<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Talha Dereci&#039;nin Blogu &#187; talha derecinin yazıları</title>
	<atom:link href="http://www.talhadereci.com/tag/talha-derecinin-yazilari/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.talhadereci.com</link>
	<description>Siyaset, Medya, Kitap, Edebiyat&#039;a Dair Okumalar ve Notlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 07:53:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.4</generator>
		<item>
		<title>Alın İsmimi Verin Bana Çocukluğumu!</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/alin-ismimi-verin-bana-cocuklugumu.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/alin-ismimi-verin-bana-cocuklugumu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 12 Apr 2009 14:05:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[Alın İsmimi Verin Bana Çocukluğumu!]]></category>
		<category><![CDATA[talha dereci]]></category>
		<category><![CDATA[talha derecinin yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=477</guid>
		<description><![CDATA[“İlk defa seni bu kadar neşeli ve mutlu görüyorum” dedi sevdiğim bir dostum çocukluğumu anlatırken. Anlattıkça gülüyorum, dört beş cümlede bir “Vay be!” diyorum, çayımı yudumladıkça bir yandan da efkârlanıyorum. Özlediğimi fark ediyorum o yılları. Her daim geçmişiyle mutlu olan ve yeri geldiğinde de övünen biri olarak o yılları özlemem normal elbette ama o günlere [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>“İlk defa seni bu kadar neşeli ve mutlu görüyorum” dedi sevdiğim bir dostum çocukluğumu anlatırken. Anlattıkça gülüyorum, dört beş cümlede bir “Vay be!” diyorum, çayımı yudumladıkça bir yandan da efkârlanıyorum. Özlediğimi fark ediyorum o yılları. Her daim geçmişiyle mutlu olan ve yeri geldiğinde de övünen biri olarak o yılları özlemem normal elbette ama o günlere dönmek isteği fazlaca kurcalıyor kafamı son zamanlarda… <span id="more-477"></span></p>
<p>“Bizim zamanımızda” diye başlayan cümleler kurabilmek için henüz erken. Evet, gençliğimin baharında olabilirim. Ama şimdiki zamanım ömrümün son anları da olabilir. Bunlar son anlarım ise; eminim en iyi anlarım; sayfalarca yazılar yazdığım, uğruna gözyaşları akıttığım, hayaller kurduğum sevgili ile olan anlarım değil, çocukluk yıllarımdır. Masum, günahsız halim yani. Birilerini seven değil, karşılıksız herkes tarafından sevilen halim. Sanırım küçükler ile büyükler arasındaki en bilinmedik ama can alıcı nokta burasıdır. Çocuklar birilerini sevmeyebilir ailelerini bile… Belki de hayatlarındaki tek sevdiği şey uzaktan kumandalı arabasıdır. Fakat büyükler birilerini mutlaka severler. Belki sevmek zorunda hissederler. “Artık sevmenin zamanı geldi” diyenleri bile görmüşümdür. Bir insanı sevmek büyümeyi gerektirirmiş onu anladım zamanla…</p>
<p>Fotoğraf albümlerinin o nahoş kokusunda eskilere dalmak, çocukluğu bir daha yaşamak o kadar güzel ki… Dijital fotoğraf makinesinin yokluğu belki ilk defa bu kadar zevk veriyordur. Harika bir çocukluk geçirdim desem yalan olmaz. Bunda ailemin payı elbette çok büyük… Ankara Sincan’da yaşadım ilk 7 yaşımı. Site sakinlerindeniz… 10-12 katlı bir binanın 2.katı. İlk balkon bize ait. Ön balkondan elma ve erik ağacına yetişebiliyorsun. Arkadaki mutfak balkonundan iğde ve kiraz yiyorsun. Babam ve annem sabah erkenden işe gidiyor bende uykulu halde bakıcım “Ayşel Teyzeme” gidiyorum. Aysel teyzemde mutluyum. Günümün çoğu orada geçiyor. Geri kalan zamanı da ailemle geçiriyorum. Mutluyum ama ara sırada mızmızlanıyormuşum. Mızmızlandığımı yıllar sonra babamın bana yazdığı “Haklısın Yavrum” şiirinden anlıyorum…</p>
