<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Talha Dereci&#039;nin Blogu &#187; gülen cemaati</title>
	<atom:link href="http://www.talhadereci.com/tag/gulen-cemaati/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.talhadereci.com</link>
	<description>Siyaset, Medya, Kitap, Edebiyat&#039;a Dair Okumalar ve Notlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 07:53:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.4</generator>
		<item>
		<title>Başbuğ’un Mektubu, Bahçeli’nin Milliyetçiliği ve Gülen Cemaati</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/basbugun-mektubu-bahcelinin-milliyetciligi-ve-gulen-cemaati.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/basbugun-mektubu-bahcelinin-milliyetciligi-ve-gulen-cemaati.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 04 Apr 2011 17:46:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[başbuğun mektubu]]></category>
		<category><![CDATA[devlet bahçeli]]></category>
		<category><![CDATA[fethullah gülen]]></category>
		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>
		<category><![CDATA[imamın orduları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1833</guid>
		<description><![CDATA[Öncelikle şunu söylemekte fayda var; ülkücülük ve cemaat kavramlarına uzak değilim. Gerçek manada ülkücülüğün ne olduğunu ve yine gerçek manada ülkücünün kim olduğunu bizzat aile büyüklerimden de olsun yakın çevremdekilerden, konuştuğum insanlardan ve okuduklarımdan biliyorum. Cemaat konusunda da aynı şeyler geçerlidir. Bu yüzden şimdiki ülkücülüğün temsilci partisi MHP ile Gülen Cemaati hakkında birkaç kelam edebilirim. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Öncelikle şunu söylemekte fayda var; ülkücülük ve cemaat kavramlarına uzak değilim. Gerçek manada ülkücülüğün ne olduğunu ve yine gerçek manada ülkücünün kim olduğunu bizzat aile büyüklerimden de olsun yakın çevremdekilerden, konuştuğum insanlardan ve okuduklarımdan biliyorum. Cemaat konusunda da aynı şeyler geçerlidir. Bu yüzden şimdiki ülkücülüğün temsilci partisi MHP ile Gülen Cemaati hakkında birkaç kelam edebilirim. Ve kimse de diyemez ki “Sen kimsin? Ülkücülükten ne anlarsın? Milliyetçilikten ne anlarsın?” vesaire vesaire&#8230;<span id="more-1833"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Bilmem fark edildi ama artık son dönemde belli cepheler işi gücü bıraktı her şeyi Gülen Cemaati’nden bilmeye başladılar. Özellikle AK Parti muhalifliğinde AK Parti eleştirilmiyor onun yerine Gülen Cemaati eleştiriliyor. Cemaatin AKP’yi desteklemiş olması, AKP’nin yaptıklarından/yapacaklarından cemaatin sorumlu olduğunu göstermez. Lakin bunu bir türlü anlayamadılar. Veya AKP dışındaki olaylara bakıldığında da durum böyle. Nerde ses getirecek bir olay oluyor altında cemaat aranıyor. Geçenlerde bir yazar köşesinde, arkadaşının alkol almasından dolayı trafik polislerince ehliyetinin alındığını ve bunun üzerine “Cemaat benim ehliyetime el koydu!” diye olayı kendisini anlattığını yazdı. Olayın ne denli vahim olduğunu bu örnek açıklar nitelikte. Her olayın altında Gülen Cemaati’nin bir parmağı olduğunu söylemek anlamsız… Bu bizim insanımızın şüpheciliğini değil paranoyaklığını gösteririr. Nitekim yerinde bir şüphecilik her daim iyidir. Ama şunu da söylemeden edemeyeceğim; medyadaki polemiklere bakıldığında ve toplumun nabzı ölçüldüğünde şu kanıya varıyorsunuz; Ergenekoncular ve onun zihniyetindekiler her şeyi Gülen Cemaati’nden, cemaattekilerde her olayı Ergenekon ve onun zihniyettekilerden biliyor. Bunun arası yok. Bu hayli vahim bir durum&#8230; Nitekim bu durum, o olayın asıl sorumlularının ortaya çıkmasını engeller nitelikte. Öyle ya sorumlu ya Ergenekonculardır ya da cemaatçiler!</p>
