4 yıl önce yazılmış olan bir başörtüsü sorunu hakkındaki yazıyı alıp altına günümüzün tarihini ekleseniz kimsenin ruhu bile duymaz… Çünkü o günlerden bugüne değişen hiçbir şey yok. Mağdur olanlar aynı ve bu mağduriyete sebep olan zihniyet aynı… Burada mağdur olandan da bahsetmek gerekir elbette lakin mağdurdansa bunun sebebi olan zihniyet üzerine birkaç kelam etmek daha doğru olacaktır. Bakarsınız mağdur edenler kendi içlerinde bir “özeleştiri” yaparlar da kendilerine gelirler…<span id="more-1453"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Referandum sürecinden sonra bu konunun gündeme gelmesine sebep olan durum bilindiği gibi bir üniversite öğrencisinin başörtüsü ile derse girmesi ve hocası tarafından atılması sonucu YÖK’ün yapmış olduğu açıklama… Sonrasında üniversite öğrencilerinin kampüslere ve dersliklere başörtülü olarak girmesi… Ve ardından gelen yıllarca görmeye alışık olduğumuz, bilindik kamusal alan, şeriat ve laiklik tartışmaları…</p>
<p style="text-align: justify;">Kemalist cephe tarafından duyulan “laiklik” kavramının “elden gideceği” korkusudur üniversitelere öğrencilerin başörtüsü ile girmesi. Hâlbuki gerçek manada laiklik kavramını ele aldığınızda bu kavramın birey-devlet ilişkisi içerisinde baskıcılıktan çok özgürlüğü ifade ettiği anlaşılacaktır. Yani “laiklik” kavramının üniversitelerde başörtüsü serbestliğine yol açan bir kavram olması gerekirken, bu kavramı “kendilerine mal etmiş” ve yıllardır onu “siyaset aracı” olarak gören zihniyetler tarafından başörtüsünü “yasak”layan en önemli sebep (!) olmuştur. Bu durumu ve referandum sonrasında Kılıçdaroğlu’nun “Bu sorunu biz çözeriz!” deyip sonradan yapmış olduğu faaliyetleri, söylemiş olduğu sözleri ve bu sözlerden yüz seksen derece dönmeleri gördükten sonra; bu ülkede başörtülülerinin “başı örtük” şekilde anılmalarını da yanına koyunca insan ister istemez soruyor kendisine “Asıl başı örtülü kim?” diye… Ve buradan başlıyor yine kısır döngü halindeki bir Kemalist zihniyet eleştirisi ve onun destekçilerinin yapmış oldukları hataları ifade etmek…</p>
<p style="text-align: justify;">CHP’de Gandi Kemal’in rüzgarı günden güne azalmaya başladığı sıralarda Kemal Bey neyine güvenerek söylediğini hala çıkaramadığım; “Bu sorunu biz çözeriz, bilim kurulumuz üzerinde çalışmalar yapıyor.” söylemi CHP camiasında bile ufak çaplı bir heyecan ve tedirginlik yarattı. Nasıl olur da bu sorunu CHP çözebilirdi? Bir parti “ekmek kapısı” olarak gördüğü bir konuyu nasıl olur da bitirmek isterdi? Bu konuyu M. Naci Bostancı bakın ne de güzel açıklıyor;</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">“Yıllarca ikinci alanda siyaset yapmış, adeta bu tutumu katı, tavizsiz, kutsal bir norm haline dönüştürmüş CHP şimdi ne yapacaktı da &#8220;değişim&#8221; sağlayacaktı? a. AKP türban üzerinden rant sağlıyor, bunu sorun olmaktan çıkarırsak AKP de iktidarını yeniden üretecek araçlardan mahrum kalır. Öyleyse bu sorunu kökten kaldıralım. b. Bu konuda radikal bir adım atarsak Dimyat&#8217;a pirince giderken evdeki bulgurdan olabiliriz. Yıllar süren bir direnişten taviz verdiğimizde gerileme hattını nerede tutacağımızı bilemeyiz, taban da kaynamaya başladığında bu bir mutlak yenilgiye dönüşebilir. Aman sıkı duralım. c. Öyle bir ara formül bulalım ki hem radikal çizgimizi kaybetmeyelim hem de değiştiğimiz intibaını doğuralım. Alacakaranlıkta uçalım tezi bir nevi. Ya Minervanın kuşu, o ne olacak?”