<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Talha Dereci&#039;nin Blogu &#187; türban sorunu</title>
	<atom:link href="http://www.talhadereci.com/tag/turban-sorunu/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.talhadereci.com</link>
	<description>Siyaset, Medya, Kitap, Edebiyat&#039;a Dair Okumalar ve Notlar</description>
	<lastBuildDate>Sat, 04 Feb 2012 07:53:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1.4</generator>
		<item>
		<title>Asıl Başı Örtülü Kim?</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/asil-basi-ortulu-kim.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/asil-basi-ortulu-kim.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 17 Nov 2010 22:39:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[başörtüsü sorunu]]></category>
		<category><![CDATA[başörtüsü yasağı]]></category>
		<category><![CDATA[türban sorunu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=1453</guid>
		<description><![CDATA[Bu ülkede senelerdir tartışılan ve bu tartışmalar sonunda bir adım ileri atılamayan bir konu türban mevzusu… Ya da siz başörtüsü deyin hiç fark etmez. Isıtılıp ısıtılıp meclisin ve halkın önüne konulan bu mevzuda yeni bir şeyler yazmak artık mümkün değil. Bundan 3-4 yıl önce yazılmış olan bir başörtüsü sorunu hakkındaki yazıyı alıp altına günümüzün tarihini [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: justify;">Bu ülkede senelerdir tartışılan ve bu tartışmalar sonunda bir adım ileri atılamayan bir konu türban mevzusu… Ya da siz başörtüsü deyin hiç fark etmez. Isıtılıp ısıtılıp meclisin ve halkın önüne konulan bu mevzuda yeni bir şeyler yazmak artık mümkün değil. Bundan 3-4 yıl önce yazılmış olan bir başörtüsü sorunu hakkındaki yazıyı alıp altına günümüzün tarihini ekleseniz kimsenin ruhu bile duymaz… Çünkü o günlerden bugüne değişen hiçbir şey yok. Mağdur olanlar aynı ve bu mağduriyete sebep olan zihniyet aynı… Burada mağdur olandan da bahsetmek gerekir elbette lakin mağdurdansa bunun sebebi olan zihniyet üzerine birkaç kelam etmek daha doğru olacaktır. Bakarsınız mağdur edenler kendi içlerinde bir “özeleştiri” yaparlar da kendilerine gelirler…<span id="more-1453"></span></p>
<p style="text-align: justify;">Referandum sürecinden sonra bu konunun gündeme gelmesine sebep olan durum bilindiği gibi bir üniversite öğrencisinin başörtüsü ile derse girmesi ve hocası tarafından atılması sonucu YÖK’ün yapmış olduğu açıklama… Sonrasında üniversite öğrencilerinin kampüslere ve dersliklere başörtülü olarak girmesi… Ve ardından gelen yıllarca görmeye alışık olduğumuz, bilindik kamusal alan, şeriat ve laiklik tartışmaları…</p>
<p style="text-align: justify;">Kemalist cephe tarafından duyulan “laiklik” kavramının “elden gideceği” korkusudur üniversitelere öğrencilerin başörtüsü ile girmesi. Hâlbuki gerçek manada laiklik kavramını ele aldığınızda bu kavramın birey-devlet ilişkisi içerisinde baskıcılıktan çok özgürlüğü ifade ettiği anlaşılacaktır. Yani “laiklik” kavramının üniversitelerde başörtüsü serbestliğine yol açan bir kavram olması gerekirken, bu kavramı “kendilerine mal etmiş” ve yıllardır onu “siyaset aracı” olarak gören zihniyetler tarafından başörtüsünü “yasak”layan en önemli sebep (!) olmuştur. Bu durumu ve referandum sonrasında Kılıçdaroğlu’nun “Bu sorunu biz çözeriz!” deyip sonradan yapmış olduğu faaliyetleri, söylemiş olduğu sözleri ve bu sözlerden yüz seksen derece dönmeleri gördükten sonra; bu ülkede başörtülülerinin “başı örtük” şekilde anılmalarını da yanına koyunca insan ister istemez soruyor kendisine “Asıl başı örtülü kim?” diye… Ve buradan başlıyor yine kısır döngü halindeki bir Kemalist zihniyet eleştirisi ve onun destekçilerinin yapmış oldukları hataları ifade etmek…</p>