<p style="text-align: justify;">Özelde Fethullah Gülen’e genelde cemaate yönelik bu şekilde tepkiler her daim varken, malum kitap İmamın Orduları bu tepkileri had safhaya çıkardı. Herkes bir şey söyledi lakin benim en çok dikkatimi çeken ve açıkçası üzen MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin konu hakkındaki söyledikleriydi. Bahçeli diyordu ki; cemaat zan altında kalmıştır, Fethullah Gülen sessiz kalmamalı, insiyatif almalı, yürüttüğü işleri durdurmalı veya askıya almalı… Önce Bahçeli’nin durdurulmasını istediği faaliyetleri söylemeli… Dünyada adını bile ilk kez duyduğunuz, haritada göster deseniz beceremeyeceğiniz yerlere okul açmak -120 ülkede binden fazla okul-, kendi anadili ve İngilizce’nin yanında Türkçe ve bölgeye yakın yerlerde konuşulan üçüncü bir dil ile kaliteli bir eğitim vermek, topluma nitelikli ve ahlaklı bireyler yetiştirmek. Sayısız ödül almak, projeler yapmak… Bunun yanında oralarda Türkçe’nin okutulması, Türkiye’nin tanıtılması, Türk bayrağının dalgalanıyor olması da bir başka gurur verici olay. Şimdi Gülen Cemaati’nin yaptıklarını bir kenara koyalım sadece iki şeyi alalım. Bu iki şey ile Bahçeli’nin söylediği şeyleri karşılaştıralım.</p>
<p style="text-align: justify;">Birincisi; okullarda Türkçe eğitim verilmesi. Bu durum ülkücü camia için gurur duyulacak bir durum. Eğer söz konusu kendilerinin takındıkları “Türk Milliyetçiliği” ise –ki cemaatin böyle bir milliyetçilik kaygısı yok- bu milliyetçiliğin en alasını Gülen Cemaati zaten yapıyor. Türk bayrağının orada dalgalanması, İstiklal Marşı’nın okutulması da gayet tabi ki bu camia için fevkalade gurur duyulması gereken bir konu. Ama durum ters tepiyor ve Bahçeli çıkıp insiyatif almalı, faaliyetlerini durdurmalı gibi şeyler saçmalıyor.</p>
<p style="text-align: justify;">Hadi diyelim bunlar sizin için yeterli değil. Bir şekilde bunlara bir kulp bulabilirsiniz. Peki ya Başbuğ Alparslan Türkeş’in mektubunu da hatırlamaz mısınız? Onun da mı bir anlamı yok sizin için? Bakın ne diyor o mektupta Başbuğ;</p>
<p style="text-align: justify;"><em>“Çok Muhterem Fethullah GÜLEN Hocaefendi Hazretleri&#8217;ne,</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Efendi Hazretleri,</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Zat-ı âliniz, milletimizin hayatında çok yararlı hizmetlerin yapılmasını sağlamış bulunmaktasınız.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Yetiştirmiş olduğunuz ilim, irfan ve fazilet erbabı kadrolarla milletimizin muhtaç bulunduğu geniş bir eğitim seferberliğini telkinlerinizle başlatmış ve başarı ile devamını temin etmiş bulunmaktasınız. Toplumların her alanda kalkınmalarının temel şartı olan manevî uyanışın ve yükselişin öncülüğünü yapmış bulunmaktasınız.