</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Herkes bunları konuşurken, CHP c şıkkından yana tercihini kullandı ve CHP’nin bilim kurulu modacılarla kurduğu temasları öne sürerek ve hanım saçlarının bir kısmının göründüğü İran veya Pakistan modellerini örnek gösterip çözümün bu şekilde olacağını belirtti. Bunun sonucunda aklı başında her vatandaş CHP&#8217;de hiç de bahsedildiği gibi değişim olmadığını tam anlamıyla fark etti. Bu durum CHP’deki değişimin sınırlarını ve ufkunu çiziyordu. CHP yine bilindik CHP’ydi… Değişen bir şey yoktu… İçine düştüğü bu hali görmeye alışkın olan insanlar artık şu soruyu ister istemez kendilerine sormaya başlamışlardı; asıl başı örtülü kim? Hiç şüphe yok ki çelişkiler içinde yaşayan bir CHP’ydi bu başı örtülü kuşağın en büyük temsilcisi…</p>
<p style="text-align: justify;">Isıtılıp ısıtılıp önümüze konulduğu için bu konu, ister istemez kamusal alan ve siyasi simge konularını da her daim tartışmak zorunda kalıyoruz. Bıkmadan usanmadan açıklamaya devam etmek gerekir. “Kamusal alan adının da gösterdiği gibi kamuya, yani halka ait bir aleniyet ve özgürlük alanıdır. Başka bir ifadeyle, kişinin mahrem (özel) alanının dışındaki herkese açık olan toplumsal alandır.” Lakin bir takım kimseler bu kavramı bu şekilde kabul etmeyip tam aksine bu alanı insanların robotlaştıkları, aynılaştırıldıkları, aynı reflekslerden hareket ettikleri, aynı şeye inandıkları, aynı davrandıkları, aynı giyindikleri bir alan olarak görmektedirler. Olayı daha iyi anlamak için Atilla Yayla’nın bu kavramı tanımlamadaki açıklamaları okumaya değerdir.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">“Kamusal alan;</p>
<p style="text-align: justify;">1) Egemenliğin bir yansıması olarak, kamu otoritesinin geçerli olduğu her alan mıdır?<br />
2) Bir kamu görevinin ifa edildiği yer midir?<br />
3) Bir kamu görevlisinin bulunduğu mekân mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">İlk durumu ele alırsak; toplum hayatında kamu otoritesi teorik olarak her yerde geçerlidir. Meselâ, sokaklar da kamu otoritesinin geçerli olduğu yerlerdir, öyleyse, sokakta da başörtüsünün yasak olması gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Evimiz elbette bizim özel alanımızdır, lâkin orada da, duruma bağlı olarak, kamu otoritelerinin yetkileri vardır. Eşinize veya çocuğunuza kötü muamele ederseniz, kamu adına evinize müdahalede bulunulabilir. Yâni eviniz de bir kamusal alana dönüşebilir. Bu durumda, evlerde bile başörtüsü yasağının bulunması gerekmez mi?</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci durum düşünülürse; Önce sormamız lâzım: Bir kamu görevlisinin fiilen görev yaptığı her yer bir kamusal alan mıdır? Eğer böyleyse ve yasak kamusal görev veya hizmet alanlarını kapsayacaksa, üniversiteler yanında parklar, vergi daireleri ve hastaneler de başörtüsünün yasak olduğu yerler arasında olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son durumu düşündüğümüzde ise; devlet memuru akşam evine vardığında orası da kamusal alan olur ve eşinin başörtüsünü çıkarması gerekir!</p>
