Yerel Seçimlere Doğru
Yerel seçimlere genel seçimler gibi hazırlanıldığı şu sıralarda AKP ve CHP’nin her zamanki “didişmelerini” izliyoruz ekranlardan. Genel seçimler gibi diyorum çünkü CHP aynı tas aynı hamam AKP de öyle.
Belediye seçimlerinde üzerinde durulması gereken nokta zannımca adayın “belediyecilik” görevini daha önce yerine getirmiş mi ya da bu görevi üstlenebilecek bir kişi mi olup olmamasına bakılmasıdır.
Ankara’ya bakıyorum. Yaşadığım şehirde “tahtından” 15 yıldır inmeyen veya indirilemeyen bir başkan var; Melih Gökçek. AKP’nin adayı… CHP’den ise daha önce başkentte emeği geçen ve bir dönem belediye başkanlığı yapan Murat Karayalçın var. SHP başkanlığından istifa ederek bu yarışa girdi. Ve Mansur Yavaş… MHP’den aday. Beypazarı ilçesinini müthiş bir şekilde geliştirerek uluslar arası platformda adını duyurmayı başardı.
Çekişmeli bir seçim olacağına inanıyorum. Zira yıllardır başkentte Melih Gökçek’e kimse dur diyemedi. Ve karşısına da güçlü bir rakip çıkmadı. Gökçek de çıkarttırmamış olabilir. İhtimal…
Ankara’ya aday olan bu üç siyasetçinin de belediyecilik tecrübeleri var. Gönlümden isim olarak Mansur Yavaş geçiyor. O koltuğu hak ettiğini düşünüyorum. Sebebi; geçmişiyle değil yaptıklarıyla ortaya çıkıyor. Ve bu işi becerebilir diye düşünüyorum. Gökçek ne kadar bu şehre iyi projeler katsa da artık O’nun saltanatının bitmesinin gerektiğini düşünüyorum. Hukukta mahkeme kararıyla sonuçlanmadıkça kişi suçlu olarak kabul edilmez ya Gökçek’in de durumunu öyle görüyorum. Bir şekilde kendisini temize çıkartmasına rağmen yaptığı “karanlık işleri” çoğu Ankaralı biliyor. Allah’tan Erdoğan Çankaya için aday olan bıyıkları yeni terleyen oğluna “evet” demedi… Neden Karayalçın’ı istemiyorsun diye sorarsanız çok açık bir yanıtım var; “CHP’ye verecek kadar önemsiz bir oyum yok!”
Başa döneyim… CHP aynı derken kastettiğim ne? CHP genel seçimlerde de “yapacağı şeylerden” veya “seçim vaatleri” adı altında projelerinden hiç bahsetmedi. Sadece iktidara yüklendi ve suçlamalarda bulundu. CHP’de durum hep böyle işledi. Hep suçlamalarla çamur atmalarla. Erdoğan’ın dediği gibi çamur at izi kalsın. Nitekim CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olan Kılıçdaroğlu nasıl aday oldu? Belediyecilik mi yaptı? Hayır. Herhangi bir milletvekiliyken, çıktı kameralar karşısına ellerinde dosyalarla AKP’den şu vekil böyle yapmıştır bu böyle yürütmüştür falan filan… Amacına da ulaştı. AKP Adana Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli görevlerinden uzaklaştırıldı. Sadece “popülerlik”ten dolayı bu yarışa girdi. Ki açıkçası Baykal’ın da İstanbul için başka şansı yoktu. Elinde aday olmayınca hangisi popüler ise onu öne sürdü ve piyon Kılıçdaroğlu seçildi.
AKP İstanbul’da başarılı projelere imza atmış olan Dr. Mimar Kadir Topbaş ile “yola devam” dedi. Büyük ihtimal AKP İstanbul’da alır diye düşünüyorum.
Açılım mevzusuna gelince… Baykal’ın yaptığı Kur’an kursu ve çarşaf açılımlarının samimi olmadığını partinin kendi vekilleri söylüyor. Halkı göz göre kandırmaya çalışması Baykal’ın alıştığı bir durum. Artık millet bunlara kanmıyor. AKP’nin yardımları seçim yatırımı oluyor da daha önce başörtüyü mahkemeye götüren CHP daha da ileri gidip kara çarşaflılara rozet takmak mı seçim yatırımı olmuyor? Kur’an kursuna destek vermek seçim yatırımı değil mi? Gülüyorum sadece gülüyorum. Ve acıyorum… Adam akıllı bir muhalefet partisi olamadıkları için. Ve acıyorum Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk partisine, Atatürk’ün partisine bu hallere düştüğü için. Ve bir yandan da böyle gitmesini istiyorum. Çünkü bu gidiş sade ve sadece AKP’ye yarar.