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Barışı, hoşgörüyü ve kardeşliği esas alan öze dönüşü, uzay çağına yükselişi başlatmış durumdasınız. Kanada&#8217;dan Yakutistan&#8217;a, Moğolistan&#8217;dan Amerika Birleşik Devletleri&#8217;ne kadar her yerde açılmış bulunan okullar ve üniversiteler millî kültürümüzün ve millî, manevî değerlerimizin bütün insanlığa yöneldiğini göstermektedir. Faziletli hayatınız, hiçbir maddî menfaate tamah göstermeyen karakteriniz size karşı halkımızda büyük bir güven uyandırmıştır. Yalnız Allah rızasını hedef alan gayretleriniz, birkaç yüzyıldan beri kaybettiğimiz eski dünyamızı yeniden fetih mahiyetindedir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Susurluk olayı bahane edilerek zat-ı âlinizin temiz isminin gölgelenmek istenmesi çok üzücü olmuştur. Fakat hem milletimiz sizi tanıyor, hem de dünya sizi tanıyor. Kötü niyetlilerin bir şey yapmaları mümkün değildir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Nazik teşekkür mektubunuza çok teşekkürler ediyorum. Gerçeği söylemek bizim vazifemizdir. Sözü edilen beyanat, doğruyu küçük bir ölçüde kamuoyu önünde açıklamaktan ibarettir.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Cenabı Hak&#8217;tan size sağlıklar ve hayırlı uzun ömürler ihsan etmesini ve böylece başlatmış olduğunuz güzel gelişmelerin tamamlanmasını niyaz ediyorum.</em></p>
<p style="text-align: justify;"><em>Mahsus selam, sevgi ve saygılar sunuyorum.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi en büyük Türk milliyetçisi olan, en büyük ülkücü olan Başbuğ bu satırları söylerken kendisini ülkücü diye tanımlayan Bahçeli’nin bu saçmalıklarına ne demeli? Ülkücülüğü parmakları ile bozkurt işareti yapmaktan ibaret ve sadece PKK üzerinden siyaset yapmak olarak gören bir zihniyet kamuoyu nezdindeki Bahçeli. MHP’nin son dönemdeki bu gibi saçmalıklarına anlam vermeye çalışmak zor doğrusu. Onun bu yersiz çıkışlarını ve hareketlerini anlatması açısından şu satırlar çok yerinde; “Bir zamanlar &#8216;Tanrı dağı kadar Türk; Hira dağı kadar Müslüman&#8217; bir MHP vardı. Bu sloganın yeni hali demek ki &#8216;Perinçek kadar ulusalcı, Zekeriya Beyaz kadar Müslüman&#8217; oldu.”</p>
<p style="text-align: justify;">Ez cümle; Başbuğ Alparslan Türkeş’in yolundan gitmeyen, onun kabul ettiğini reddeden, “sahip çıkın” dediğini öteleyen bir parti var ortada. Bu parti günden güne CHP’leşmekte (!) olur olmaz yerde muhalefet yapmak uğruna kutsal saydığı değerleri bile yok etmekte. Bu gidişle bu partinin sonunun ne olacağını Gülen’in avukatı yaptığı açıklamada söyledi; <em>“Yüce milletimiz bu seçim sürecinde de kimin daha güçlü kaos çıkardığına değil; kimlerin hangi planlarla halka hizmet projeleri geliştirdiğine bakacaktır. Meclis kürsüsünü ülkemizin manevi dinamiklerine hakaret için kullananların, seçmenlere hangi projeleri sergilediği merak konusudur. Bilinmelidir ki halkımız artık kavga ve gürültüye değil; 75 milyona yönelik sevgi ve kardeşlik projelerine itibar etmektedir.”</em></p>
<p style="text-align: justify;">Bunun üzerine söz söylemeye gerek yok… Anlayan anladı…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Talha Dereci<br />
4 Nisan 2011</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/basbugun-mektubu-bahcelinin-milliyetciligi-ve-gulen-cemaati.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;deki IV. Kuvvet Medya Üzerine Değerlendirmeler</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/turkiyedeki-iv-kuvvet-medya-uzerine-degerlendirmeler.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/turkiyedeki-iv-kuvvet-medya-uzerine-degerlendirmeler.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 30 Oct 2009 11:06:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Medya]]></category>