<p style="text-align: justify;">Veya şu söylenebilir; Kamu görevlisinin bir kamu göreviyle bulunduğu mekân kamusal alandır. Lâkin bu da problemi çözmeye yetmez. Meselâ, Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir hemşire bir aşı kampanyası vesilesiyle bir köye gitse ve köy meydanında topladığı kişilere aşı yapsa, bu o köyü veya köy meydanını kamusal alana çevirir ve hem hemşirenin hem de köylü kadınların başının açık olmasını mı gerektirir?”</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Üç ihtimalde de görüldüğü gibi kamusal alan tartışmaları yersiz ve saçmadır. Hiçbir şekilde bu bahane edilerek başörtüsüne yasak getirilemez. Lakin asıl mesele de işte burada çıkmakta…</p>
<p style="text-align: justify;">Burada anlaşılmaktadır bu ülkede asıl başı örtülülerin kim olduğu… Her başı sıkıştığında kamusal alan tartışmaları yapanlar, “türban siyasi simgedir” diye bozulmuş saat gibi yerinde sayıp hiçbir zaman doğruyu göstermeyenler, özgürlük yolunda bir katkısı da kendisinin olsa ve bir adım da kendisi atsa kaybedeceği oyların hesabını yapanlar, anayasada veya herhangi bir resmi içerikli metinde yasağa dair zerre bir şey yazmazken her defasında “anayasa ihlal” ediliyor diyenler, “laiklik” kavramını ağızlarına sakız yapanlar ve her defasında başörtüsünün bu laikliği ve vatanı elden götüreceğine ve yerine şeriatı getireceğine inananlardır başı örtülüler… Bu zihniyettir at gözlüklerini bir türlü atamayan, ön yargılarını kıramayan, kendisine yapılmasını istemediği her şeyi karşısındakine açıkça isteyebilen ve kendisine yapıldığında kıyameti koparan, empatiden yoksun, “çağdaşlaşma” ve “batılılaşma” adına geri kafalılıktan vazgeçmeyen ve bunu çoğu zaman alışkanlık/siyasi politika haline getiren… Bu zihniyettir başları örtülü olan… Ve bu gidişle de o örtünün içinde kaybolacak, yerin dibine girecek olanlar…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Talha Dereci<br />
31 Ekim 2010</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/asil-basi-ortulu-kim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Özgürlüğün Yasakçı Zihniyetle Sınavı</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/ozgurlugun-yasakci-zihniyetle-sinavi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/ozgurlugun-yasakci-zihniyetle-sinavi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Mar 2010 23:35:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[başörtüsü yasağı]]></category>
		<category><![CDATA[kamusal alan]]></category>
		<category><![CDATA[laiklik]]></category>
		<category><![CDATA[özgürlük]]></category>
		<category><![CDATA[talha dereci]]></category>
		<category><![CDATA[türban]]></category>
		<category><![CDATA[yasakçı zihniyet]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1166</guid>
		<description><![CDATA[Bazı yasakçı ve antidemokratik, entelektüel gözüken kişiler tarafından kabul edilmese de; Türkiye’de gerek demokratikleşme gerekse diğer belli başlı alanlarda/sektörlerde gelinen noktalar, eskiye nazaran epey bir ilerleme göstermektedir. Fakat başörtüsü yasağının kaldırılması yolunda henüz bir ilerleme görülmemektedir. Adımlar atılsa da yıllarca tartışılsa da gelinen nokta yine aynıdır. Yoğun gündemler bir zaman bu konuyu “unutulmuş” gibi gösterse [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bazı yasakçı ve antidemokratik, entelektüel gözüken kişiler tarafından kabul edilmese de; Türkiye’de gerek demokratikleşme gerekse diğer belli başlı alanlarda/sektörlerde gelinen noktalar, eskiye nazaran epey bir ilerleme göstermektedir. Fakat başörtüsü yasağının kaldırılması yolunda henüz bir ilerleme görülmemektedir. Adımlar atılsa da yıllarca tartışılsa da gelinen nokta yine aynıdır. Yoğun gündemler bir zaman bu konuyu “unutulmuş” gibi gösterse de; bu yasak yüzünden mağdur olanlar olduğu sürece bu konu ne unutulacaktır ne de unutturulacaktır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bu yazıda başörtüsü veya türban sorunu hakkında en çok tartışılan 3 konu ele alınmıştır; yasağın hukuki boyutu, kamusal alan tartışması ve laiklik ilkesi boyutu.