<p>“Ey canımın içi, ey ciğer parem,<br />
Dün seni, bana şikâyet etti annen.<br />
Gitmiyormuşsun bakıcı ablana,<br />
Bakılmak için.<br />
Bu yaşta inatlaşman!<br />
Büyüktür suçun.<br />
Fakat sen, bakılmaya değil,<br />
Bakmaya muhtaçsın anaya, babaya,<br />
Saatlerce kana, kana.<br />
Evet, sen haklısın, gitmemekle, inadına…</p>
<p>Baban kaç saat gelir, gün boyunca yanına?<br />
Haftada kaç gün doydun, kana, kana uykuna?<br />
Daha gün ışımadan, henüz mama yemeden,<br />
Terk edip gitmemizdir seni perişan eden<br />
Bunlar acı gerçekler, sevgili yavrucuğum.<br />
Her şey faturalandı, her şeyin bedeli var,<br />
Telefon, elektrik, su&#8230;<br />
Kira maaş yarısı, yakıt yaktı doğrusu…</p>
<p>Bu çektiğin çileler, anladın mı niçindir?<br />
Sana güzel gelecek hazırlamak içindir…”</p>
<p>Ne demeli ki bu şiir için… Ne anlatmalı. Kelimeler kifayetsiz kalır ya… Hani düğümlenir bir bir boğazına… Çok seviyorum onları…</p>
<p>Suat Abim vardı Aysel teyzenin oğlu. Onunla beraber teypte ses kayıtları yapıyorduk. Sehpaya vurarak çanak çömlekten sesler çıkararak müzikler yapıyor bende şarkı söylüyordum. KRAL TV’nin yeni yayın hayatına girdiği yıllar. Hep aynı şarkıları söyleyince Suat abi ikaz ediyor; “Oğlum bak KRAL TV çıktı. Onu izle, repertuarını genişlet…”. Evdeki tüm kasetlerin aralarında benim ses kayıtlarım çıkıyor. Üzerlerinde büyük harflerle “TALHA DERECİ’NİN ŞARKILARI” yazıyor…</p>
<p>Babam bir akşam elinde mikrofon ile geliyor eve. Kablosunu teybe bağlıyor ve elime veriyor. “Konuş” diyor, “şarkı söyle” diyor… Boynuma da oyuncak gitarımı takıyor. Şarkıcı olmamı istemediğini biliyorum. Yine zaman sonra anlıyorum ki; toplum önünde rahat konuşabilmem, mikrofonda iyi konuşabilmem için o yaştan alıştırıyormuş beni…</p>
<p>Sabahları beyaz yakalı, ütülü kırmızı önlüğümü giyip annemle beraber okula gidiyorum. Annem sınıfına çıkıyor bende anasınıfına gidiyorum. “Öğretmen çocuğu” muhabbetleri daha o zamandan başlıyor. Bir elinde suluk diğer elinde beslenme çantası… İnci gibi beyaz dişler, tatlı, yaşıtlarına göre az biraz yakışıklı, ne çok yaramaz ne çok uslu henüz altısında bir çocuk… Annesi “Talha!” diye seslendiğinde balkondan, parktan koşa koşa eve giden ve yolda “Efendim anneciğim!” diye siteyi inleten bir çocuk. Site bekçisi “Yamazan Amca” ile hergün sohbet eden bir çocuk… Pantolon kemerinin değil omuza bağlanan askılı kemerler takan, kadife pantolon giyen bir çocuk. Anaokulunda Nasrettin Hoca, Karagöz kılığına giren, her gün “Müfettiş Gadget, Ten Ten’in Maceraları, Heidi, Şirinler” izleyen ve bunları çok seven, öğretmenin yeğeni ile 23 Nisan’da damat-gelin kıyafetleriyle dans eden ve bunun kendisine “ayrı bir hava kattığını” düşünen bir çocuk…</p>
<p>Kırmızı bir bisikletim vardı. Sanırım markası Pinokyo idi. Her akşam site içinde dolaşırdım. Dengede kalması için arka tekere bağlı iki ufak tekerleği daha vardı. Zamanla onlar önce yukarı doğru eğildi sonra komple söküldü. Çocukluk arkadaşım Emre ile dünyayı baştan yaratır o günün akşamı geri yıkardık. Misket oynar, salıncakta sallanır, kaydıraktan kayardık, cips yer içinden çıkan hediyeleri almak için can atardık. Emre ile toprağı kazıp oyuncak arabalarımıza garaj yapardık. “Kirlenmek Güzeldir!” sloganı ortaya çıkmadan yıllar önce biz onu yaşardık. Doyasıya dut yer, kırmızı olanları yiyebilmek için ağabeylerimizden yardım isterdik. Hiçbir zaman “hayır” cevabını almazdık… Sabahları Atatürk Orman Çiftliği’nin kırmızı beyaz cam şişesindeki sütlerden içerdim. O zamanlar içecekler cam şişedeydi. Aroma’nın meyve suyu şişesi buzdolabında soğuk su niyetine kullanılırdı. Sitenin garajında top oynardık. Kaldırıma çıkıp yolda geçen körüklü, kırmızı MAN marka otobüslerin şoförlerine selam verirdik Emre ile… Ve selamımıza karşılık her daim korna çalınırdı. O zamanlar herkes birbirine değer verirdi. Aysel Teyzemin kocası Fuat Amca’nın kırmızı Ford pikap arabasının kasasında oynamayı çok severdim.</p>