		<category><![CDATA[1 milyon ttiraj]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet altan]]></category>
		<category><![CDATA[ahmet hakan]]></category>
		<category><![CDATA[akp]]></category>
		<category><![CDATA[ayşeözyılmazel]]></category>
		<category><![CDATA[can dündar]]></category>
		<category><![CDATA[elif şafak]]></category>
		<category><![CDATA[ertuğrul özkök]]></category>
		<category><![CDATA[fatih altaylıi murat bardakçıi serdar turgut]]></category>
		<category><![CDATA[gülen cemaati]]></category>
		<category><![CDATA[habertürk]]></category>
		<category><![CDATA[haydar dümen]]></category>
		<category><![CDATA[hülya avşar]]></category>
		<category><![CDATA[ıslak imza]]></category>
		<category><![CDATA[medya]]></category>
		<category><![CDATA[medya müfettişi]]></category>
		<category><![CDATA[muhsin yazıcıoğlu]]></category>
		<category><![CDATA[müjde ar]]></category>
		<category><![CDATA[new york times]]></category>
		<category><![CDATA[nihal bengisu karaca]]></category>
		<category><![CDATA[ntv]]></category>
		<category><![CDATA[oray eğin]]></category>
		<category><![CDATA[pelin batu]]></category>
		<category><![CDATA[ruşen çakır]]></category>
		<category><![CDATA[sabah gazetesi]]></category>
		<category><![CDATA[taraf]]></category>
		<category><![CDATA[uğur dündar]]></category>
		<category><![CDATA[yaşar nuri öztürk]]></category>
		<category><![CDATA[yiğit bulut]]></category>
		<category><![CDATA[zaman gazetesi]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1054</guid>
		<description><![CDATA[Çoğumuz biliriz kuvvetler ayrılığı denilen kavramı. Ülke yönetimindeki çarkları bu üç kuvvet ( yasama, yargı, yürütme ) döndürmektedir. Ve üçü de birbirinden bağımsız durumdadır. Birinin aldığı karar diğerini etkilememektedir. Ve bu kuvvetler devlet organları arasında üstünlük sıralaması gibi bir duruma tabi değildir. Tabi bunlar teoriktedir. Haliyle Türkiye’de çoğu zaman teori uygulamaya/pratiğe dönüştürülemez. Kimi zaman yargı [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Çoğumuz biliriz kuvvetler ayrılığı denilen kavramı. Ülke yönetimindeki çarkları bu üç kuvvet ( yasama, yargı, yürütme ) döndürmektedir. Ve üçü de birbirinden bağımsız durumdadır. Birinin aldığı karar diğerini etkilememektedir. Ve bu kuvvetler devlet organları arasında üstünlük sıralaması gibi bir duruma tabi değildir. Tabi bunlar teoriktedir. Haliyle Türkiye’de çoğu zaman teori uygulamaya/pratiğe dönüştürülemez. Kimi zaman yargı kararları yasamayı etkiler (bkz: Anayasa Mahkemesinin esasa bakarak anayasa değişikliğinin iptali ) kimi zaman yürütme yargıyı. Bu üç kuvvete bir de medyayı ekleyin. Bakmayın dördüncü kuvvet dediğime aslında birinci ve en önemli güçtür medya. Tabi bu Türkiye için geçerli bir durum. Ülkemizde medyanın yasamaya, yürütmeye, yargıya etkisini tartışmaya gerek yok.</p>
<p style="text-align: justify;">Ülkenin yoğun gündemleri devam ederken medyaya her alanda büyük iş düşüyor şüphesiz. Yazılı ve görsel basın ülke gündemini topluma vermek amacıyla elinden geleni yapıyor. En azından öyle düşünüyoruz. Bu noktada basın yalan haber yazmış, uydurma haberler dile getirmiş, haksızı desteklemiş, komplo teorileri ortaya atmış, mazlumun ahını almış, güçlünün yanında olmuş vs vs… Hemen hepsini gördük şu ana kadar. Gördüklerimizi yazdık, görmediklerimizi okuduk, tartıştık… Bu yazıda Türkiye’deki IV. Kuvvet olan medya üzerine bazı değerlendirmeleri ve gelişmeleri fikirlerim doğrultusunda açıklamaya çalışacağım…<span id="more-1054"></span></p>