<span id="more-1166"></span></p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Başörtüsü Yasağının Hukuki Boyutu</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Kendi çıkarları doğrultusunda “Türkiye hukuk devletidir!” diyenler başörtüsü konusunda tamamen keyfi davranmış, Anayasa Mahkemesinden ve Danıştay’ın bazı kararlarından kendilerine ve bu yasağa hukuki zemin aramışlardır. Hâlbuki kendileri de çok iyi bilmektedirler ki, başörtüsü yasağının hiçbir hukuki boyutu yoktur. Hukuki boyutlarla dolaylı olarak da ilgili olan kanun maddeleri de başörtüsü yasağına zemin hazırlayan değil aksine böyle bir yasağın olmadığını belirten maddelerdir.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa’ya göre, Türkiye insan haklarına saygılı bir devlettir (md.2) ve insan hakları üzerine kurulmuştur (md.14). Ve Anayasa 12.maddede “herkesin ihlal edilemez ve vazgeçilemez doğal temel haklara ve özgürlüklere sahip olduğunu” da ifade eder. Maddenin devamındaki 13.maddede ise bu temel hakların hangi hallerde ve hangi ölçüde kısıtlanabileceği belirtilmiştir. Bu noktada ve belirtilen diğer maddelerde de herhangi bir şekilde başörtüsü yasağına yasal zemin yoktur. Öyle ki anayasada (ihtilal yasaları da buna dahil) hiçbir durumda ne başörtüsü ne türban kavramı geçmekte ne de bayanların ne şekilde başlarını örteceği geçmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">“Özellikle 24. madde din ve inanç özgürlüğünü garanti altına alır. Bu kuralın arka planın ışığında şunları söylemek mümkündür;</p>
<p style="text-align: justify;">•	Her yetişkin insan kıyafetini seçmekte özgürdür,<br />
•	Bu özgürlük kişinin dini inancına göre kıyafetini seçme özgürlüğünü de içerir.”</p>
<p style="text-align: justify;">Nitekim 42.madde de ise; “Kimse, eğitim ve öğrenim hakkından yoksun bırakılamaz.” denilmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir diğer tarafta Yüksek Öğretim Kanununun Ek 17. Maddesi ise, “Yürürlükteki kanunlara aykırı olmamak kaydı ile yükseköğretim kurumlarında kılık kıyafet serbesttir” demektedir. Kanunlarda herhangi bir şekilde adı bile geçmeyen veya dolaylı olarak onu ima eden bir şeyin bulunmaması; kanuna aykırı bir durumu da ortaya çıkarmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye’nin de altında imzası bulunan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokollerinde &#8220;eğitim hakkı&#8221; ve &#8220;din özgürlüğü&#8221; şöyle düzenlenmiştir;</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Hiç kimse eğitim hakkından yoksun bırakılamaz. Devlet, eğitim ve öğretim alanında yükleneceği görevlerin yerine getirilmesinde, ana ve babanın bu eğitim ve öğretimin kendi dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını sağlama haklarına saygı gösterir.&#8221; (AİHS)</p>