<p style="text-align: justify;">CHP’de Gandi Kemal’in rüzgarı günden güne azalmaya başladığı sıralarda Kemal Bey neyine güvenerek söylediğini hala çıkaramadığım; “Bu sorunu biz çözeriz, bilim kurulumuz üzerinde çalışmalar yapıyor.” söylemi CHP camiasında bile ufak çaplı bir heyecan ve tedirginlik yarattı. Nasıl olur da bu sorunu CHP çözebilirdi? Bir parti “ekmek kapısı” olarak gördüğü bir konuyu nasıl olur da bitirmek isterdi? Bu konuyu M. Naci Bostancı bakın ne de güzel açıklıyor;</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">“Yıllarca ikinci alanda siyaset yapmış, adeta bu tutumu katı, tavizsiz, kutsal bir norm haline dönüştürmüş CHP şimdi ne yapacaktı da &#8220;değişim&#8221; sağlayacaktı? a. AKP türban üzerinden rant sağlıyor, bunu sorun olmaktan çıkarırsak AKP de iktidarını yeniden üretecek araçlardan mahrum kalır. Öyleyse bu sorunu kökten kaldıralım. b. Bu konuda radikal bir adım atarsak Dimyat&#8217;a pirince giderken evdeki bulgurdan olabiliriz. Yıllar süren bir direnişten taviz verdiğimizde gerileme hattını nerede tutacağımızı bilemeyiz, taban da kaynamaya başladığında bu bir mutlak yenilgiye dönüşebilir. Aman sıkı duralım. c. Öyle bir ara formül bulalım ki hem radikal çizgimizi kaybetmeyelim hem de değiştiğimiz intibaını doğuralım. Alacakaranlıkta uçalım tezi bir nevi. Ya Minervanın kuşu, o ne olacak?”</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Herkes bunları konuşurken, CHP c şıkkından yana tercihini kullandı ve CHP’nin bilim kurulu modacılarla kurduğu temasları öne sürerek ve hanım saçlarının bir kısmının göründüğü İran veya Pakistan modellerini örnek gösterip çözümün bu şekilde olacağını belirtti. Bunun sonucunda aklı başında her vatandaş CHP&#8217;de hiç de bahsedildiği gibi değişim olmadığını tam anlamıyla fark etti. Bu durum CHP’deki değişimin sınırlarını ve ufkunu çiziyordu. CHP yine bilindik CHP’ydi… Değişen bir şey yoktu… İçine düştüğü bu hali görmeye alışkın olan insanlar artık şu soruyu ister istemez kendilerine sormaya başlamışlardı; asıl başı örtülü kim? Hiç şüphe yok ki çelişkiler içinde yaşayan bir CHP’ydi bu başı örtülü kuşağın en büyük temsilcisi…</p>
<p style="text-align: justify;">Isıtılıp ısıtılıp önümüze konulduğu için bu konu, ister istemez kamusal alan ve siyasi simge konularını da her daim tartışmak zorunda kalıyoruz. Bıkmadan usanmadan açıklamaya devam etmek gerekir. “Kamusal alan adının da gösterdiği gibi kamuya, yani halka ait bir aleniyet ve özgürlük alanıdır. Başka bir ifadeyle, kişinin mahrem (özel) alanının dışındaki herkese açık olan toplumsal alandır.” Lakin bir takım kimseler bu kavramı bu şekilde kabul etmeyip tam aksine bu alanı insanların robotlaştıkları, aynılaştırıldıkları, aynı reflekslerden hareket ettikleri, aynı şeye inandıkları, aynı davrandıkları, aynı giyindikleri bir alan olarak görmektedirler. Olayı daha iyi anlamak için Atilla Yayla’nın bu kavramı tanımlamadaki açıklamaları okumaya değerdir.</p>
<blockquote>
<p style="text-align: justify;">“Kamusal alan;</p>
<p style="text-align: justify;">1) Egemenliğin bir yansıması olarak, kamu otoritesinin geçerli olduğu her alan mıdır?<br />
2) Bir kamu görevinin ifa edildiği yer midir?<br />
3) Bir kamu görevlisinin bulunduğu mekân mıdır?</p>
<p style="text-align: justify;">İlk durumu ele alırsak; toplum hayatında kamu otoritesi teorik olarak her yerde geçerlidir. Meselâ, sokaklar da kamu otoritesinin geçerli olduğu yerlerdir, öyleyse, sokakta da başörtüsünün yasak olması gerekir.</p>
<p style="text-align: justify;">Evimiz elbette bizim özel alanımızdır, lâkin orada da, duruma bağlı olarak, kamu otoritelerinin yetkileri vardır. Eşinize veya çocuğunuza kötü muamele ederseniz, kamu adına evinize müdahalede bulunulabilir. Yâni eviniz de bir kamusal alana dönüşebilir. Bu durumda, evlerde bile başörtüsü yasağının bulunması gerekmez mi?</p>