<p style="text-align: justify;">12 Haziran 2009 günü Taraf Gazetesi’nin sarsıcı haberler muhabiri Mehmet Baransu’nun “AKP’yi ve Gülen’i Bitirme Planı” manşetli haberine göre ordu içinde bir takım kimseler hükümeti eskiden olduğu gibi tekrardan ele geçirmek, milyonlarca gönüllüsü olan bir sivil toplum hareketini bitirmek istiyordu. Öğrenci evlerine mühimmat yerleştirip terör örgütü süsü verilecek, milliyetçi partilerin tabanı genişletilerek AKP’nin zor durumda kalması sağlanacak, Kurtlar Vadisi, Kollama ve Tek Türkiye gibi diziler hakkında olumsuz haberler yapılarak medyadaki imajları silinecek, Ergenekon sanığı olan subaylar savunulacaktı. Çok ses getiren bu haberdeki fotokopi belge genelkurmay başkanı tarafından “kâğıt parçası” olarak görülmüştü. Muhalefet partisi Ce-Haş-Pe her zamanki “ordu destekli siyasetini” sürdürmüştü. Belge fotokopi diye konuyu geçiştirdiler ama aylar sonra belgenin orjinali de ortaya çıktı. Fazla ayrıntısına girmeye gerek yok. “Ordu Göreve” adlı yazımda bunları belirtmiştim.</p>
<p style="text-align: justify;">Şimdi soru: Onca kriminal rapora rağmen ordunun kaynaklarına “emredersiniz!” diyen köşe yazarları özür dileyecek mi bu durum karşısında? Ce-Haş-Pe’de özür diler mi? Ya da önce şunu sormak lazım; Ce-Haş-Pe hataları karşısında özür dileyebilecek kadar erdemli bir parti mi? Bu haber Türk medyasının yine ne kadar objektif(!) habercilik yaptığını gösterdi. Bu haber karşısında duyarsız kalanlar ve “güçlü olanın” yanında olanlar &#8211; ya da ordu yanında olanlar &#8211; bir kez daha tarih önünde rezil duruma düşmüşlerdir. Yapılan büyük habercilik sebebiyle de Taraf gazetesini tekrardan tebrik etmek gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Taraf gazetesi dedim ve onunla devam edeyim. Çıktığı ilk günden beri gündemi belirleyen habercilik örnekleriyle, cesur ve dürüst bir tavır takınan Taraf belirli okur kitlesine sahip oldu ve yaptığı haberciliğin semeresini dünyanın en prestijli basın ödüllerinden Leipzig Özgürlük ve Medyanın Geleceği Ödülü ile aldı. AKP’ci, Tayyipçi diye yaftalandı ama onlar; “AKP’nin yolsuzluk dosyası elinizde varsa ve basamıyorsanız verin biz basarız!” diyerek yaptıkları haberin tarafsız ve cesur habercilik olduğunu gösterdiler. Ahmet Altan yazılarını takip edenler ne demek istediğimi daha iyi anlar.</p>
<p style="text-align: justify;">Yakın zamanda Taraf yine gündemi karıştıran bir haber attı ortaya. Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterindeki kişileri helikopter kalkışından düşene kadar yüzlerce kez arayan NTV santralinin haberi… Taraf Gazetesi NTV’yi bir şekilde suikast ile suçluyordu. Ve ertesi günü yine manşetten Telekom’un kayıtları verildi. Sonradan gerçek ortaya çıktı. GMT ve TSİ saati arasındaki 2 saatlik fark bu habere sebep olmuştu. Çıkarılması gereken iki sonuç var. Birincisi; hiçbir haber tam anlamıyla doğruluğu ispatlanmadan veya gerçekliği sağlama alınmadan yayınlanmamalıdır. Ki bu durum Türk medyasında çok oluyor. İkincisi, gerçek gazeteci hata yaptığında hatasını dile getirebilmeli ve özür de dileyebilmelidir. Nitekim Taraf bunu yaptı. Darısı bundan sonra bunu yapmayan, yıllarca yalan haberleri ispatlanan ama yine de kıllarını kıpırdatmayan Doğan Grubu gazetecilerine!</p>