<p style="text-align: justify;">&#8220;Madde 9 &#8211; Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü: 1. Herkes düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne sahiptir. Bu hak, din veya inanç değiştirme özgürlüğü ile tek başına veya topluca, açıkça veya özel tarzda ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama özgürlüğünü de içerir. 2. Din veya inancını açıklama özgürlüğü ancak kamu güvenliğinin, kamu düzeninin, genel sağlığın veya ahlakın ya da başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için demokratik bir toplumda zorunlu tedbirlerle ve yasayla sınırlanabilir&#8221; (Ek Protokol)</p>
<p style="text-align: justify;">Türkiye Cumhuriyeti yasaları AİHS’ye aykırı olamayacağına göre, başörtüsünü okullarda veya devlet dairelerinde yasaklamak yukarıdaki maddelere aykırıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarından yasal zemin bulamayan yasakçı zihniyet her sıkıştığında “Laiklik elden gidiyor!” dedi… Bu noktada ise şunu belirtmek gerekir; Avrupa Parlamentosunun kesin kararına göre, inancı sebebiyle okullarda öğrencilerin başını örtmesi laikliğe aykırı değildir. Ama bu durum o yasakçı zihniyetlerde herhangi bir şey uyandırmaz, bu zamana kadar da uyandırmadı.</p>
<p style="text-align: justify;">BM Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 26. Maddesi, &#8220;herkesin, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasal ya da başka bir görüş, ulusal ya da toplumsal köken, mülkiyet ya da doğuştan kaynaklanan herhangi bir ayrım&#8221; olmaksızın kanun önünde eşit olduğunu belirtir.</p>
<p style="text-align: justify;">Ayrıca Birleşmiş Milletler Eğitim Hakkı Özel Raportörü, üniversitelerde başörtüsü yasağının, kadınların eğitim ve öğretim olanaklarına erişim hakları açısından ayrımcı bir düzenleme olduğu konusunda Türkiye hükümetini uyarmıştı.</p>
<p style="text-align: justify;">Görüldüğü gibi ne TC Anayasasında, ne Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinde ne Birleşmiş Milletler tarafınca ne de Avrupa parlamentosunda bu durum olumlu görülmemiştir… Hukuki olarak bu yasağı savunan hiçbir madde yoktur.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Kamusal Alan Tartışması</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Teorik olarak da pozitif siyasette de çok tartışılan bir konu olduğu kesin kamusal alan kavramının. Fakat bunu bir yasak sebebi olarak göstermek çok saçma, akla mantığa sığmayan bir durumdur. Bu da aynı şekilde yasağa zemin arama arayışları veya daha doğru bir kavramla çırpınışlarıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Gazi Üniversitesi öğretim görevlisi Prof.Dr. Atilla Yayla kamusal alanı 3 soru ile izah etmeye çalışmış. Bu sorulara verilecek birkaç basit örnek ile bu tartışmalara son vermek mümkündür.</p>
<p style="text-align: justify;">Kamusal alan;</p>
<p style="text-align: justify;">1)	Egemenliğin bir yansıması olarak, kamu otoritesinin geçerli olduğu her alan mıdır?<br />
2)	Bir kamu görevinin ifa edildiği yer midir?<br />
3)	Bir kamu görevlisinin bulunduğu mekân mıdır?<br />