<p style="text-align: justify;">İkinci durum düşünülürse; Önce sormamız lâzım: Bir kamu görevlisinin fiilen görev yaptığı her yer bir kamusal alan mıdır? Eğer böyleyse ve yasak kamusal görev veya hizmet alanlarını kapsayacaksa, üniversiteler yanında parklar, vergi daireleri ve hastaneler de başörtüsünün yasak olduğu yerler arasında olmalıdır.</p>
<p style="text-align: justify;">Son durumu düşündüğümüzde ise; devlet memuru akşam evine vardığında orası da kamusal alan olur ve eşinin başörtüsünü çıkarması gerekir!</p>
<p style="text-align: justify;">Veya şu söylenebilir; Kamu görevlisinin bir kamu göreviyle bulunduğu mekân kamusal alandır. Lâkin bu da problemi çözmeye yetmez. Meselâ, Sağlık Bakanlığı’na bağlı bir hemşire bir aşı kampanyası vesilesiyle bir köye gitse ve köy meydanında topladığı kişilere aşı yapsa, bu o köyü veya köy meydanını kamusal alana çevirir ve hem hemşirenin hem de köylü kadınların başının açık olmasını mı gerektirir?”</p>
</blockquote>
<p style="text-align: justify;">Üç ihtimalde de görüldüğü gibi kamusal alan tartışmaları yersiz ve saçmadır. Hiçbir şekilde bu bahane edilerek başörtüsüne yasak getirilemez. Lakin asıl mesele de işte burada çıkmakta…</p>
<p style="text-align: justify;">Burada anlaşılmaktadır bu ülkede asıl başı örtülülerin kim olduğu… Her başı sıkıştığında kamusal alan tartışmaları yapanlar, “türban siyasi simgedir” diye bozulmuş saat gibi yerinde sayıp hiçbir zaman doğruyu göstermeyenler, özgürlük yolunda bir katkısı da kendisinin olsa ve bir adım da kendisi atsa kaybedeceği oyların hesabını yapanlar, anayasada veya herhangi bir resmi içerikli metinde yasağa dair zerre bir şey yazmazken her defasında “anayasa ihlal” ediliyor diyenler, “laiklik” kavramını ağızlarına sakız yapanlar ve her defasında başörtüsünün bu laikliği ve vatanı elden götüreceğine ve yerine şeriatı getireceğine inananlardır başı örtülüler… Bu zihniyettir at gözlüklerini bir türlü atamayan, ön yargılarını kıramayan, kendisine yapılmasını istemediği her şeyi karşısındakine açıkça isteyebilen ve kendisine yapıldığında kıyameti koparan, empatiden yoksun, “çağdaşlaşma” ve “batılılaşma” adına geri kafalılıktan vazgeçmeyen ve bunu çoğu zaman alışkanlık/siyasi politika haline getiren… Bu zihniyettir başları örtülü olan… Ve bu gidişle de o örtünün içinde kaybolacak, yerin dibine girecek olanlar…</p>
<p style="text-align: justify;"><strong>Talha Dereci<br />
31 Ekim 2010</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/asil-basi-ortulu-kim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>6 Haziran 2008 Darbesi</title>
		<link>http://www.talhadereci.com/6-haziran-2008-darbesi.html</link>
		<comments>http://www.talhadereci.com/6-haziran-2008-darbesi.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 26 Feb 2009 15:06:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Talha Dereci</dc:creator>
				<category><![CDATA[Siyaset]]></category>
		<category><![CDATA[6 Haziran 2008 Darbesi]]></category>
		<category><![CDATA[anayasa mahkemesi]]></category>
		<category><![CDATA[talha dereci]]></category>
		<category><![CDATA[talha derecinin siyasi yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[türban sorunu]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.talhadereci.com/?p=282</guid>
		<description><![CDATA[Yıl 2008&#8230; Darbeler ve muhtıralarla adından çokça söz ettiren bir ülke; Türkiye&#8230; 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat, 12 Mart derken bir yenisi daha eklendi bu listeye, 6 Haziran 2008&#8230; Ülkede askerin yani Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir karizması olduğu herkes tarafından bilinir. Anayasa Mahkemesinin de bir karizması var. Hem de şimdiler de daha bir karizmatik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yıl 2008&#8230; Darbeler ve muhtıralarla adından çokça söz ettiren bir ülke; Türkiye&#8230; 27 Mayıs, 12 Eylül, 28 Şubat, 12 Mart derken bir yenisi daha eklendi bu listeye, 6 Haziran 2008&#8230;</p>