<p>Oyuncaklarım vardı bir sürü… At, tüfek, gitar, asker, araba, asker, kukla, lego vs vs… Salonda tüm oyuncaklarımla çekilmiş bir fotoğrafı hatırlıyorum. Harflerden oluşan kelime yapmaya yarayan oyuncağım da vardı. Onlardan “TALHA DERECİ VE OYUNCAKLARI” yazmışım ve oyuncaklarımın hepsiyle beraber salona geçmiş ve önüme o yazıyı koymuşum… Dayımın oğlu Melih Abi var. Onla büyüyorum bir yandan. Balığımız var, bir arada güvercinimiz olmuştu. Fakat açıkçası onları pek hatırlayamıyorum. Hatırladığım bir akşam ansızın babamın eve iki tane civciv ile gelmesiydi. Biri beyaz biri siyahtı. Onları sevmiştim. Yaz akşamıydı. TV izliyorum balkon kapısı açık. Civcivlerin bulunduğu kutu da balkon kapısına yakın. Nasıl geldiyse oraya birden siyah bir kedi kapı arasından siyah civcivi kapıp kaçıyor… Baktım baktım ve ağlamaya başladım. Diğer civcivde olaydan sonra çok yaşamadı zaten…</p>
<p>Anlatılacak o kadar çok şey var ki… Ailecek yapılan hafta sonu piknikleri, doğum günleri, bayramlar, kutlamalar… Bir elin annende bir elin babanda arabayla değil yürüyerek gezmeler… Hayat o zaman anlamlıydı. O zamanlar mutluydum. Derdim yoktu. Zor değildi hiçbir şey. Zor olsa da, şimdiki gibi etrafta “daha çok zorlaştıranlar” değil destek olanlar, kolaylaştıranlar vardı. Hani diyor ya “Hey Gidi Günler” diye… Aynen ondan… Dank ediyor kafama efkârlanıp “Hey Gidi Günler” diyorum. Yılların üzerine yıllar katmışım anneme “anneciğim” demeyeli, babamla öylesine yolda yürümeyeli, doğum günü kutlamayalı, oyuncaklarla oynamayalı, ailelerle pikniğe gitmeyeli… O zamanlar fotoğraflarda hep gülerken çıkmışım. Pozlarımda hep gülerek poz vermişim. Son 5-6 yıldır hangi fotoğrafımda gülmüşüm veya tebessüm etmişim birileri bana göstersin… Ey zaman bu kadar acımasız mı olmalısın? Söyle ey hayat neden bu kadar zalimsin? …</p>
<p>Bir sihirli değnek değse de geri dönsem o yıllara. Alsınlar benden her şeyimi diyeceğim de neyim var ki kendime ait… Bu vücut bana emanet… Kendime ait bir şeyim var o da ismim; Talha Dereci. Kasetlerde kaydı olan, oyuncaklarının sahibi, omuza bağlanan askılı kemerler takan, kadife pantolon takan Talha Dereci. Ve Militan Kelimeler Yazarı Talha Dereci… İstemiyorum ne militan kelimeleri ne de yazarlığı… Alın ismimi verin bana çocukluğumu! Razıyım geleceğimden vazgeçmeye, ismimden geçmeye çocukluğumu geri almak için… Alın ismimi verin bana çocukluğumu… Verin… Verin çocukluğumu… Çocukluğumu…</p>
<p><strong>Talha Dereci<br />
11.04.2009<br />
Trabzon</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/alin-ismimi-verin-bana-cocuklugumu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>5</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>17 Yaşım</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/17-yasim.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/17-yasim.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2009 12:06:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Edebiyat]]></category>
		<category><![CDATA[17 yaşım]]></category>
		<category><![CDATA[talha dereci]]></category>
		<category><![CDATA[talha derecinin yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=62</guid>