“İlk durumu ele alırsak; toplum hayatında kamu otoritesi teorik olarak her yerde geçerlidir. Meselâ, sokaklar da kamu otoritesinin geçerli olduğu yerlerdir, öyleyse, sokakta da başörtüsünün yasak olması gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Evimiz elbette bizim özel alanımızdır, lâkin orada da, duruma bağlı olarak, kamu otoritelerinin yetkileri vardır. Eşinize veya çocuğunuza kötü muamele ederseniz, kamu adına evinize müdahalede bulunulabilir. Yâni eviniz de bir kamusal alana dönüşebilir. Bu durumda, evlerde bile başörtüsü yasağının bulunması gerekmez mi?</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci durum düşünülürse; Önce sormamız lâzım: Bir kamu görevlisinin fiilen görev yaptığı her yer bir kamusal alan mıdır? Eğer böyleyse ve yasak kamusal görev veya hizmet alanlarını kapsayacaksa, üniversiteler yanında parklar, vergi daireleri ve hastaneler de başörtüsünün yasak olduğu yerler arasında olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son durumu düşündüğümüzde ise; devlet memuru akşam evine vardığında orası da kamusal alan olur ve eşinin başörtüsünü çıkarması gerekir!</p>
<p style="text-align: justify;">Veya şu söylenebilir; Kamu görevlisinin bir kamu göreviyle bulunduğu mekân kamusal alandır. Lâkin bu da problemi çözmeye yetmez. Meselâ, Sağlık Bakanlığı&#8217;na bağlı bir hemşire bir aşı kampanyası vesilesiyle bir köye gitse ve köy meydanında topladığı kişilere aşı yapsa, bu o köyü veya köy meydanını kamusal alana çevirir ve hem hemşirenin hem de köylü kadınların başının açık olmasını mı gerektirir?”</p>
<p style="text-align: justify;">Üç ihtimalde de görüldüğü gibi kamusal alan tartışmaları yersiz ve saçmadır. Hiçbir şekilde bu bahane edilerek başörtüsüne yasak getirilemez. Bu tip anlayışlara göre Türkiye’de kamusal alan genişledikçe özgürlük alanı daralmakta/kısıtlanmaktadır. Bu da hukuk devleti için kabul edilebilir bir durum değildir.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Başörtüsü Laikliği Engeller mi?</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">Laiklik kavramı; ülkemizde her daim tartışılan ve bazı kemikleşmiş, kör muhalefet yapan kesimler tarafından başları sıkıştıkça kullandıkları kavramdır. İlkokuldan beri din ve devlet işlerini birbirinden ayıran bir kavram olarak öğretilen ve bu sayede yeni yetişen kuşağı da şimdiki nesil gibi bilinçsiz yetişmesinde sebep olan kişi, kurum ve kuruluşlar; bu kavramı yıllardır belli başlı konular karşısında kendi savunmalarını yaparmış gibi ısıtıp önümüze koymuştur. Her daim “elden gidiyor” denilen hâlbuki elimizde bile tam anlamıyla tutamadığımız/tutturulmasına izin verilmeyen bir kavram laiklik. Eğer elimizde laiklik olsaydı başörtüsü yasağı gibi bir sorun da yaşamıyor olurduk. Çünkü laiklik ilkesi böyle bir yasakçı zihniyete “evet” diyen bir ilke değildir. Ve bu yasağa evet diyenlerin de yasal zemin olarak aradıkları, her daim övündükleri bir ilke de değildir.</p>
<p style="text-align: justify;">Laiklik; devletin, çeşitli dinler karşısında maksimum tarafsızlığını gerektiren bir ilkedir. Kim olursanız olun ister Hristiyan olun ister Musevi olun veya Allah’a inanmayın, hangi ırk, mezhepten olursanız olun; bu çeşitlilik arasında laikliği benimseyen bir devletin pozitif veya negatif ayrımcılık yapmamasını gerektirir. Yani başı açık olan ile başı kapalı olan da aynı vatandaştır ve aynı haklara sahiptir. Ne başı açık olana herhangi bir mevkide/konumda bir pozitif ayrımcılık yapılmalı ne de başı kapalı diye bireylere negatif ayrımcılık yapılmalı. Başı kapalı diye üniversitelere alınmayan gençlerin durumu tamamen bir ayrımcılıktır. Bu hem laiklik ile hem ahlak kurallarıyla hem de hukuk devletiyle bağdaşmaz.</p>
