// you're reading...

Kitap

Yakınlık | Mustafa Ulusoy

“Anlarsa uzağım yakınımdır anlamazsa yakınım uzağımdır.”

İsmail Fakirullah’ın bu sözüyle başlamış Mustafa Ulusoy Yakınlık adlı kitabına. Timaş Yayınları’ndan çıkan deneme türündeki kitap kapak tasarımı ve rengi ile ahenkli bir sinerji oluşturmuş. “Ne içine kapanmak sorunları çözer hayatta, ne de alıp başını gitmek. Çünkü insan gittiği yere kalbini de götürür. Kalbin her zaman aradığıysa yakınlık’tır.” demiş sözün özü olarak kitabını anlatmak için. Bunu arka kapakta okuyan birçok insanın kendi iç dünyasına dair şeyleri düşüneceğini ve yüreğinin derinliklerinden bir şeyler kopacağını iddia edebilirim. Çünkü her insan mutlaka bir zaman çekip gitmek istemiştir bilmediği bir yere. Ve çoğu zaman da yaptığı gibi haykırmak yerine içine atmış ve kapanmıştır kendi hayatına…

Mustafa Ulusoy ile tanışmam Zaman Gazetesi’nin Cuma eki aracılığıyla olmuştu. İnsan psikolojisi üzerine harika yazıları vardı. Kendisi İÜ Çapa Tıp Fakültesi’ni bitirmiş bir psikiyatri. Temel çalışma alanı; kognitif ve varoluşçu psikoterapi. Her Cuma okumaya çalıştım Ulusoy’u ve bir gün bu yazara ait olan elimdeki Yakınlık kitabı bana hediye edildi.

Kitapta insanın iç dünyasında olup bitenlere bir bilge gözüyle bakabiliyor. Kendini de sorgulamadan edemiyor. Narsistik arzu çağının getirdiklerinden ve götürdüklerinden sıkça bahsediyor. Sorunlar karşısında çözüm yolları sunuyor. Terapi seanslarından örnekler ve olaylarla konuyu somutlaştırıyor. Ve toplumda önyargıyla yaklaşılan ve “sıkıcı, karışık” tasvirinin yapıldığı felsefe ve psikoloji alanlarının akıcı bir şekilde daha kolay anlaşılmasını sağlıyor. İnsanla kâinat arasındaki bağlılığa, kadın-erkek ilişkilerine, çocuklar ile Mutlak Varlık arasındaki ilişkilere derinlemesine ve sıkmadan iniyor. Kendisinin deyimiyle “sonsuzun tanığı olmayı” anlatıyor…

Kaleminin güçlü olduğunu yaptığı yerinde tasvirler ile olayın akışında hangi kelimeyi ne zaman nerede kullanacağını bilmesinden anlayabilirsiniz. Mesleği gereği de gereken her noktada insanın sorununu yazıyor ve okura “Evet, bende bu durumdayım. Ne yapmalıyım?” dedirtebiliyor. Ve sizi terapiye alıyor…

Sade ve akıcı bir kitap… Belki son bölümde biraz canınız sıkılabilir. Kitabı okuyacak olanlara tavsiyem ikinci bölümdeki “Karanlığın İçinde Aydınlığı Bulmak” adlı denemeyi iyi okumalarıdır. Çağımızı çok iyi analiz eden bir deneme. Pazar Sendromu adlı yazıda ilginizi çekecektir. Şüphesiz ki birçok yeni bilgi ile tanışacaksınız.

Kimi zaman öykü, kimi zaman makale kıvamında denemeler biçiminde kaleme aldığı yazıların hepsi gelip bir noktada buluşuyor; Kalbin O’na Yakınlığı…

Kütüphanenizde bulundurmanızda fayda var.

Kitaptan aldığım bazı derkenar notları ile yazıma son veriyorum…

  • İnsan, kâinatta en ziyade önemsenen varlıktır. Ancak insan, kâinat içindeki bu önemini kendisinden değil, Yaratıcı’nın ona yüklediği varoluşsal işlevden alır.
  • Rüya görmenin en tehlikeli yanı, insanın o sırada rüyada olduğunun farkında olmamasıdır.
  • Kahkaha kalbi bozar. Çünkü bir üstünlük duygusunun eseridir. Tebessüm kalbi besler. Çünkü varlıklarla yaratılmışlık açısından eşitlik ilkesinin ifadesidir.
  • Karanlıkları yok etmek, aynı karanlığın içindeki aydınlıkları bulmaktan geçer.
  • Narsisizm kültüründe insanlar ilişki yorgunudur. Yutulan her yiyecek bedeni ağırlaştırdığı gibi, yutulan her ilişki, bilgi, her his ve duyguda beden dışındaki varlığı ağırlaştırır.
  • İlk yaratılan insanın erkek olması, karanlığa da, aydınlığa da ilk muhatap olanın erkek olduğunu ima eder. Erkeğin gözü karanlığa da, aydınlığa da daha aşinadır. Belki de bu yüzden “erkekler kadınlar üzerinde koruyup gözeticidir.” (Kur’an 4:34) Önce yaratılmanın getirdiği bu farklılık, bir üstünlük gibi dursa da, gerçekte bedeli olan bir özelliktir.
  • Gelenin gitmesi, görünenin kaybolması, verilenin alınması, kalbi yaralar, endişelendir. Elde edilenlerin O’ndan geldiğine teslimiyet gösteren kalp ise kaybolma riskine karşı direnç kazanır, faniliğe meydan okur. O varsa, her şey vardır.
  • Kazandım demek bu dünya için oldukça büyük bir iddiadır. Kaybettim demek ise, ruhu dipsiz bir uçuruma götüren gereksiz bir umutsuzluktur.

Talha Dereci
19 Ekim 2009
Burak – Trabzon

Discussion

No comments yet.

Post a comment