RSS Feed
Oca 22

Türk Solu Nereye Gidiyor?

22 Ocak Cuma 2010 | Siyasi Yazılarım

türk soluBir arkadaşım başlığı kastederek “Neden sol nereye gidiyor?” diye yazmadın da Türk Solu ibaresini kullanmayı tercih ettin diye sorduğunda “asıl mesele burada işte” dedim içimden… At gözlüğünü çıkarıp, hayata biraz daha bilimsel ve objektif bakıldığında şu kanıya varacağız; “sol” dediğimiz kavram dünyanın çeşitli yerlerinde farklı şekillerde yaşansa veya uygulansa bile, ülkemizi göz önüne aldığımızda, Türkiye’deki Sol’un dünyadan apayrı bir konumda olduğunu görürüz…

Evet, sol her tarafta aynı şekilde yaşanmıyor. Ve sol kavramı tıpkı diğer siyasi terimler gibi gün geçtikçe alt dallara ayrılıyor. Türkiye’ye bunun yansıması Kemalist sol, muhafazakâr sol, ideolojik sol, ulusal sol vb. şekildeki kavramlar şeklinde olmuştur.

Dünyadaki görüşte bu kadar keskin midir bilmiyorum fakat ülkemizde “sol” ve sol’dan türeyen kelimelere karşı bir antipati olduğu aşikardır. Bunun sebebi de Türkiye’de birçok defa siyaset malzemesi olmuş ve Türk halkının çok hassas olduğu din konusudur.

Hâlbuki politika terimi olarak sol ile din terimi olarak kullanılan sol ayrı şeylerdir. Aslında üzerinde konuştuğumuz kavram basit bir oturma düzeninin sonucudur. Fransız İhtilali sonrası kurulan parlamentoda özgürlüklerin destekçisi olan burjuvalar genellikle başkan koltuğunun solunda oturmaktaydılar. Değişimlere karşı çıkmakta olan soylular ise sağda otururlardı. Bugün Fransız parlamentosunda bu gelenek hala devam ediyor. Politikadaki terimi bu iken, dini alanda sol kelimesi biraz daha ilginç yönde. Wikipedia’dan aldığım bilgiye göre; “dinlerde kötü, pis, ahlaksız kabul edilen şeyler sol taraf ile özdeşleştirilmiştir. Latince kökenli sinister (kötü) kelimesinin diğer anlamları, “sol” ve “şanssız”dır. Yine İbranice’de “smowl” (sol) kelimesi aynı zamanda “karanlık” anlamına gelir. İslam’da pis, kötü kabul edilen şeyler (taharetlenmek vb.) sol el, sol ayak ile yapılır.”

Yaftalamanın ve “çamur at izi kalsın” mantığının hüküm sürdüğü Türkiye’de “sol” dediğimiz gruplar “sağ” grupları “dinci, cemaatçi, tarikatçı, gerici, şeriatçı” gibi kelimelerle anarken; “sağ” gruplarda “sol”u “dinsiz, imansız, Allahsız, kitapsız” olarak görmüş ve o şekilde anmıştır.

Türkiye’de sol deyince aklıma CHP gelmiyor son 3-4 yıldır. Azınlıkta olan TKP, İP, DSP, ÖDP, EMEP ve adında sosyalist, Marksist, devrim ve Lenin kelimeleri geçen varlığı ve yokluğu bir olan gruplar geliyor aklıma daha çok. Hatta Wikipedia’da “Türkiye’de Sol Gruplar” adı altında CHP ismi yok. Ama maalesef yıllardır meclis çatısı altında, muhalefet olarak bulunan ve yerinden memnun olan, “sol” kesimin büyük oylarını almış CHP olunca, Türkiye’deki solu, o parti üzerinden konuşmak zorunda kalıyoruz. Yaptığı konuşmalar ve olaylara karşı koyduğu tavırlar doğrultusunda tartışabilme fırsatımız oluyor Türk Solu’nu…

İktidar ve muhalefet partilerinin ideolojik terimlerinin yer değiştirdiği şu zamanda CHP’yi anlayabilmek çok zor. Dünyanın neresine giderseniz gidin, aklıselim bir adama “sol” hakkında birkaç şey söyle deseniz, size; “eşitlik, özgürlük, kardeşlik, demokrasi, insan hakları” gibi klişe olmuş/oldurulmuş kelimeleri söyleyebilir. Bu kelimeler ile Tük Solu’nun şimdiki -teorikte- temsilcisini, yani CHP’yi, bir araya getiriyorum ve ikisini analiz etmeye, ortak noktalarını bulmaya çalışıyorum…