<p style="text-align: justify;">Medyamıza yeni bir gazete eklendi. Belki herkes okumasa da ülkedeki gazetelerin her birisinden daha kaliteli ve okunulacak bir gazete. Ülke gündeminden bir an olsun kurtulan ve Türkiye’ye değil dünyaya bir bakış açısı sağlayan, sorgulatan, düşündüren bir gazete; The New York Times. 26 ülkede çeşitli gazetelerle birlikte her Pazar günü verilen İngilizce ve yayınlandığı ülke dilinde olan haftalık gazete… Şu ana kadar çıkan tüm sayılarını takip ettim. Harikulade bir gazete… Ülkemize bu gazeteyi okutma imkânı sunan Sabah gazetesine yürekten bir teşekkür…</p>
<p style="text-align: justify;">Habertürk Gazetesi Türkiye’nin en çok okunan 5.gazetesi olarak medyadaki yerini aldı. Kanalı ise yapılan iyi reklamlar ve tasarımlarıyla bir ara NTV ile yarışır hale gelmişti fakat NTV farkını koydu ortaya. Fatih Altaylı her ne kadar gazete kurulurken haber ağırlıklı olacak köşe yazarı ağırlıklı bir gazete olmayacak dediyse de tam tersini yaptı ve sağdan soldan köşe yazarları toplamayı başladı. Bünyesine Yaşar Nuri Öztürk, Nihal Bengisu Karaca, Elif Şafak, Yiğit Bulut’u kattı. Can Dündar’a da teklif götürmüşlerdi. Bekir Coşkun Hürriyet’ten kovulduktan sonra -burayı bilinçli bir şekilde yazıyorum- kendini hemen Habertürk gazetesinde buldu. Fatih Altaylı Yaşar Nuri Öztürk’ü “din hocam” diye görüyor ve yere göğe sığdıramıyordu. Turgay Ciner Yaşar Nuri Öztürk’ü kovunca bir anda Altaylı-Öztürk muhabbeti de bozuldu. Demek ki ne oldum değil ne olacağım demeli. Yaşar Nuri’nin kurduğu HYP başkanlığından istifa etmesinin sebebi de pek garip; “yoğun akademik çalışmalarım”…</p>
<p style="text-align: justify;">Habertürk kanalı aslında iyi bir yöntem kullanıyor izlenmek için; manken gibi güzel kadınlara program yaptırarak. Pelin Batu, Hülya Avşar vs vs… Ama keşke hem güzel hem konudan anlayan birilerini koysalar… Pelin Batu ne siyasetten anlıyor ne tarihten. Murat Bardakçı ile tarih programına çıkıyor ama sadece söylenenlere evet deyip geçiyor. Siyaset yazan tarih tartışan (!) program yapan bu kadın, sonra erkek dergilerinin kapaklarına medya deyimiyle şok pozlar veriyor. Bu mudur habercilik, medyacılık, gazetecilik, köşe yazarlığı?</p>
<p style="text-align: justify;">Televizyonlardaki bayanlardan açılmışken konu NTV’ye de gelmeli. Önceden 4-5 tane kadın çıkar NTV’nin akşam saatlerinde sözüm ona gündemi konuşurlardı. Gündem resmen mahalle karısı muhabbetlerine, magazine, dedikoduya dönerdi. NTV şikâyetler almış olacak ki programı yayından kaldırdı. Ama o bayanlardan biri olan Müjde Ar NTV yayınlarına devam ediyor. Müjde Ar’ı Yeşilçam’dan gayet iyi tanıyoruz. İzleyen ve dinleyen de hak verir ki Müjde Ar’ın NTV gibi bir kanalda gündem, siyaset, medya üzerine bir program yapması ne kadar doğrudur? Koca NTV kala kala Müjde Ar’a mı kaldı?</p>
<p style="text-align: justify;">TRT yıllardır içine saklandığı kalıbı kırmaya çalışıyor sanırım. Bunu bir ölçüde başardı bence. Gözle görülür bir şekilde ilerleme, çağa ayak uydurma (!) durumu var. Kendi çizgisinden de kopmadan değişebilmek ve bu değişikliği hissedebilmek zor bir şeydir. Bunu başardığı için TRT’yi kutlamak lazım. Bir dipnot; “Medya Müfettişi” programı da izlenmeye değer bir program.</p>