		<description><![CDATA[17 yaşındayım. Kanımın deli olduğu çağmış, yani, en azından herkes öyle diyor. Sorumluluk sahibi olacak yaştayım. Hiç olmazsa hayatın ne olduğunu bilmeliymişim. Babam öyle diyor. Ne zaman nerede ne yapacağımı bilmeliymişim. Ne zaman nerede ne yapacağımı bilmem için yeterince büyümeme gerek yok. Tam zamanıymış yaşım. 17 yaşındayım. Delikanlı olduğum çağmış. Kanım hırçın akar ya efendi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>17 yaşındayım. Kanımın deli olduğu çağmış, yani, en azından herkes öyle diyor. Sorumluluk sahibi olacak yaştayım. Hiç olmazsa hayatın ne olduğunu bilmeliymişim. Babam öyle diyor. Ne zaman nerede ne yapacağımı bilmeliymişim. Ne zaman nerede ne yapacağımı bilmem için yeterince büyümeme gerek yok. Tam zamanıymış yaşım.</p>
<p>17 yaşındayım. Delikanlı olduğum çağmış. Kanım hırçın akar ya efendi olmamı isterler. Ne yapsam bu yaşta; ilerde öyle olurmuşum. Yani her annenin çocuğuna söylediği ve biz çocukların aldırmadığı laflar. 17 yaşım deli çağımmış. Deli çağımda bunları yapmalıymışım.<span id="more-62"></span></p>
<p>17 yaşım. Sigaraya da bu yaşta başlarmışım. Bağımsızlık yapar dedikleri uyuşturucuya da. Defterlerine “Liselim” diye yazdığın yaşta 17 imiş. Belki aşkın sahtekarlığına kandığın yaşta 17 dır…</p>
<p>17 yaşım. Özgürlük sandığın merdivenin sonuna bir basamak vardır. Ne çabuk çıkmışsındır o merdivenleri, düşe kalka. Bazen ikişer iki şer bazen de üçer üç er atlamışsındır basamakları. Ama hep geriye düşmüşsündür. Bazen beş basamak aşağı bazen de 3 basamak. Bazen de direk sıfırdan başlamışsındır. Anlamışsındır yani; gençlik denilen merdivenin basamaklarının tek tek çıkılacağını.</p>
<p>17 yaşım. Dedim ya kanımın deli olduğu çağmış. “ Ben büyüdüm “ diye annene bağırdığın, geceleri eve geç gelmen ve babana laf attığın yaşmış, 17 yaş. Bir yol ayrımının başladığı yaşmış. Bir yanın iyiler, diğer yanın kötüler diye adlandırılan hayatın klasik yol ayrımıdır 17 yaş&#8230;</p>
<p>17 yaşımmış, kimi zaman beni hırçın yapan. Hırçın yapıp da beni yalnız bırakan&#8230; Kimi zaman bağırmak isteyip de bağırmadığım yaşmış. Cesaretlenip evi terk ettiğim yaşmış. Ve bir müddet sonra anne kucağına ağlayarak geldiğin yaşmış 17 yaş&#8230;</p>
<p>17 yaşmış her gence şiir yazdıran. Gerçekleşmesi güç hayaller kurduran. Ve bu hayaller hep hayal olarak kalan anılarmış. “Ben yaparım” deyip kimseyi dinlemeden tek başına kararlar vermen, kararlarını uygulayamadığın ömrünün en güzel ve bir o kadarda en sıkıntılı yaşmış 17 yaş…</p>
<p>Yıllar yılı gördüğün güzel kızdan etkilenmeyi aşk saymışım. Meğer 17 yaşım öğretecekmiş bana gerçek aşkın karşılıksız olduğunu. Yine 17 yaşım öğretecekmiş bana fiziki güzelliğin değil de gönül güzelliğinin önemli olduğunu.</p>
<p>Ve 17 yaşım öğretecekmiş bana; her şeye rağmen hayatın güzel olduğunu&#8230;</p>
<p><strong>Talha Dereci<br />
02.02.2006 </strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/17-yasim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Olimpiyatlar ve Türkiye</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/olimpiyatlar-ve-turkiye.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/olimpiyatlar-ve-turkiye.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2009 12:03:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Günce]]></category>
		<category><![CDATA[olimpiyatlar ve türkiye]]></category>
		<category><![CDATA[pekin 2008 olimpiyatları]]></category>
		<category><![CDATA[talha dereci]]></category>
		<category><![CDATA[talha derecinin yazıları]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=59</guid>