İnsan hakları… Mustafa Erdoğan Anayasal Demokrasi adlı kitabında bu kavramı şu şekilde tanımlamıştır; “İnsan hakkı; hangi ulus, etnik, dini, zümrevi veya mesleki topluluktan olursa olsun, her kişinin yalnızca insan olmak itibariyle sahip bulunduğu değeri korumaya dönük eylem potansiyelinin başkalarınca tanınmasını ve her çeşit dış müdahaleye karşı korunmasını gerektiren en üstün ahlakî iddia veya taleptir.” Tanım üzerinden gidersek; “sahip olduğu değeri korumaya dönük eylem potansiyelinin başkalarınca tanınması” tabirinde kişilerin değerlerine her ne olursa olsun saygı gösterilmesini belirtir insan hakları. CHP’nin türban/başörtüsü konusundaki tutumunu düşününce çok rahatça “insan haklarından bir haber” diyebiliyorum. Hâlbuki insan haklarını savunan bir sol parti başörtüsü yasağına “hayır!” diyebilmelidir, yasağı getirmeye çalışan zihniyet olmamalıdır. Çünkü solun temelinde insan hakları vardır, özgürlük vardır, eşitlik vardır. Trajikomik bir durumdur; üniversiteye giren bayanın başını açmasını istemek fakat vergi dairesine giden bayandan aynı şeyi beklememek… Hele ki bu durumun gerekçesi olarak da “laikliği” sebep göstermek!

Üniversite öğrencisi okuluna başörtüsü ile girerek laikliğe zarar veremez. Veya ülkedeki laiklik kavramını yıkmak için başörtüsü takmaz. Laikliğe veya sisteme zarar vermeye çalışan bir adam, mesela; şeriat hükümlerince yönetilmek ister. Türk Medeni Kanunu’nda İslami yorumlara ve görüşlere yer verilmesini ister. Veya anayasayı değiştirip Kur’an-ı Kerim’i anayasa yapmaya çalışır. Ya da daha da ileri gidip başörtüyü iktidar eliyle ve kanunlarla destekleyecek şekilde ülkede mecburi hâle getirtmeye çalışır. Durum bu noktadaysa elbet birileri çıkıp “laiklik elden gidiyor!” deyip bir şeylerin yapılmasını istemelidir. Ama üniversiteye başörtüsüyle girmek isteyen bir gencin zihniyeti ile bu saydığım zihniyetler/istekler arasında hiçbir ortak yön yoktur. Nasıl ki başörtülü bayan başı açık ve mini etekli bayanlara bir şey demiyorsa ve onlara saygı gösteriyorsa, aynı şekilde kendisine de davranılmasını ve saygı duyulmasını da istemektedir. Bu durum insan haklarının ve özgürlüğün gereğidir. Yani teorikte Sol’un temel taşları…

Demokrasidir ve ilerlemedir sol… Düşünüyorum da türban konusunda gayet demokratik (!) davranan CHP, aynı tavrını darbeci generalleri destekleyerek de yapmıştır! Darbelerle ve darbecilerle ilişkili olan bir parti asla “sol” olamaz. Solun değerleri buna uygun değildir, cuntacılıkla bağdaşmaz. 12 Eylül, 28 Şubat övünmek için kullanılamaz. Zamanın darbeci generallerini, kendi görüşlerindenmiş gibi gösterip başına “solcu”, “Atatürkçü” gibi kelimeler getirerek yere göğe çıkarılamaz.

Aynı tavır anayasa konusunda da karşımıza çıkmaktadır. Bu ülkede anayasa sorunu vardır. Evet, bir darbe anayasasıdır kullandığımız. Ve darbe zihniyetini kaldırmak gerekir, onu baş tacı yapmak değil. Onu kaldırmaya kalkışanları engelleyerek sadece geriye gidersiniz veya yıllardır yaptığınız gibi yerinizde sayarsınız. Ve buna da “istikrar” dersiniz. Hâlbuki “sol” hep ileri gitmektir. Çağdaş olmak, ilerleyen zamana ayak uydurabilmektir…