<p style="text-align: justify;">Zaman Gazetesi geçen sene olduğu gibi 1 Milyon tirajı yakalayabilmek için yine kolları sıvadı. Hedef koyabilmek güzel… Geçen sene 950 bin yakalanmıştı. Japonya’da günlük bir gazetenin 2-3 milyon tirajı varken, yine Japonya’da kişi başına düşen kitap yılda 6 iken ve bu sayı Türkiye’de 6 yılda 1 kitap iken… Zaman gazetesinin 1 Milyon’u hedeflemesi ve buna ulaşmaya çalışmak için elinden geleni yapması takdire şayan bir durum. Darısı diğer gazetelere… Geçen seneki “yaftalamak ve yaftalanmak” üzerine yapılan gazete reklamları ses getirmişti. Bu sene de bir benzer şekilde “önyargılarımız duvarlarımız” şeklindeki bir sloganla reklamlarını yapıyorlar. Bu iki reklamla “cemaat gazetesi” tabirini yıkmaya çalıştıkları kesin. Ki bunu eski yıllara nazaran başardılar gibi. Akademisyen ve yorum ağırlıklı yazarlarla dolu gazetenin içeriğinden veya haberciliğinden bahsetmeme gerek yok. Bilmeyenler alıp yaşayarak öğrenebilirler…</p>
<p style="text-align: justify;">Magazin Gazetecileri Derneği üyesi Amiral Gemi dediğimiz Hürriyet’in genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök, Türk yazılı basını için sit-com tarifini kullanıyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Sabah Gazetesi yazarı Ayşe Özyılmazel kalkıp tek gecelik ilişkiler yaşıyorum diye itiraf ediyor ve bunu 1.sayfaya taşıyan gazete “habercilik” yaptığı için övünüyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Uğur Dündar çok önceden ortaya çıkan bir haberi “şimdi aldığımız bir habere göre” diye anlatırken aslında kendini kandırdığının farkına varamıyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Akşam gazetesinin eski genel yayın yönetmeni ve halen köşe yazarı olan Serdar Turgut kafayı yemiş durumda. Habertürk kanalındaki bir program sunucusu kadına “bacaklarınız çok güzel” diye başlayan iltifatlar edebiliyor ve devamını abartabiliyor. O da yetmemiş gibi her gün köşesinde penis ve vagina muhabbetleri yapıyor! Bu mudur gazetecilik?</p>
<p style="text-align: justify;">Yine aynı nadide (!) gazetemizin bir köşe yazarı “bir gün herkes eşcinsel olacak” diye iddialı cümleler kuruyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Oray Eğin programına davet ettiği başı kapalı bir bayana “çok seksi bir türbanlısın” deyip göz göre göre asılabiliyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Posta Gazetesi sırf Haydar Dümen yazılarından dolayı Türkiye’nin en çok satan 2. Gazetesi olabiliyor… ( gazete okur kitlesinin kalitesi! )</p>
<p style="text-align: justify;">Ahmet Hakan’ın gazetede o kadar aldığı köşe yetmiyor Twitter’da millete laf yetiştiriyor…</p>
<p style="text-align: justify;">Uzun lafın kısası iyisiyle kötüsüyle Türk Medya’sının günden güne suyu çıkmaya başlıyor… Ve her yeni bir gün Türk medyası için sınav niteliğinde… Bir günde vezir olanlar aynı günün akşamında rezil olabiliyor. Bu durumda aydın insan diye gördüğümüz, fikirlerini okuduğumuz, her gün yatak odamıza soktuğumuz bu insanların; daha seviyeli, başarılı, yalan söylemeyen, uydurma haber yapmayan, orasını burasını açarak değil aklı ve fikirleriyle bir yerlere gelen kişiler olmasını istiyorum. Bunları istemeyen yüz binlerce insan var (bkz: gazete tirajları). Allah onlara da akıl fikir versin…</p>
<p style="text-align: justify;">Talha Dereci<br />
29 Ekim 2009<br />
TRABZON</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/turkiyedeki-iv-kuvvet-medya-uzerine-degerlendirmeler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