		<description><![CDATA[Muhteşem gösteriler ile başlayan ve 29.su düzenlenen 2008 Pekin Olimpiyatlarını fırsat oldukça takip etmeye çalışıyorum. Dikkat çeken kişiler elbette var. Misal her olimpiyatta 100 metre koşu ile yüzme hem benim hem de toplumun daha çok ilgisini çekmiştir. Takip etmeyenler bile duymuştur ki; 8 altın madalya ile dünya ve olimpiyat rekoru kıran Michael Phelps ismini çoğu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Muhteşem gösteriler ile başlayan ve 29.su düzenlenen 2008 Pekin Olimpiyatlarını fırsat oldukça takip etmeye çalışıyorum. Dikkat çeken kişiler elbette var. Misal her olimpiyatta 100 metre koşu ile yüzme hem benim hem de toplumun daha çok ilgisini çekmiştir.</p>
<p>Takip etmeyenler bile duymuştur ki; 8 altın madalya ile dünya ve olimpiyat rekoru kıran Michael Phelps ismini çoğu kişi duymuştur. 4 yarışını izleyebildim ve Amerika’nın yüzmenin her dalında ne kadar iddialı olduğunu gördüm. Birincilik ve rekor yetmiyormuş gibi ikinciliği ve üçüncülüğüde kaptırmıyordu Amerika.<span id="more-59"></span></p>
<p>Amerika’dan sonra diğer insanlardan daha güçlü olduğu bilimsel testlerle ispatlanmış zencilere geldi sıra. Jamaikalı rekortmen atlet Usain Bolt yeni dünya ve olimpiyat rekoru kırarak 100 metrede birinci oldu. Bundan önceki 9.72’lik dünya rekorunun sahibi de olan Bolt, çok rahat bir şekilde 100 metreyi 9.69 saniyede koştu. Hatta adam son anlarda iki elini yanlara açarak benden başkası yok der gibi keyfini sürdü.</p>
<p>Kendi milletim olmasa bile insan bunları görünce duygulanıyor. Başarının insana verdiği haz ve gözlere vuran o ışık beni bazen sarhoş ediyor. Ağlayasım geliyor.</p>
<p>Her uluslar arası yarışmada büyük umutlarla giden ülkemin naçizane sporcuları kendilerinden bekleneni veremeden geliyorlar. Özellikle olimpiyatlarda ata sporumuzu yapabiliyoruz sadece. Ya güreşte  bir yerlere gelebiliyoruz ya boksta ya halterde. Allah’tan atletizmde bayanlar 10 bin metre finalinde temsilcimiz olan Elvan Abeylegesse, 2. olarak gümüş madalya kazandı da adımız biraz öne çıktı. Gerçi Elvan’ın da Etiyopyalı olması ayrı mesele…</p>
<p>Ama bu milletin olimpiyatta yüzü gülmese de futbol ile yüzü güldü. Ve milyonları güldürdü. Futbol ile pek aram olmasa da o milli bilinç beni bağlamıştır her zaman. Hatırlayınız Galatasaray’ın UEFA Kupasını kaldırışını… Penaltılarda nefesler tutulmuş tüm dünya ayakta… Yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik… “Haydi çoçuklar” dedikçe spiker gözlerden yaşlar akıtan ben… O tarihi kadro ile o mükemmel başarı…</p>
<p>Hatırlayınız… 2002 Dünya Kupası… Umutlarla çıktığımız maçlar… Dünya şampiyonu olabilecekken yine “Türk” kimliğimizden kaybettiğimiz birincilik… Ama gurur verici bir sonuç; dünya üçüncülüğü… Elimizde bayraklar, yüzlerimiz boyalı oradan oraya “Türkiye” diye bağırışlarımız… Dostlarla sarılmalarımız…</p>
<p>Hatırlayınız… Kısa zaman önce yapılan EURO 2008… “Gönüllerin Şampiyonu” kalıbının hakkını veren ülkemin futbolcuları… Eksik kadroya rağmen mucizeler yaratan Türkiyem… Gözyaşlarının akmamasının mümkün olmadığı anlarda, umutların tükendiği anda “goll” sesi duyan tüm dünyanın bir anda ayağa kalkışı… Hakikaten unutulacak şeyler değil…</p>
<p>Evet bir Amerika kadar imkana sahip olamayabiliriz. Veya rekorlar üstüne rekor kırıp ülkemizi madalyaya boğamayabiliriz. Veya bir Jameikalı kadar güçlü olamayabiliriz. Ama bizim farkımız hep yürekten oynamaktı… Yüreğini ortaya koyup… Milyonların duasını alarak… İmanı ile oynayan… Bunun başka açıklaması yoktur.</p>
<p>Milyonlar dua ederek ağlıyorsa bunun sebebi imandır, vatan aşkıdır, yürek inancıdır. Ülkem bu rekorları kırıyorsa sebebi budur… Bunun sebebi Türk olmanın ayrıcalığıdır. Türk olmanın…</p>
<p><strong>Talha Dereci<br />
19.08.2008</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/olimpiyatlar-ve-turkiye.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