<p>Ülkede askerin yani Türk Silahlı Kuvvetlerinin bir karizması olduğu herkes tarafından bilinir. Anayasa Mahkemesinin de bir karizması var. Hem de şimdiler de daha bir karizmatik (!) oldu. Askerden sonra bu memlekete bir de bu kurum &#8221; darbe&#8221; yaptı. Daha adından çok söz ettirir.</p>
<p>Darbe görmüş biri değilim derken sonunda o da oldu. 2003-2004 de planlanan darbeleri de düşününce bu fikri daha çok düşünür oldum. Demek erken konuşmuşum. <span id="more-282"></span></p>
<p>Özellikle son yıllarda CHP&#8217;yi kendi merkez binası ile Anayasa Mahkemesi arasında mekik dokurken gördük. Her harekette bilmem şu maddenin şu fıkrasınca böyle bir şey olmaz hadi hurra mahkemeye&#8230;</p>
<p>Sürekli anayasa diyen CHP&#8217;nin şimdilerde keyfine diyecek yok hani. Hâlbuki anayasa ihlal edilmişti 6 Haziranda&#8230; Orada hemen Baykal ile Sav atılmalıydı ortaya bu anayasaya aykırı diye&#8230; Neden sustu Baykal? İşine gelene eyvallah işine gelmeyene kıyamet kopar&#8230; Siyasetin cilvesi&#8230;</p>
<p>Elinizde vardır mutlaka bir 82 anayasası. Açın bakın 148.maddeye; &#8221; Anayasa Mahkemesi, kanunların kanun hükmünde kararnamelerin ve TBMM İçtüzüğünün anayasaya şekil ve esas bakımdan uygunluğunu denetler. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımdan inceler ve denetler&#8230;&#8221;</p>
<p>Ne karar vermişti mahkeme? Direkt esasa bakarak anayasa değişikliğinin iptali…</p>
<p>Hani şu meşhur ilk üç madde var ya değiştirilmesi TEKLİF dahi edilemeyen. Bırak teklifi direkt değiştirin. Bakınız ne diyor ikinci madde; &#8221; Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.&#8221; Yalan kardeşim&#8230; Ne hukuku ne laikliğinden bahsediyorsun sen? Oradan öncelikle hukuk kelimesini silin yerine &#8220;Yargı devletidir.&#8221; yazın. Laiklik de neyin nesi? Hani sürekli elden gidiyor ya bu laiklik&#8230; Silin o kelimeyi de kaldırın&#8230; Hani kapalı bayanlara sürekli “farklı” gözle bakıyorsunuz, manşetlere “Yasak kızım!” yazıyorsunuz ya o zaman o maddeden “insan haklarına saygılı” tabirini de çıkartın. Toplumun huzuru lafını da silin. Toplumda huzur mu kalır darbe zamanında. Yargı devleti 1-0.</p>
<p>Bakınız madde 96. Toplantı yeter sayısı konusu ile ilgili. TBMM üye tamsayısının en az üçte biri ile toplanmak, toplantıya katılanların salt çoğunluğu ile karar vermek&#8230; Hem bunu maddeye koymuşsun hem de kalkmışsın hiç dert yokmuş gibi &#8220;367&#8243; diye tutuşmuşsun&#8230; Yalan kardeşim&#8230; Yargı devleti 2-0 &#8230;</p>
<p>Kuvvetler ayrılığı prensibiymiş&#8230; Yalan kardeşim kimi kandırıyorsun! Yargı paşalar gibi tahtında devletini kurdu. 3-0&#8230;</p>
<p>Maç uzun daha bir şey görmedik. Bu şok kararla yavaş yavaş gözler AKP davasına da çevrildi. Şimdi kim diyebilir AKP kapatılmaz diye&#8230; Mahkeme üyeleri açıkça hükümeti &#8220;sevmediğini&#8221; gösterdi.</p>
<p>Hazır Anayasa Mahkemesi 2008 darbesi yapmışken tam olsun diye bir de AKP ve DTP&#8217;yi kapatsın. İyice tahtını sağlamlaştırır. Dikkat etmesi lazım tabi&#8230; Ondan sonra 30’lu yıllara da döneriz. Tek partili sisteme…</p>
<p>Çok şaşırmayız ama ya&#8230; Nasıl olsa Türk halkı alıştı darbeye muhtıraya… Türk insanı Kurtuluş Savaşı görmüş, Çanakkale görmüş, ne eziyetler çekmiş bunu mu çekmeyecek.</p>
<p>Hele bunlar da olsun. Siz ondan sonra görün Türkiye&#8217;nin halini&#8230;<br />
<strong><br />
Talha Dereci<br />
08.06.2008</strong></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.talhadereci.com/6-haziran-2008-darbesi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