<p style="text-align: justify;">Şu da bilinmesi gerekir; başörtüsü takan kişiler bunu siyasi bir simge olsun diye değil, örtünmenin Allah’ın emri ve bir din görevi olduğuna inandıkları için takıyor ve yasağa da bu yüzden karşı çıkıyorlardır. Çünkü laikliği benimseyen bir sosyal ve hukuk devletinin; vatandaşlarının dinlerine saygı duyması gerekir ve onların ibadetlerini gerçekleştirebileceği imkânlar sunması gerekmektedir. Fakat halen var olan yasak göstermektedir ki TC devleti bunu yapmamaktadır. İbadet kavramından sadece namaz kılmak, hacca gitmek vs. anlaşılmamalıdır. Başörtüsü takmak da bir ibadettir. Ve ibadet hakkını istemek dolaylı olarak kısıtlanan özgürlüğünü istemek her bireyin en doğal hakkıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Savundukları kavramı tam anlamıyla bilmeyen bu antidemokratik yasakçı zihniyetler her daim bu kavramı başörtüsü yasağına yasal zemin aramak için kullanmış ve bundan sonra da ömürleri yettiği müddetçe kullanmaya devam edeceklerdir. Bunlara kendileriyle özdeşleştirdikleri özgürlük, laiklik, eşitlik, insan hakları gibi kavramları tam anlamıyla anlatmak kolaydır fakat zihinlerine yerleştirmek, anlatılanları kabul ettirmek çok zordur. Çünkü yaptıkları tek şey at gözlükleri olaylara bakmak ve çözümsüzlük üzerine kör muhalefet yapmaktır.</p>
<p style="text-align: justify;"><em><strong>Sonuç</strong></em></p>
<p style="text-align: justify;">“21. yüzyılda kadın haklarından, çağdaşlaşmaktan, insan haklarından ve demokrasiden en çok bahsedilen bir dönemde halen başörtülü kadınların ne zaman, nereye girip nereye giremeyecekleri, hangi hakları kullanıp hangilerini kullanamayacakları ve hatta kimin eşi olduklarında sorun çıkıp çıkmayacağı Türkiye’nin en çok konuşulan konusu olmaya devam etmektedir.” Görüldüğü gibi gelinen nokta gayet vahimdir. Ne kamusal alan tartışmaları bu yasağa sebeptir ne laiklik ilkesi. İşi hukuk konusu haline getirmek isteyenlerde öncelikle ulusal ve uluslar arası alanda gerekli kanun ve yasaları okumaları gerekmektedir.</p>
<p style="text-align: justify;">Yükseköğretim kurumlarındaki var olan başörtüsü veya türban yasağı uygulaması, Türkiye’deki vesayetçi-otoriter rejimin, antidemokratik, yasakçı zihniyetin bir ürünüdür.</p>
<p style="text-align: justify;">Demokrasi mücadelesi veren ülkemizde televizyonlarda “türbanlı bir öğrenciye hak ettiği notu vermeyeceğini&#8221; ifade eden rektörler ya da “Türbanlı bir öğrenciye ders vermek istemediğini” beyan eden öğretim görevlileri olduğu sürece, yasağın kaldırılması için mecliste üçte iki çoğunlukla kabul edilen ama uygulanamayan akıl ve hukuk dışı olaylar olduğu müddetçe, koca ülkenin başbakanının eşini hasta ziyaretine sırf başındaki örtüden dolayı kabul etmeyen zihniyetler olduğu sürece elbette bu mücadele sekteye uğrayacaktır, yara alacaktır. Fakat bu sekteler özgürlük yolunda kalıcı engeller olmamalıdır. Ve özgürlüğe ulaşana dek bu dava hem mağdurlar tarafından hem de insan haklarını savunan her vatandaş tarafından savunulmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir insan hakkı ihlâlinin olduğu yerde, yapılması gereken tek şey, hemen bu ihlâlin önlenmesi, ortadan kaldırılmasıdır. Daha refah ve huzurlu bir devlet için, sosyal ve hukuk devletinin gereklerini tam anlamıyla yerine getirmek için bu yasak derhal kaldırılmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Talha Dereci<br />
06.02.2010</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/ozgurlugun-yasakci-zihniyetle-sinavi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