Sol; söylemlerle kalmak değil, icraatlar yapmaktır. CHP, her fırsatta muhalefet olmanın verdiği yetkiden olsa gerek sade ve sadece iktidara laf yetiştirmeye çalışmıştır. Bir günden bir güne elle tutulur bir proje ürettiği görülmemiştir. Her projeyi anayasa mahkemesine taşımıştır. Parti binası ile anayasa mahkemesi arasında mekik dokuyan bir muhalefet partisi görüntüsü… Ülke insanına hizmet için mi ordadır yoksa o vatandaşı zor duruma düşürmek için mi? Bu soruyu kendilerine samimi bir şekilde sormak ve cevabını bulmak durumundadırlar. İktidarın yanlışlarında muhalefet edeceği yerde susarken, yapılan olumlu şeylerde her daim sesini yükseltmiş ve kör muhalefetini yapmıştır. Fakat “sol” bununla uyuşmaz. Sol üretmektir, icraatlar gerçekleştirmektir.

Şu noktada üzerinde durulması gereken önemli bir noktadır; siyasetin alternatifi… Ülkemizde siyasetin alternatifi çoğu zaman asker olarak görülmüştür. Ortalama olarak 10-15 yılda bir, bir şekilde darbe yapan veya darbeye teşebbüs eden zihniyetler, demokratik ortamlarda yapamadıklarını veya onları yapmaya hakları olmadığı için (üniforma ile siyaset yapmak/yapmaya çalışmak) siyasete alternatif olarak başka yollara başvurmuşlardır. Hâlbuki sol veya sağ fark etmez, olması gereken şey; siyasetin alternatifinin siyaset, siyasetçinin alternatifinin siyasetçi olmasıdır. Fakat ülkemizde ne zaman olması gereken olmuştur o da ayrı bir mevzudur. Siyasetçileri sevmeyen zihniyet onları asarsa ve asanları da destekleyen zihniyetler varsa, zaten burada ister sağ olsun ister sol fark etmez, o ülkenin daha alacağı çok yol vardır… Bu noktada siyasette yapamadığı veya gücünün yetmediği durumlarda “askere sığınan zihniyet”i de unutmamak gerekir. Bu durumdaki kişiler, yıllarca birilerinin pohpohlaması ve desteğiyle o makam ve koltuklara geldiği için, zorlarına giden bir şeyler olduğunda veya güçlerinin yetmediği bir durumla karşılaştığında; laikliği bahane ederek, orduyu göreve çağırmışlardır. Bu zihniyet de onların ne kadar aciz olduğunun göstergesidir.

Atatürk üzerinden siyaset yapmak da CHP’nin en iyi başardığı şeydir. Türk siyasetinde iki kavram her daim kuvvet göstergesi olmuştur; Atatürk ve din. Cumhuriyet tarihi boyunca her parti bir şekilde ya Atatürk üzerinden ya da din üzerinden siyaset yapmış ve oy toplamaya çalışmıştır. Hâlbuki bu iki kavram da siyaset üstü kavramlar olarak kalmalıdır. Yıllardır “Atam İzindeyiz!” diyerek yerinde saymamalıdır CHP. Atatürk kendi zamanında yapılması gerekenden fazlasını yapmıştır zaten. Artık o yapılanları üzerine bir şeyler ekleme zamanı çoktan geldi de geçmiştir… Ata’nın izinde gitmek değil, izinin gösterdiği yolda onu geçmektir mühim olan. Sol’dan da beklenen ve ona yakışacak olan da budur.

Durum bundan ibarettir. Ülkede “sen solcu musun?” gibi tuhaf bir şekilde sorulan sorular varken ve cevaba göre hemen arkasından bir “ötekimiz” konumuna sokturan zihniyetler olduğundan dolayı; Sol’un gerçek değerleri ile pratiğe yansımış halini dilim döndüğümce belirtmeye çalıştım. Türk Solu dünyadaki sollardan bambaşka bir soldur. Ve doktrinde solun özelliklerini taşıyan kavramların asla yakınından geçmemiştir. Bunun olmasındaki temel etken, CHP’nin yanlış/kör muhalefeti ve ülke zemininin büyük bir kısmının sola uymaması, onun tabanına zıt düşmesidir. Buna rağmen; solun gerçek değerlerini başarılı ve objektif bir şekilde yapabilecek/uygulayabilecek bir parti, Türk siyasetinde uzun soluklu olabilir.

Talha Dereci
22.12.2009
Trabzon

Bu yazı aynı zamanda aylık düşünce dergisi olan Tevatûr E-Dergisi’ne kapak konusu olmuştur…

İlk yorumu sen yazmak ister misin?

Bu Konudaki Fikirlerini Paylaş