Bu seçimlerde dikkatleri çeken şüphesiz ki bir parti var o da DSP. İstanbul’un Esenler ve Üsküdar için öne sürdükleri adaylar. Esenler için Prof. Dr. Zekeriya Beyaz, Üsküdar için ünlü tiyatrocu Levent Kırca. Öncelikle Zekeriya Hoca’dan başlamak isterim. Bu kişinin seçilmesi de CHP’nin Kılıçdaroğlu’nu seçmesindeki sebep ile aynı; popülerlik. Zekeriya Beyaz’ı hangi kanal bilgilerinden yararlanmak için çağırıyor ki. Tamam bilgisi olabilir ama adamın yaptıkları da gözler önünde. Bu adamı sırf millet gülmek için izliyor. Zeki Sezer hiç mi halkın gözüyle bakamıyor anlamıyorum. Yani koca DSP bir semte hiç mi aday bulamadı. Ya da bu işler bu kadar basit mi? Adam daha hangi partiden aday olduğunu söyleyemiyor… Belediye başkanı mı olacak…
Levent Kırca’ya gelince. Kendisini siyasi kimliği ile ilk kez gördüğümde partisini bilmiyordum. ÖDP olarak düşünmüştüm. Ama DSP’den adaymış. Yıllarca siyasileri eleştirerek halkın gönüllerine yerleşen Kırca bu sefer işin içine girdi. Gençlere ilk tavsiyesi başkan olduğumda hata yaparsam benim de taklidimi yapın. Mizahı bırakmayacağını söyleyen Kırca onca adayların arasında bana daha samimi geldi. Herkesin seçim vaatleri gibi onun da başa geldiğinde yapacağı şeyler vardı. Ağırlıkta sosyal kapsamlı projeler ve mesleğine uygun yapılacak işler. Geçenlerde Can Dündar’ın sunduğu “Canlı Gaste” adlı programa konuk olan Kırca bir kez daha halkın beğenisini topladı. Programın sonlarına doğru “Her siyasetçinin bir zaman sonra “kirli çamaşır” iddiaları ortaya çıkar. Ve ben kimse ortaya çıkarmadan kendim kirli çamaşırlarımı herkes önünde gösteriyorum” dedi ve sarı bir dosyanın içinde beyaz kağıda tutturulmuş “gri bir boxer” gösterdi. Ve “Bu önceden beyazdı şimdi gri. Bu da benim kirli çamaşırım.” diyerek herkesi güldürdü. Hakikaten o anı izlemenizi tavsiye ederim. Nitekim Levent Kırca ile Zekeriya Beyaz aynı yerde aday olmasalar da Levent Kırca’nın belli bir kitlesinin olacağını ve Zekeriya Beyaz’dansa daha şanslı olacağını düşünüyorum.
Son olarak Trabzon için bir şeyler söylemeliyim. Aslında bahsedeceklerim Trabzon’u da içine alan belli başlı Karadeniz illeri ve ilçelerinden oluşan bir konu. Mevzu bahis olan konu; “Karadeniz Sahil Yolu Projesi”dir. Nedir bu proje? Başlangıçta 800 milyon dolar olarak hesaplanan ancak 2.5 milyar dolara bitirilen bir proje. Başlangıcı yapan Mesut Yılmaz, bitiren Erdoğan. Yaklaşık 2.5 milyar dolara mal olan 542 kilometrelik bu yol Samsun’dan başlıyor Sarp’a kadar devam ediyor. 6 il, 63 ilçe, 17 bucak merkezi, 9 liman, 2 havaalanı ve bir çok yerleşim birimine hizmet verecek bir yol. Bunun yapılması elbette büyük bir şey ve bu yol AKP’ye Karadeniz Bölgesi’nde büyük oranda oy kazandırabilir. Fakat işin bir de başka boyutu var. Öncelikle hesaplanandan fazla maliyete yapılmış olması. Bu arada “kaynayan” para kime gittiği belli değil. İkinci olarak; hırçın Karadeniz’in dalgalarının sürekli yolu dövmesi ile bir şekilde “onarma-bakım” çalışması hiç bitmeyen bir kâr kapısı olacak iktidardaki parti için. Üçüncü faktör de doğa katliamıdır. Sahile paralel vadilerden yol yapmak yerine, “daha ucuza geliyor” diye, denizi kayalarla doldurup doğayı katleden bir yönetim anlayışı da ön planda. Ayrıca denizdeki ve kıyıdaki bütün canlı türlerini etkileyen ve ekolojik dengeyi de alt üst etmesi cabası.
Sonuç olarak otoyoldan memnun olan ve doğa katliamı ile “yolsuzlukları” hiçe sayan vatandaş AKP’ye oy verir. Yol önemli değil, doğa bu kadar tahrip edilmemeliydi ve bu dudak uçurtan fiyatların nerelere gittiği açık açık söylenmeli diyen vatandaş AKP’ye oy kaybettirir. Karadenizli vatandaşların oy verirken bunu da göze almalarını isterim.
Ben Trabzon’da yaşayan, evi sahil yolu üzerinde olan bir öğrenciyim. Sahil yolundan gayet memnunum ama işin diğer kısmını da düşünmek gerekir diye düşünüyorum. Son söz milletin olacak…
Talha Dereci
19.02.2009

İlk yorumu sen yazmak ister misin?