Duvar
Sanki birbirine adanmış iki gönül. Ve unutulmayan anılar gözlerimin önünde bir film şeridi gibi geçmekte.Bazen bir rüzgar gibi hızlı, bazen de rüzgarda savrulan bir yaprak gibi yavaş ve derinden derine sessizliğe gömülmekte…
O zamanlar daha küçüktüm diye kendimi avutuyorum, o zaman yaşananlar sadece gelip geçici bir çocuk oyunu diye avutuyordum kendimi… Daha niye kendimi kandırıyorum? Daha niye sevdiğimi söyleyemiyorum? Sadece duvarlar mı bilecek benim sevgimi. (daha fazla…)
Kadere Sesleniş-2
Hani an gelir ya dilinin tutulduğu ve kulağının işitmediği an; işte o an sarılmak istersin ölüme ıssızca. İşte bende sarılmak istedim sıkı sıkıya her gün ölüme. Her gün geçen güne değil de onsuz yılların ölüm kadar uzakta olduğun yandım. Her seferinde aradım. Belki bir umuttur diye kalbimi hep açık bıraktım sevgiliye. Onsuz geçen günler tam bir takvim yapraklarını doldurdu. Belki uzun belki kısa. Ama onsuz geçen her saniye ölüme yaklaşamamak kadar zordu. Herhalde ölüm günüm onu gördüğüm gün olacaktı. Bu yüzden ölümü çok seviyordum. (daha fazla…)
Ve Yıllar Sonra Sende Bittin
Ve yıllar sonra sende bittin. Her güzel şey gibi sende bir yerden sonra yok oldun. Sana yazdığım onca şiire karşılık yokluğunun da bir yazısı olmalı diye düşündüm. Nasıl ki ilan-ı aşk etiysem sana şimdi de öyle bir yazı yazmalıyım. Diğerleri gibi sitem ve isyan etmemeliyim belki. Belki tebessüm etmeliyim. Kim bilir belki yine ağlarım…
Bu yazıya “ Bir şeyler yazmalıyım bu ayrılığın üstüne… ” diyerek başladım. O kadar acizim işte gönlümden geldiği gibi yazmıyorum anlayacağın. Yazamıyorum… Ayrılık şarkıları üst üste çalsa da en damarından girse de şarkılar ruhuma bu yürekte eskisi gibi bir sızlama göremiyorum. Bunu söylemek ne kadar acı verir tahmin edebiliyorum. Sanırım sevgim azaldı… Aşkım belki çok zaman önce sönmüştü… (daha fazla…)
Ucu Yanık Mektup
Bir beyaz kağıda her şey yazılabilir.Senin dışında…”.Evet bu her şeyi anlatmakta.Çünkü senin yerin hep ucu yanık toz pembe kağıtlar oldu.
Sana yazdığım her mektup kağıdı için 10 km yolu gidip gelmek zorunda kalırdım.Hem de haftalarca uğraşırdım.Aldığım her parayı o eski umut kokulu kumbarama atardım.
Ve nihayet kağıdı alırdım Kasabaya iner çarşıdaki tek kırtasiye olan Kemal amcadan bu kokulu pembe kağıtlardan alırdım. (daha fazla…)
Sen Olduğun İçin
Sebepsiz sevgiler yaşadı bu gönül. Neden ve niye sevdi? Seveni oldu mu? Ama en önemlisi kimi sevdi?
Yarım kalmış sevda kırıklarını temizlemeye çalışır bu gönlüm. Bir sonbahar yaprağı gibidir bu deli yürek. Çamurlar, karlar, yağmurlar vız gelse de dalından düştükten sonra mutlaka üstüne basıp geçen olur…
İşte bundandır ki gururumu ve benliğimi ayaklar altına alıp sevdim seni ben… (daha fazla…)
Sen Gittin Gideli
Bak sevdiceğim hasretine 1 yıl daha ekledim. Sensiz bir yıl daha geçirdim. Acıma yine acı kattım. Dermanı olmayan dertlerime daha nicelerini ekledim. Bir takvimi daha attım evimin bir köşesine…
Bilir misin sen gittin gideli karda yağmaz oldu yılbaşlarında. Artık eskisi gibi tadı çıkmıyor yılbaşı partilerinin. Sigaram eskisi gibi tat vermiyor. Bir çekişte bitiriyorum artık. Acı koyuyor ama hiç takmıyorum… (daha fazla…)
Sen Benim Güneşimdin Elbet Bir Gün Batacaktın
Duydum ki evleniyormuşsun. Hem de parasına aşık olduğun zengin birisine. Zengin villalarda kalacakmışsın. Emrinde onlarca uşağın olacakmış. Her gün sosyete ile poker oynayacakmışsın. Para, gözünü kör edip, gerçek mutluluğu göremeyeceksin. Bundan dolayı sana acıyorum…
Halbuki, söz vermiştik birbirimize. Zenginler gibi parmağımızda yüzük olmasa da, değeri biçilmeyen kolyelerimiz vardı boynumuzda. Hizmetinde uşaklar olmayacaktı ama senin hizmetinde olan seni seven deli bir gönül olacaktı. Biz balık tutacaktık boğazda. Sonra abonesi olduğumuz kahveye gidip demlisinden iki çay içecektik dostlarımızla, dost bildiklerimizle… Ardından küçük ama sıcak evimize gidecektik. Hayatımız bu şekilde zenginleşecekti. Gönül zengini olacaktık biz. Para, gözümüzü köreltmeyecekti… (daha fazla…)
